rejim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rejim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2014 Perşembe

EN ÇOK SEN OLDUĞUN O YERDE

Otel hayatını acayip seviyorum ya da tatilde olma ruh halini, emin değilim tam olarak hangisi olduğumdan ama yinede bavula tıkışmayı başka yerlere gitmeyi pek seviyorum, ondan 100 puan eminim işte. Temiz çarşaf, saatinde hazır yemekler, kalıcı olmamanın getirdiği rahatlık, sadece senin mutluluğun için düzenlenmiş alanlar, saat ve bilgisayar kullanılmayan günler.... Bu sene yapamadığım tatilin hasretinden (Doktor yasağı haziranda gelince bizim temmuz ve eylül tatilleri de doğal olarak iptal) daha önce yaptığım tatillerin fotoğraflarına sardım resmen. Kendimi uyurken banyoda arada koltukta otururken bile denizde kulaç attığımı hayal ederken yakalıyorum. Bu deniz mevzusu beni çok kötü etkiledi gerçekten, içim kurudu resmen. Sürekli kendimi hayal kurarken buluyorum. Kış çocuğu olarak deniz ve kuma olan bu düşkünlüğümü açıklayacak bir tanım var mı emin değilim. Güneş konusunda aynı şekilde tutkulu değilim hatta hayatımda belki bir belki iki kere 15 dakikadan fazla güneşlenmişimdir, genelde denizim içinde salınırken yanarım ben, hem kaslarım enerji depolar, hem ruhum arınır hem de efsane bronz yanarım. Denize veya havuza girebilen kardeşlerime bu garibandan ufak bir hatırlatma; su yani özellikle tuzlu ve mineralli su, ki bu baya baya deniz oluyor, sanıldığının aksine topraktan daha çok enerji akışı yaratır, nötralize eder ve bence bedenin yeniden doğuşuna katkı sağlar. Büyük laf etmiyorum, mantık bu yönde. Bilinçaltı rahme düştüğün anda oluşuyorsa... Bilinçaltının en sünger olduğu zamanlarda bir sıvının içerisindeydin ve ilk dünyayı orada tanımaya başladın, dokunmaya ve duymaya başladığın o zaman, en korunaklı ve en çok sen olduğun yer... Suya geri döndüğünde, biraz sakinleşip suyun kuvvetine kendini bırakıp birazda savrulduğunda bilinç nereyi anımsayacak? En çok sen olduğun zamanı. 

Denizi özledim ben, doğamdan kopartılmış yabani bir bitki gibi hissediyorum kendimi, sağa sola sataşan. Ben yapamıyorum bari siz keyfini çıkartın.

Öptüm

25 Ağustos 2014 Pazartesi

TEPSİ GÖBEĞİN DOKTORLARLA İMTİHANI




Rutini nedir bu dönemde bir insan evladının; haftalık doktor kontrolleri ve kan testleri... Doktor kontrolüm vardı dün. Baya keyfim yerine geldi, dışarı çıktım, süslendüm, gezdim, mini bir alışveriş bile yaptım, arkadaşlarımla kahve içtim (teknik olarak kahveyi onlar içti, ben meyveli frozena talim) ohhh şahaneyim derken doktorum beni gördüğü anda 'Oooo tepsi gibi olmuşsun' demez mi... Haydaaa, o ne demek ola ki, ne tepsisi, nerem tepsi, nasıl bir tepsi tam olarak? Taşıma mevzusu yüzündem mi tepsi, aklım karıştı emin olamıyorum.. Moralim de birazcık katman altı bir kaç basamak. Sanırım bu duygu durumum bedensel durumumla orantılı değişik, garip, alacalı falan. E vitaminli bir kremim var sürmem lazım, yoksa oymalı tepsiye döneceğim (ne de olsa önümüzdeki günlerde daha büyük bir tepsi olacağım :/ )bir türlü zamanını tutturup alışkanlık haline getiremedim. Aslında oldukça önemli bir detay, nemlendirme besleme ve bunu gibi bir çok dişi tabir var dilimin ucunda.


Not: Doktor kontrolünde olmak her daim önemlidir ama özellikle fazla kilo ile hamile kaldıysanız Diyetisyen şart bu dönemde, ama erkek olamamasında manevi olarak fayda var (normal zaman için oldukça başarılılar elbette ama bu durum özel, kusura bakmayacaklar artık, bu da sadece bizim bildiğimiz bir mevzu) olaya hakim olmadıkları için sizin iştahınız ve istekleriniz karşısında garip tepkileri var, mevzudan haberleri olmadığı için hassasiyetleri de doğal olarak yok, beklediğini bulamamanın hırsına bürünüyor insan, nasıl bir doktor 9lu çay verir hamile hastasına... O yüzden özellkle 'Anne' diyetisyen candır. Halini anlar, kıyak yapar, hasta değil aynı kulübün üyesi hissettirir.


Sevgiler


20 Ağustos 2014 Çarşamba

KAFAMDA DELİ SORULAR

Bunda da canım çekti ondan da ama hiç birini yiyemiyorum yemek sorun değilde hepsi yerine şeftali yemeye zorlanmak sorun oluyor artık, çocuk muyuz biz kardeşim kandırır gibi al sen bunu ye kesilir tatlı isteğin. Pardon da kimin ihtiyacı kesiliyor bu şekilde? Hayır var da böyle bir yöntem bana mı işlemiyor onu anlamaya çalışıyorum. Yemek tatlı vızzzz, boşver hepsini de en fenası insanın kendi kendine yetememesi durumunda yetecek kimsenin kimselerin arazi olması. 

Farklı şeyler bekleniyor hayatın bu döneminde, daha garip değişik bir tip oluyorsun, güzel tatlı falan da değilsin yani o baya sağlam bir züğürt tesellisi. Yanında  kimsede olmayınca, iki lafın belini kıramayınca, beklentilerin karşılanmayınca, kendini özel ve değerli en azından bir kaç aylığına hissedemeyince hissetmeye katkı görmeyince, herkes kendi dalgasına bakınca, sitem alınganlık falan değil bu yavru kuş, baya bayaaa hayal kırıklığı şangur şungur. Aman aman zaten olmasın, varlığı toplam nüfusun yokluğundan daha büyük bir bela, her lafı üzmek için her bakışı eksik bulmak için dediğim kişilikler oluyor tabi onları kayıt dışı bırakmayı öğrendim aklımda. Ama yine de tüm bu olaylar olurken Prensesliğe terfi edeceğim gün bugündür Hahayyyyt!! diye düşünürken kahrı bela Rumpelstiltskin hikayeye dalarak seni çevreni artık kim varsa ortalıkta kasıp kavurur, iş baya masaldan korku filmine evrilir ve hoooop kendini Unutulan Güzel ve 7 Hiçkimselere talim ederken bulursun. 

En temizi beklememek, net, mis gibi, akmaz kokmaz iş, ne iste ne üzül falan filan. Yok yok evde oturmaktan, tatlı ataklarından, hadi o da olmadı kesin hormonlar dalgalandığından oluyor tüm bunlar deyip geçsek mi hızlıca üstünden ne.
KAFAMDA DELİ SORULAR...


Not: Görseller eski Bana ait, Beyaz Fırında kendimi o porsiyondan bu porsiyona attığım zamanlar yani. Sırayla; Polka, Çilekli Milföy Pasta, Muzlu Rulo ve Balkabaklı Cheesecake. Yazdıkça bile tansiyonum düştü, ben biraz şeftali atıştırmaya gidiyorum. Bye

18 Ağustos 2014 Pazartesi

HORMONLARIMIN ELLERİ ÖPÜLESİ ALINGANLIKLARI


Bu yaz çok yazacak bir şey bulamadım, yaşayamadım ki yazayım, saksı mode on. Denıze ben mi girdim, ben mi yüzdüm amann şöyle kulaçlar kulaçlar masmavi. Ben mi kastım baharda da yazın cillop gibi salındım çeşme bodrum kos hadi bilemedin mykonos. Başka işlerim oldu benim, vaziyetler başıma üşüştü ben de attım kendimi başka başka yerlere çalıştım durdum.. Sonrası da oldu tabi ama onu başka zamana dertleşiriz, konuşuruz kırarız iki lafın belini. Siz şimdi deniz kenarı havuz alemlerdesiniz ben de ayrı bir alemdeyim, sorma sorma derdim büyük dokunsan dökülecek eteklerimden kaya kaya laflar da gidip birine çarpacak diye 1.vites homurdanıyorum. mailler birikmiş, nasıl verdin kiloları, geri aldın mı ya da nasıl koruyorsun formunu, şu diyetisyeni tavsiye eder misin?? Hepsine cevabımdır: Hoyyyyt bir durum yahu ne zayıflaması, yok kardeşim aylardır 2gr veremedim, bir süre daha veremeyeceğim, çokta tınnnn günler torbaya mı girdi daha önümüz kış ve genciz yani şunun şurasında hepsini hallederiz şişşşştttt, iradesiz adam sende pabucumun bloggerı. 

Tek kişi olsak ben gösterirdim yaz, bikini falan bayada takmıştım kafaya zaten kesin yırtardım bu işi (çok pis konuştular bıdır bıdır arkadamdan da kulağıma geldi, art art niyetler peşisıra cümle alem sanki ağzının içinde konuşuyor gizli kalacak sanıyor fesat ruhları, çıktı mı o laf bir kere senden her türlü duyarım ben) ama dediğim gibi yerim dar 2 kişiyim, ona rağmen gönlümce yiyemiyorum böyle ohhh deyip vur patlasın çal oynasın partiliyemiyorum kremşanti üstü sweetcherry  modunda. Şeker çıkmasın, tansiyon olmasın, aman obez bebek olur, gelişimi engellenir, bize mi vurdu bu piyango arkadaş lab araştırma bu kadar gelişmemişken ne yapıyordu insanlar, gözlernin akından mı anlıyorlardı da önlem alıyorlardı? Bence garezi bize tıp, teknoloji ve gelişimin. Bundan sonra biraz kendi gelişimimden bahsedeceğim, çok bildiğimden falan değil aman ha, yaşayarak kör topal tecrübe ettiğimden. Mesela 10kg+ fazlası olup hamile kalanların canı can değil, aşeremez, her gün tatlı yiyemez. 20kg ve üzerinde fazlası olanlarsa yandı ki ne yandı (bu grup benim adamlarımla dolu, canlarım benim mucxx mucxx ben yanınızdayım annem) ne tatlı ne hamurişi ne de öyle kalça göbek büyütmece; her yemekten sonra 20dk hafif tempo yürüyüş, bol su, şekerli gıdalar kesinlikle yasak haftada bir falan da yok öyle yağma, çok canın çekerse al bir havuz kemir :/ . 

Tüm hormonlarımın ellerin öpülesi alınganlıklarına, huzursuzluklarına veya tüm art art niyetleri peşi sıra dizilmişlerın bugün hortlamasına rağmen kanatlarım var benim ruhumda, uzun uçar hayallerim mavilere aşık, gözlerim hep bir güneş kamaşması böyle bir çocuk halleri çocuklu hallerden, ne bileyim işte hep o yiyemediğim şekerelerin akmış bulaşmış pembeleri ellerimde...


Anlatacağım daha uzun uzun, zaman bol ;)


Not: Son zamanlarda yeni favori kurgu çiftim bu topraklardan, Yaren ve Carlos'a öpücükler sevgiler hörmetler, içimde ki damar yolunu meydana çıkartıp kökenlerime döndürdükleri & yüzümü koltuk minderi kıvamındayken kocaman güldürdükleri için... Yemişim Hollywood'un snoob repliklerini, yanarım yanarım oy oy oyyyyy.


Öperim



4 Mart 2014 Salı

SIRADAKİ PARÇA, TÜM CANI ACIMIŞ KUĞULARIMA GELSİN....


Birinin seni çok sevmesi değiştirmiyor hislerini her zaman. Yani illa bir sevgili değil anne baba kardeş hatta bir candost bile olabilir. Eş dost bilmez içindeki efkârı, kendini sarmalayan iplerin ruhunda çıkıp tüm bedenini çepeçevre sarıp ruhuna geri demir attığını. Gencecik insan bunu nasıl yapar kendine olur,  hepimiz azıcık eserikliyiz ya dışarıdan bakınca o yüzden heralde kendi kendimize yaptığımıza inanılır; mağduru suçlama psikolojisi dedi bir sosyolog bugün. Düşersin ‘düz yolda yürüyemiyor’ derler,  kaza yaparsın ‘zaten çok dikkatsiz kullanır o’ derler diye örnekledi. Ne severmişiz düşeni düştüğü yerde görmekten zevk alıp, vurma isteği duymayı. Ama muhtemelen vurulmaz düşene, sağda solda gören olur diye. Bazen onun çekincesini de yaşamayanlar olur hayatta, kitapsız vururlar. Yani birinin seni sevmesi değiştirmiyor hislerini, onlarca sevenin olsa, bir sevmeyenin kafasından geçenleri yüzünden okuyabiliyorsan işte o zaman gömülüyorsun derinlerinde bir çukura. 

Herkesin sevmesi mi gerekir seni aslında, yoksa senin kendini sevmediğini mi hatırlatıyordur her biri ve bu yüzden koşarak uzaklaşmak geliyor içinden bilmiyorum. Bir hastalık olur, bir gaflet anı, canının sıkkın olduğu bir dönem veya sebepsiz bedenin değişmiştir, çok veya az kilo almışsındır yani kısaca sevmediğin yeni bir bedenin vardır nedeni nasılı önemsiz. Sen çıkmak istersin o halden, kostüm gibi durur üzerinde, sana ait değilmiş gibi, sanki hemen biri gelip “Bu ne hal, senin değil ki, ver bakalım bana.” diyecekmiş gibi. kimse gelmez. Aynada baktığın kişiye yabancılaşırsın, yabancılaştıkça kendinden uzaklaşırsın. Başkalarının derdini dinler, sıkılsan da yanlarında durur, aman laf etmesinler diye onaylamadığın şeylere baş sallarsın. 



Canını acıtır sözleri ama sen her şeye zaten alınır olmuşsundur onlara göre, gerçekten alındığında dikkate alınmaz güya, yani savunmasızsındır, kalkanların düşmüş hedef olmuş böyle incecik bir dalın arkasında saklanmaya çalışan tombik bir asker gibi durursun savaş alanında. Gözlerinde ateş fışkıranlara dönüp “Hayırdır dayı sorun mu var?” diyemezsin sadece kibarlıktan falan değil baya yani kimsenin dikkatini çekmemek için, senden başka kimse anlamaz hatta sende anlamazsın “nasıl yapamam ben, nasıl başaramam” diye garipsersin. 

Senden başka kimsenin anlamaması öyle bir noktada kendini belli eder ki işte o nokta kırılma anı olur, ya batarsın dibe ya çıkarsın hırs ve öfkeyle;  yine bir yabancılaşma anı yaşarsın sabahın köründe,(başka birinin bedeninde uyandığını hayal etsin bu duyguyu hiç tatmamışlar) ilk defa tasma takılmış bir kedi gibi kendi kuyruğunun çevresinde endişe ile dönerken buna anlam veremeyen en yakınındakinin canını yakmak istersin “Bak bu kadar acıyor benim canım” diye söyle söyler incitirsin, ama bilirsin ki hiçbir söz yaşadığın kırgınlığı telafi etmez daha çok hırs kuşanır daha acımasızlaşırsın, acımasızlığın söker derini en çok kanatır. Kimi üzsen en çok ağlayan sen olursun gün sonunda.


Kalbin hani böyle sıkışır gibi olur ya içinden çıkamazsın tüm bunların, o sıkışmıyordur aslında, bir kafesin parmaklıklarını hırpalıyordur; sesini duyman için, tutsaklığın bitmesi için. Özgür asi bir kuşsun aslında demişti Ali Poyrazoğlu bir kanadı kırık topallayarak hayatta kalmaya çalışan, çünkü cesaretimizi söküp almışlar ruhumuzdan. Kaçırırsın gözlerini, hakkında konuştuklarını bilirsin, birinin söylemesine gerek olmaz ama birisi gelir söyler yine, duyarsın yani her türlü, (kendinden kaçanların en büyük yeteneğidir birinin ne konuştuğunu hissettiğini gözlerinden okumak, kendininkini okuyamıyor ya ihtisası başkaları üzerine) süslü laflar söylense de altında yatan acıma duygusu değil senin düşmenin kutlamasıdır. Böyledir insanoğlu, başarının kıstası bir başkası ile arasında ki mesafenin dikey düşeydeki uzunluğudur kendince, bazılarımız farklı yaratılmışızdır elbette, düşeyler ve yatayların her kesişimde kendi yüzümüzle karşılaşırız, tek derdimiz kendimiz tek rakibimiz bir önce bir sonra ama yine kendimizdir. Yalnız kalmaktan korkarsın en çok, süreç değişmez;  ilk zamanlar yalnızlık kolaydır, başkalarını suçlarsın kendince suçluluk oran denklemleri kurarsın “Oh söyledim kurtuldum hıh!” diye rahatladığını düşünürsün ama 4. Gün sıkıntı! İşte o 4. gün kendini suçlama zamanı gelir, hazır zaten sevmiyorsun kendini, acımasızsın zaten, yaşadığın hissettiğin her şeyin bedeli ona kalır garibim. Sonrasını biliyorsun.



 Nasıl çıkar insan kendi boşluğundan, nasıl unutarak devam eder yarına, nasıl sevebilir bir yabancıyı kendi ruhunda, nasıl onu anlamayan tüm sevdiklerini özgür bırakabilir acısından…

 Affetmek…

Yeme onu yeme işte, dostun değil o senin, acını dindirmeyecek, rahatlamayacaksın o tabaktan sonra, içinde aç olan miden değil asi kuş, açlık öyle bir şey değil!! Cesaret!! Dışarıya çık, evinde oturma, nefes yok evde, nefes almak için dışarı çık, ağaç olsun orada, deniz veya su.. Toprak olsun orada. Dışarı çık. Soğuk değildir yalnız bir ev kadar hiçbir orman, yürü, bir ağacın dış kabuklarına dokun yaralarının geçeceğini hatırla, kafanı kaldır gökyüzüne bak sevildiğini bil, tak kulağına bir müzik, erkenden uyan git, güneş senin için doğsun. Bir dal yaprak, renkli çiçekler, dalga köpükleri, martılar, kuşların şıkırtısı.. Ruhunun bir parçası doğada saklı, seni bir tek o iyileştirebilir, Ana eki almasının bir sebebi var elbette, sarar yaralarını….

Biliyorum bunların hiç biri mucizeye benzemiyor böyle uzaktan bakınca, ne değiştirebilir ki diye düşünüyor insan düşününce. Unutmaya, konuşanları düşünenleri susturmaya, bedenini değiştirmeye, canını acıttığın tüm sevdiklerine yaşattığın dakikaları geri almaya veya kendine olan küslüğünden vazgeçirmeye gücü yetmez sanıyorsun.


YAŞAMAYA CESARET EDEMEDİĞİ İÇİN MUCİZELERLE KARŞILAŞAMIYOR YARALILAR..


Sen ey kadın
Sen topraksın, toprak anadansın
129 metre yüksekte bir plazanın içerisinde sadece yaralı kuşsun kanatları kırılmış

Toprağa dey, senin orası, senden, mucizelerin gerçekleştiği yer.



10 Şubat 2014 Pazartesi

GÜNÜN DETAYI No.09 PRATİK HİNDİ YAPIM TEKNİKLERİ

Akşama yemeğe misafirimiz var: Hindi. Kuğugiller familyasından olmaması nedeniyle içimiz rahat. Kolay ve hafif bir tarif isterseniz işte devamı...

Evde ne kadar sebze vs varsa küp küp doğruyoruz, ben brokoli karnabahar ve hatta taze zencefille chili bile bulup koydum. Sonra mümkünse tavuğun içinden çıkan değilde evde bulunan baharatlarla sebzeleri fırın torbasına koyuyoruz. Çok az zeytin yağı ekleyip poşeti karıştırıyoruz, baharat her yere yayılsın. Fotoğraflar kronolojik sırayladır, ilham alabilirsiniz. Ben özellikle caju baharat karışımını içinde salata baharat karışımını kullandım ve birazcık muskat rende ile zerdeçalla sihir kattım. Sonra julyen veya fileto doğranmış hindileri poşete koyut tekrar biraz sallayıp çalkalayıp sosu yediriyoruz. 

Poşetin ağzını sıkıca bağlayıp üzerine bir iki delik açtıktan sonra pişirme kağıdı serili tepsiye yerleştiriyoruz (bazen sulu olabiliyor karışım, çıkartırken tepsiyi de kirletmesin). Isınmış fırında 180-200 derece pişiyor bu poşette yemek. Suyunun büyük bir kısmını çekince çıkartıp yanında kırmızı lahana salatasıyla servis yapabilirsiniz. 

Şu kadarını söyleyeyim yaptığım yemekler arasında en doyurucusu bu oldu hatta gece sadece bir adet portakal yedim o da listemde olduğu için yoksa sabah kalktığımda bile hala toktum. 

Bir daha ki pratik hızlı yemek tarifinde buluşuncaya dek sizden de gelecek tarifleri bekliyorum. Aman diyim çok zor olmasın beni afakanlar basıyor gram hesabı yaparken, ayarım kaçıyor =) 

Sevgiler

8 Şubat 2014 Cumartesi

KIRMIZI PANCAR GÖREN MASUM KUĞU


Dün biraz alışveriş biraz spor biraz çalışmayla, yani hepsinden azar azar right in to the middle gibi geçti. Ortaya karışık. Daha önce yeni tanıştığım sebzelerden bahsederken pancarı da eklemiştim. Göztepe-Erenköy arası benim çocukluğumun pazarı kurulmaya devam ederken bu sefer büyümüş halimle gitmeye karar verdim. Pazar'ın şanıymış pazarlık onu bizzat gördüm. Kadınların ev ekonomisine katkıları inanılmaz. Marketten falan almaya gerek yokmuş, asıl sebze meyve pazarda olanmış. Benim ki biraz turistik amaçlar taşısa da aldığım pancar ile birden çok şey yaptım, ekonomimize sağlam katkılar sundum. Yemek konusunda bir adım daha atlamış bulunmaktayım, şimdiki uğraşım; sağlıklı gıdalarla sofralar. 

Pazardan alışveriş yapmanın elbette zor yanları var, bir kere sağlam matematik bilmen lazım. Yan tezgahtaki fiyatı aklında tutman için de hafızanın kuvvetli olması lazım. Ben bir daha ki profesyonel denememi annemle yapmaya karar verdim, bu işte usta olmak için pratik gerekiyormuş. Şaka falan değil baya ciddi bir iş pazardan alışveriş yapmak.

Neyse bizim nevaleyi doldurdum geldim. İçinde en merak ettiğim sebze olan pancarı aldım. Soydum bir kaç kez yıkadım azıcık sirkeli suda beklettim. Sonra bunları temiz bir tencereye alıp üzerine içme suyu koyarak kaynattım. Suyun rengi vişne oldu, pancarlar da yumuşayınca aldım ocaktan biraz soğumaya bıraktım. Yarısını dilimledim zeytin yağı ve limon birazcık deniz tuzu ile konserve olarak satılanlar gibi oldu. Salataların üzerine konabilir hatta cam kavanozda bir hafta kadar saklanabilir fazlası.

Diğer yarısını rendeledim, sarımsak zeytin yağı limon tuz ve biraz süzme yoğurtla karıştırdım. Bence efsane bir meze oldu. Bu da yaklaşık 5 gün saklanabiliyor. Yoğurt burada işi bozan taraf çünkü.

Suyunu süzgeçten geçirip içine biraz limon suyu eklenip kavanozlara konulunca yeni meşrubatımızı elde etmiş oldum. soğutup bu minik limonata kavanozlarımda servis yaptım. Biraz süsleme eklerseniz çocuklar bile bir ihtimal severek içebilir. Pancarın faydaları çokmuş ama biraz tatsız bir sebze gibi görünüyor dışarıdan o yüzden evimize yeni yeni girebildi. 

Ben spordan sonra salatamın üzerine biraz yaptığım dilimlenmiş pancar biraz da peynir ilave ettim. Tam bir öğün işte, daha ne kadar sağlıklı olabilir?

Tansiyona, saç dökülmesine, ürtikere, karaciğer hastalıklarına, mide ve bağırsak sorunlarına birebirmiş. Benim değil uzmanların lafı bu. 

o salatanın içerisine biraz da taze zencefil rendeleseydim sanırım 100 yaşımı görmeyi garantileyecektim. Kısmet akşama artık.


Sevgiler

27 Ocak 2014 Pazartesi

PAZARTESİ SENDROMU YAŞAMAYAN BÜNYELERE, GÜNÜN DETAYI No.08


Haftasonlarını seviyorum hem de çok çok. Bu seferki de aynen sevdiğim gibi geçti. Pazartesi sendromu yaşamasam da bu hafta açılışını güzel günlerden bir kare ile yapmak istedim. Şarap-peynir gecesi yapıldı arkadaşlarla kuzenlerle, bir sohbet bir sohbet. Kırmızı şarap güzelse bir kadehe hayır diyemem, sağlık açısında da faydalarını artık 10 yaşındaki çocuk bile biliyor, özellikle rejim zamanı dozu kaçırmamak oldukça önemli.

Bu haftasonu kitap okuyarak, kendimi dinlendirerek, dostlarımla zaman geçirerek ve sevdiceğimin misss kokulu sürprizi ile enerji depoladım, motivasyonum arttı, güzel filmler izledim (American Hustle, Pi'nin Yaşamı, vs)



Sevdiklerimden birini kısa dönem yolculuğa uğurladık, hasret biriktirdik, öptük sarıldık bir daha ki görüşmemize kadar sevgi doldurduk içimize.

Dostum B.'nin doğum gününü kutladık, oynadık, yedik, kahkaha attık. İyi ki doğmuş dedik içimizden yüreğimizden.

Kısacası bu haftasonu sevdiklerime sarıldım bolca, yeni umutlar ve hedefler koyduk önümüze.. Haftaya doktor randevu ve kontrollerimle devam edeceğim. Bakalım neler çıkmış minik bedenimde =). Onların da detayları yakında..

Sevgiler

16 Ocak 2014 Perşembe

HAYAT, KADINLARA HEP Bİ' ŞOK ZATEN!


Her rejimin ilk 4 veya 6. haftasında yaşanan bir duraklama dönemi vardır. Ya işte biraz motivasyon düşer kaçamak başlar veya bir anlık boşluğa kapılır kişi disiplinden uzaklaşır. Belki her şeyi doğru yapar ama yine de vücut direnç göstermeye başlayabilir eee ne de olsa yıllardır sizinle kopmak kolay değil. Yerleşik yağ diye bir şeye ben doğrusu inanmıyorum, bu daha çok yerleşik ön yardı. ha 1 yıl önce almışsın o kiloyu ha 5 yıl önce, önemli olan o kilo ile yaşamaya alışan beden ve yeme sistemi, işte o yıllar fazlalaştıkça değişmesi daha zor bir duruma geliyor.

Büyük şok rejimler bana göre değil, aç olunca insanlığımdan çıkıyorum, yemek güzel şey tabi yediklerimiz de önemli. Ayrıca çok sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum. şok yapmak için aç kalmaya gerek olduğu kanısında da değilim, minik değişiklikler de vücutta şok etkisi yaratabilir. Düşünsenize 10 yıldır her hafta iki kez sağlam bir künefe yiyorsunuz ve bir anda onu kesiyorsunuz. E bu bence en sağlam şok! 'Hani benim emektar künefe, noluyoruz yahuuuu!' diyecek vücut. 

Benim değişimimde ki en önemli sorun motivasyondu ama onu da yarı yarıya halletmiştim, geri kalanı için doktorum iki haftada bir daha sıkı ve irademi sınayacak listeler veriyor. Bu hem alışkanlığı kırıyor hem de 'Noluyorrrrr baba hayırdır?!' etkisi yaratıyor vücuda. İşte o listem. 

Not: Son zamanlarda yayınladığım listeleri durumumu sizlerle paylaşmak ve neler yaptığımla ilgili bir fikir vermek için yazıyorum. Tamamen kişiye özel hazırlanıyor ve kalem kalem doktorumla pazarlıkla sonucu oluşuyor bu listeler. Sevgili doktorumun bu konudaki üstün başarısı ve öngörüsüne güveniyorum. Boy, kas ve kilo oranım her hafta detaylı bir şekilde listem için baz alınıyor. Bazen fazla gibi görünüyor sizlere biliyorum ama zaten sorun yemek değil, yanlış yemek veya hiç yememek. Yemeyerek aldığım son 8 aydaki 11 kilo sanırım size ufak bir fikir verecektir. Amazon gibi maşallah külçe külçe kemiklerime biraz enerjiyi çok görmeyin =) Kıtlık psikolojisini hiç yaşatmıyoruz ve doğru yakıtla rejimde yaşanan baş ağrısı ve halsizlik sorunu kapı dışarı ediyorum.


İşte son listem;

Kural: 7 gün yemek saatleri ve gıda türleri asla değişmeyecek. Elma yazıyorsa o öğünde 7 gün o öğünde o elma yenecek!

Kahvaltıdan önce: 1 su bardağı ılık, 1 su bardağı normal su yanında 1 adet kuru kayısı veya mürdüm eriği.

Kahvaltı: 1 adet yumurta, 1 dilim ekmek, 10 adet yeşil zeytin bol çiğ sebze, şekersiz çay. (Ben yeşil çay tercih ediyorum)

Kuşluk: 1 adet elma

Öğlen: 4 birim et ( 6-8 adet anne köftesi oluyor kendisi) ve bol salata (yağsız)

İkindi: 1 çay bardağı leblebi, taze limon suyu ilaveli çay.

Akşam: 4 birim et ve bol salata (az yağlı)

Gece: 18 adet badem

Benim için bu listenin en zor kısmı elmadan sıkılmam ve sütlü nescafe aramam olacaktır muhtemelen ama onu da çözeriz yahu, derdimiz bunlar olsun.

Sevgiler


4 Ocak 2014 Cumartesi

TABANWAY KUĞU COOP.


Yürüyüş özellikle annemin en sevdiği fiziksel aktivitedir, bana yıllarca aşılamak için elinden geleni yaptı ama karşıdakinin kapasitesi almıyor ne yapsan nafile kuşum. 22 yaşına kadar taksi bulmak için harcadığım enerjiyi yürüyüşe yönlendirseydim bugün bu blog'un konusu da muhtemelen moda vs olurdu. Bende jeton geç düştü ama düştü nihayet. Şimdi ise fırsat buldukça açık havada, o fırsatı bana hava sağlamıyorsa da spor salonunda en az 45 dk olmak üzere yürüyorum. Ki son kararlardan sonra daha şevkle ve daha uzun saatler yürüyorum.



Peki diğer sporlardan ne farkı var?
1. Maliyet 0 tl
2.Çok kişi ile birlikte yapılabilir hatta daha keyifli olur
3. Doğa esas ekipman
4. Fazla kilosu olup ta ağır spor yapması eklem sistemi için sakıncalı olan kişlerin bile yapabileceği bir aktivite.

Bakın doktor ve klinikler yürüyüşün faydalarını nasıl sıralamış;

Kilo kontrolü sağlar
Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kolon kanseri ve tip 2 diyabet gibi çeşitli hastalıkları oluşturan koşulları önler, riski azaltır.
Kemiklerinizi güçlendirir.
Denge ve koordinasyonu geliştirir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Dinç durmanıza yardımcı olur
Stresi azaltır
Enerji verir
İnceltir, kas sistemini geliştirir.
Yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürür
Kemikleri güçlendirir
Göğüs kanseri gibi bazı kanser türlerine karşı korunmanıza yardımcı olur.
Kilo kontrolü sağlarken günlük harcanan kalori miktarını yükseltir
Artrit eklem şişliğini ve ağrıları kontrol etmeye yardımcı olur.
Kendinizi daha iyi ve enerjik hissetmenize sebep olur, motivasyon sağlar
Anksiyete ve depresyonu azaltır
Daha iyi uyumanıza yardımcı olur
Benlik saygısı geliştirir



Bu kadar sözden sonra dayanamayıp ben yürüyüşe gidiyorum, bir kaç saate dönmezsem korkmayın.. 


Tabana kuvvet.

2 Ocak 2014 Perşembe

YILBAŞI GECESİ SONRASI KEMERLERİ SIKMA POLİTİKASI (YENİ LİSTE)

Yılbaşı gecesi yedik içtik, abarttık biraz. Şimdi o günahları çıkarma zamanı. 01 Ocak itibariyle ben bu işi ciddi ciddi ele almış bulunmaktayım, hedeflerime sahip çıkıyorum. 

Özellikle alkol ve şekerli yiyecek tüketiminin fazla olduğu bu tip kutlama günlerinden sonra daha dikkat edilmeli ki o şişlikler kalıcı olmasın. Benim için kısa vadeli çözümlerden daha çok, kalıcı yöntemler gerekiyor elbette, yolum uzun. Ancak kilo verme sürecinde bu kaçamağın beni tökezletmemesi ve alınan fazla kalorinin dengelenmesi için bu tip ufak kemer sıkmalar oldukça faydalı. Ara ara bu tip 3-4 günlük değişimler hep olacakmış, doktoruma kayıtsız şartsız teslimim, ne derse o!

İşte doktorumun benim için hazırladığı 4 günlük sıkı program. Bu liste tamamen kişiye özel olarak hazırlanmıştır, bir fikir vermesi amacıyla paylaşıyorum sizlerle. 


Sabah: 1 bardak soğuk, bir bardak ılık su ve 1 adet kuru gün kurusu kayısı.

Kahvaltı: ! dilim peynir, 1 adet haşlanmış yumurta, iki dilim tam buğday veya çavdar ekmeği, bol yeşillik ve çiğ sebze, çay (şekersiz).

Ara: 1 su bardağı süt (nescafe olarak değerlendirebilirsin)

Öğlen: 8 yemek kaşığı sebze yemeği + 1 dilim et veya 12 y.k. etli sebze yemeği, 1 dilim ekmek, yağsız bol salata, 1 bardak ayran.

Ara: 1 dilim kepek ekmeği veya tam buğday ekmeği, 1 dilim peynir, yeşil çay (tost şeklinde yapılabilir)

Ara: 1/2 su bardağı süt veya 1 bardak ayran.

Akşam: Öğlen menüsü ile aynı.

Gece: 4 adet tam ceviz, 3 adet mandalina.


Not: Sebze yemeği olarak kabak benim favorim, yanına belki haşlanmış brokoli veya kırmızı charliston. misssssssssssssssssss


Sevgiler

30 Aralık 2013 Pazartesi

YILBAŞI DİLEKLERİ: GEÇECEK, İNANIN! (GÖNLÜMDEN GEÇENLERİN YAZISI)


Yeni yıl için yazı yazmak istemiştim. Amacım neşe dolu bir başlangıç için bir kaç detay, trend, alışverişliklerden bahsetmekti. Bu sabah bir AVM'ye gittim, insanlar delirmiş gibi alışveriş yapıyorlardı, sanki cüzdandaki para ve kredi kartı limitleri bir an önce kurtulunması gereken virüslerdi, "Aman al al, bende kalmasın, bak bunları da al, ohhh kurtuldum, ver poşetleri." diyaloglarının geçtiğini hayal etmeye başladığımda kendimi bir kafeye attım ve başladım internette araştırmaya; hangi site yılbaşı için ne yazmış, ne yapmış, kampanya vs durumları nedir. Tableti alaşağı etmemek için zor tuttum kendimi. Arkadaş, hani temiz bir sayfa açıyorduk, hani yenilenecektik, dilekler dileyecek hedefler koyacaktık, hani yüklerimizden kurtulacaktık? Tamam her şeyi geçtim, aile olmak birlikte olmak falandı esas önemli olan, mevzu ne zaman sadece para harcamaya geldi? 

Hani diyelim "Yeni yılda sevdiklerimizi hatırlayamayalım mı" dedi biri, tabi hatırlamak güzel ama en son ne zaman kart atıldı Fransa'da ki kuzene, Denizli'de ki teyzeye Amerika'da ki üniversite kankana?  Hatırlamak için illa deve yüküyle para verip hediye almak, onu da 6 taksite bölüp her ay ekstrede gördüğünde sevgiyle anmak mı lazım? Her ay hatırlamak için taksite değil, sağlam bir ajandaya ihtiyaç var zaten. 



"Hadi anneme, babama, hiç olmazsa bozulmasın diye sevgilime hediye alayım" diyorsanız, bir kaç fikir önerisi için sevgili dostum Bengü'nün blog'unda çok güzel alternatifler sunulmuş. Hem de her bütçeye uygun bir şeyler var. Ben de doğrusu bir tek eşime ve kardeşlerime hediye aldım, kardeşlerim zaten ne zaman bir şey alsam mutlu oluyorlar, bizim öyle özel günleri bekleme gibi bir ritüelimiz yok ama istedikleri bir şeyler hep oluyor yani onlara yılbaşı fark etmiyor, eşime ise içerisine yazdığım güzel kartı okuması için bir paket hazırladım ( Evde boşuna arama, bulamayacağın yerlere sakladım=)). 
http://benguilehayat.blogspot.com/
http://benguilehayat.blogspot.com/2013/12/ylbasnda-ne-hediye-alsam.html


Ben bu yeni yılda yapacaklarıma yılbaşı gecesi itibariyle 'start' vereceğim. Hep çok sevmişimdir yılbaşlarını, hep umutlu ve heyecanlı olmuşumdur. 01 Ocak sabahları yeni bir hayata uyanmış gibi olurum çünkü. Ancak bu senenin hayatımda yeri farklı olacak, biliyorum. Hiç yapmadığım kadar ilgilendim kendimle, dinlendim, radikal kararlar verdim, mevcut duruma baş kaldırdım, değiştirdim, şunu şunu sadece kendim için yapacağım dedim ve yaptım, ruhumu dinledim, kırgınlıklarımı anlattım, yaralarımı sardım ama önce kabul ettim, kendimi tanımak için fiziksel olmayan yolculuklara çıktım, çocukluğumu hatırladım, çocuk yanlarımı gösterdim, çocuk gibi heyecanlandım, istedim, inandım. Çocuk olmanın tadını çıkardım. Sonra kusurlarımı sevdim, kusursuzluğun doğada olmadığını görünce yaprakların gökyüzünün kuşların kusurlarını sevdim, güzellik orada saklıydı. Bana 'kaç kilo verdin?' diye soranlara 'Vermek istediğim 23kg var ama henüz vermedim' dediğimde dürüst olduğum için gurur duydum kendimle, bu sorunu yaşamamın da bir sebebi olduğunu bilerek inatla inanmaya devam ediyorum başaracağıma, bu deneyimin beni çok farklı yerlere taşıyacağını öğrendim çünkü, bir nedenim vardı. 



Bu süreçte beni destekleyen sevgili Ayşe Burcu Eren Önen hocama teşekkür ederim, içimdeki çocukla, geçmişimle ve geleceğimle barışmamı sağladığı ve kendim olmanın o ihtişamını tattırdığı için. Ben yolu yarıladım tüm bunlar sayesinde, evet kilo olarak başındayım ama işin ortasındayım aslında çünkü artık saklanmıyorum, kendi kendime kaldığımda ağlamıyorum, en ufak başarısızlıkta kendimi suçlamıyorum, çok değerli bir varlık olduğuma, parçası olarak bir bütünde varlığımın fark yarattığına inanıyorum. Aynada kendime bakmamak için yüzümü çevirmiyorum artık, bir çocuk görüyorum karşımda, ufak kıvırcık saçlı kocaman kahve rengi gözlü minik burunlu, güvende hisseden ve çok sevilen. O kadar uzun zaman olmuştu ki kaybedeli, onu buldum işte, hayallerimi hatırlattı, o yüzden yolun yarısındayım ben, diğer yarısını da yürüyebilirim, biliyorum.

31 Aralık gecesi ve sonrası çok farklı olacak, çünkü ben farklılaştım. Nereden nereye geldim diye bakıyorum kendime ve yazdıklarım geliyor aklıma. Gözlerimi kapatıp nasıl biri olmak istiyorum aslında diye hayal ettiğimde ve sonrasında yazdığımda ki farklar.. Şimdi Ben ve Hayalimde ki Ben olarak.


Bunları yazarken gerçekten böyle hissediyordum. Aradan çok zaman geçmedi ama şimdi 'Yuhhh ne kadar acımasız davranmışım kendime, insan insana bunu yapar mı' diyorum, bakınca aradaki farkı anlıyorum, hayalimdeki ben aslında görmekten kaçındığım benmişim, biraz çaba ile mümkün olacak benmişim, hayal değil 'Hedef'miş aslında. Kendime puanlar verirken dürüsttüm, öyleydim, öyle hissediyordum, içten içe dokunsan un ufak olacak kumdan bir kale haline geliyordum, dışarıdan güçlü ve tam görünen. 
Her şeyi tam birinin hayatına 4/10 vermesi normal mi?
Özgüven 3/10
Kendini Onaylama 5/10
Kendini takdir etme 4/10 
Var olduğun hali beğenme 1/10

'Var olduğu hali' beğenmeyen, varlığını kabul edebilir mi? Varlığını kabul etmeyen 'Var' olabilir mi? Nasıl varlığını gösterecek işlere imza atar? Peki, var olmayan bir şeyi sevebilir mi insan?

O siyah diz altına inen kocaman hırka var ya, hani önünü üst üste koyarak kollarını birleştirdiğin, göbeğini kalçanı gizlediğini düşündüğün, gizleyerek yok saydığın. Bedeninin hepsini olmasa bile bir parçasını bile yok saymak, kabul etmemek, parçalamak... 'Keşke' ile başlayan ve 'Ama zaten ben ....' diye bitenler..

"Kocaman insanlar olduk ayol, neremizde kalsın çocuk yan!" diyen oluyor. O öyle senkronize büyüyen bir hadise değil ki. Siz hiç babanızı özlemediniz mi, ağabeyinizin canı istemese de yalvar yakar bir yerlere sürüklemediniz mi veya sevdiğinize 'Ben sana küstüm' demediniz mi? Hasta olduğunuzda annenizi aramadı mı gözleriniz? Anne babası içinde yaşayan herkes hala o çocuğa da sahiptir, farkında değildir o ayrı, zaten o çocuk bu ret edişe unutuluşa kırılıyor en çok. Ağabeyim yok ama deli özlerim babamı, yanımdaysa ama konuşmuyorsa bile özlerim, kulağımda çınlar 'Babişim' demesi. Eşimin babasını da özlerim, o evdeyken nasıl bir çocuk olduğunu düşler özlerim. Annemin yanında uyumayı, fincan tutan kırmızı ojeli parmaklarını, ayna karşısında makyaj yaparken onu izlemeyi, İstanbul kazan biz kepçe gezmeyi, babamın en sevdiği yemek olan fırında makarnayı yaparken ki gözlerindeki parıltıyı özlerim. Eşimin annesini özlerim çok, sesindeki tarihi yaşanmışlıkları ve ona bakışındaki güzelliği özlerim.


 Benim içimde ki çocuğun sesi yüksek çıkıyor son 9-10 aydır , 'Neden yapamıyorum, neden başaramıyorum, niye benim başıma geliyor' diye güzdüz vakti kıyafetlerimin arasında hıçkıra hıçkıra ağlamaktan geldim bu günlere. Varlığım tam ve bütün, değerli ve güvendeyim, kendime inanıyorum diyebilmek için çok yol yürüdüm. Yürüdük aslında, içimdeki çocuk ve ben, ikimiz, hayallerimiz.

Yazmadım hediye alternatiflerini, içimdeki kırgınlıkları nasıl tamir ettiğimi paylaşmak istedim sizlerle, neden inanıyorum bu kadar bu yeni yıla onu anlatmak istedim, biliyorum bir yerlerde acı çekenler var 'Geçecek' demek için yazdım bu yazıyı. Başka bir şey olsun istiyorsanız hayatınızda, başka biri gibi davranın, kim olduğunuzu, gücünüzü hatırlayın. Adım atın bu yılbaşı gecesi, farklı olsun, güzel olsun.

Pazar günü şirin bir kese hediye aldım, bu sene gerçekleştireceğim hedefleri yazıp koyacağım içine, evin en görünen yerine asacağım, başaracağım o hedefleri ve o gün, başardığım gün keseyi açarken fotoğraflarımı paylaşacağım sizlerle. Bu yılbaşı gecesi herkes geriye doğru sayarken ben içimden, gönlümden dualar edeceğim, 'Başarmamız' için güç ve kuvvet dileyeceğim, gözümde umut yaşlarıyla.



Mutlu yıllar 'Son' Tombik Kuğularım...



20 Aralık 2013 Cuma

BUZDOLABI SERGİSİ AÇILIYOR


'En zayıf ve en beğendiğim halimin bir fotoğrafını buzdolabına astım, beni çok motive etti.' son zamanlarda hayatın şifresi gibi herkes aynı yöntemi söylüyor. Valla beni o kadar motive etmezdi bu durum, zira bu halde bu hale pehhh diyerek daha çok asap bozabilir ve kafamı cipslere gömebilirim, tehlikeli sular bunlar benim için.

Hayır yani anlamadığım şey, bazılarımız doğuştan tombik, hayatında hiç zaten istediği kiloya ulaşamadığı için takmış kafasına ve girmiş bu kısır döngüye, o ne yapacak? Eşe dosta photoshop bilen var mı dile mi sorduracak? Ya da daha fenası bir manken fotosunun kafası ile kendi suratını değiştirdiği çocuk kolajı mı yapacak? Bu insanı daha çok komplekse sokmaz mı?

Ayrıca ben mutfağımın ortasında kendi içsel sıkıntılarımın tezahürü olarak bu çalışmaları yaptığımda diğer ev halkı bu görmeyecek mi? Gördüğünde ben bir fena olmayacak mıyım? Hiç kimse görmedi diyelim hadi, ama es kaza kayın validenin gördüğünü aklına getirse ya biri. 

Elbette bu tip motivasyonlara ihtiyacı oluyor insan şu içerisinde bulunduğumuz buhranlı zamanlarda. Ben de kendimce bir metot buldum ve bunun üzerinden gitmeye başladım. O gün geldiğinde giyeceğim, diktireceğim veya kombinleyeceğim kıyafetleri tasarlıyorum hatta makyaj stillerini bile yapmaya başladım. Herkesin çizim sevecek hali yok, kimi dergilerden kesip bir deftere yapıştırarak günlük halinde tutar 'Giyilecekler Dosyası' olarak veya başka başka yöntemler uygular. Bu tip aktiviteler için internet sitelerinde program bile var, seç beğen tak takıştır hoppp indir  masa-üstündeki dosyana. Buzdolabının hantal kapağına kalmadık, bugüne bugün yetişkin birer internet kullanıcısıyız.


Hazır bu konuya değinmişken ben de sizlerle dosyamdan bir kaç sayfa paylaşayım dedim. Renklendirme konusunda biraz tereddüt etsem bile -ki renkleri severim ama o gün geldiğinde fikrim değişebilir diye henüz cesaret edemedim- sayıları gittikçe artan bir koleksiyona sahip oldum...





7 Aralık 2013 Cumartesi

YAĞ YAKAN KIŞ ÇORBASI; KUĞU's WINTER TURBO


Çorbayı hazırladığım günden bu yana, yani yaklaşık 5 gündür, her öğlenden sonraki ara öğünümde tüketiyorum. Yanında bir dilim kepek ekmeği ve biraz limon ile hem çok tok tutuyor hem de normalde yemeyeceğim ama sağlıklı olduğunu bildiğim sebzeleride tüketmiş oluyorum. Kışın kapıya dayanmasıyla grip gibi bağışıklık sistemine bağlı hastalıklara karşı da kendimi bu antioksidan değeri yüksek çorba ile savunuyorum :) Çorbanın yapımı hafif zeytin yağında soğanları kavurmak ile başlıyor, sonra tüm sebzeleri doğrayarak düdüklüye dolduruyor ve içine 2 su bardağı su koyup pişmeye bırakıyorum.  Sebzeler yumuşadığında blenderdan geçirip saklama kabıma koyuyorum ve yiyeceğim kadar ısıtarak uzun süre kullanmış oluyorum. Hava aldırmayan sağlam bir saklama kabınız varsa 5-6 güne kadar muhavaza edilebiliyor. İşte malzemeler.


2 adet kuru soğan
2 adet yeşil soğan
1/5 beyaz lahana
1/2 kırmızı turp
2 diş sarımsak
1 adet taze zencefil
1 adet havuç
1 demet maydanoz
1 demek dere otu
1 adet kabak
1/2 brokoli
5 adet kereviz sapı
1 adet taze fençel (halk dilinde;rezene)*
1/2 kereviz veya enginar
1/2 adet patates
2 adet kırmızı charliston
3-4 adet yeşil biber
bir kaç yaprak fesleğen ve nane
1/2 adet et suyu tablet
muskat, zerdeçal gibi bir çok baharat ile tatlandırabilirsiniz



*fençelin tam olarak görünümü şu şekildedir ve artık bir çok büyük markette satışına başlandı





Afiyet olsun =)

14 Kasım 2013 Perşembe

GECE GURULTULARIM AZALDI, SABAH AÇ UYANMALARIM TAM GAZ DEVAM EDİYOR




Bugün hem koşturmalı hem de baya yorucu bir gün oldu benim için. Sabah kahvaltı akabinde açık havada yürüdükten sonra eve gelip kendime çeki düzen verdim. Ardından yapılması gereken işleri ve yazıları halletim daha sonra alınması gerekli olan hediyeler (hediye almayı ve hediye vermeyi çok seviyorum, nedendir bilinmez çocukluğuma dönüyorum, şımarıyorum, garip bir şey oluyorum) alındı, arada öğle yemeğimi yedim ( 7 kaşık sebze yemeği, 1 dilim ekmek, 1 bardak ayran ve yeşil salata) ve akşam eve pestilim çıkmış bir halde döndüm. Sinemayı eve taşıma girişimi ile dvd alışverişi de yapmıştım iki arada bir derede. Zira hala popcorn çekiyor canım, hiç uğraşamayacağım bu yorgunlukta irademle şavaşmayla falan

11 Kasım 2013 Pazartesi

REJİMDEKİ KUĞULARIN ALTERNATİF KAHVALTI MENÜLERİ



Kahvaltı benim için en önemli öğün haline geldi. Okulu Avrupa yakasında olup Anadolu yakasında oturan bir çocuk olarak geçti ilk ve ortaöğrenim hayatım. Bu nedenle serviste tamamlardım uykumu. Eee az bir süre değil 1,5 saat sürerdi yol. Ne çekmişim ya üzüldüm kendi çocukluğuma şimdi. Sırf bu serviste uyuma durumu yüzünden yıllarca 1. ve 2. köprüyü ayırt edemezdim, annem çok kızardı 'Evladım hergün geçtiğin yolu nasıl karşıtırıyorsun?' E tamam ben geçiyorum ama gözlerim kapalı geçiyorum, uyurken nasıl anlayayım hangisi 1 hangisi 2? Neredeyse üniversiteyi bitirene kadar kahvaltı yapmak yerine 10dk daha uyumayı tercih ettim, bu sebeple şahane kahvaltı alışkanlığım son yıllarda belirdi. Ayrıca çokta güzel alengirli kahvaltı sofraları hazırlarım onu da belirtiyim =))

9 Kasım 2013 Cumartesi

HAYDİ SPORA, HOP HOP HOPPAAA




Haftada 3 gün düzenli olarak spor yapmaya söz vermiştim kendime. Bunu gerçekleştirebiliyor olmanın dayanılmaz gururu var içerimde. Haftada 3 gün düzenli olarak sadece 1-1,5 saat yürüyorum ama aralıklı olarak zira sırtımda fazla 20 kilo ile başka bir spor veya çalışma yapmam pek mümkün değil zaten doktorum da yasakladı. İleride bel ve diz sorunu yaşamak istemiyorsan bir süre sadece yürü, üstelik yürümek tüm kas gruplarını neredeyse çalıştırır yani en azından benim ihtiyacım olan kas gruplarını. Göbek için henüz krem dışında bir aktivite yapmıyorum kısaca =) Bu bile kendimi daha iyi hissetmeme sebep oluyor. Genelde 12 'ye kadar spor duş gibi mevzuları halletmiş oluyorum yani benim günüm 12 de başlıyor dış dünya için. Sabah bir bardak sütümü ve kepekli tostumu yiyip biraz hazmetmeyi bekleyip çıkıyorum, bu rutini oturtmamın 4. günü vatana millete hayırlı olsun.


Makarna en sevdiğim yemeklerdendir ama asıl kilo yapanın o değil sos olduğunu öğrenince bende kendime bir güzellik yaptım ve az miktarda makarna haşlayarak (ekmeğin yerine geçti) salatama karıştırdım, yağ ve tuz yok. Şahane bir şey oldu, hem çok severek yedim hem de çok tok tuttu. Öğle yemeği olarak spordan sonra hüplettim kendisini. Tavsiye ederim. Ama makarna bir küçük su bardağını geçmesin.


Sevgiler, bana da kolaylıklar iradeler =)

7 Kasım 2013 Perşembe

İLK GÜNLER HEP Mİ BİR ENGEL ÇIKAR YAHU??




Dışarı çıkma konusunda emin değildim, zira henüz yeni başladım rejime ama kızlar kahvaltı konusunda ısrar edince kıramadım. Bizim arkadaş grubu bile kendine has özellikler taşıyor, aramızda bir yoyo kilosu olmayan sadece bir kişi var, onda da ne azim varmış yıllardır birlikteyiz gram kilo almadı arkadaş, hepimize örnek olacak yerde biz ona örnek olmaya, kendi aramıza katmaya çalışıyor gibi bir hale girdik. Aman bırakalım bari o kalsın normal haliyle. Derken menü den bir seçim yapmam gerekti, ama o kadar güzel ki her şey ne seçeceğimi şaşırdım, sonra dedim ki 'dostum sen değiştin, seçimlerin de değişmeli, utanma sıkılma çünkü daha yolun başındasın, şimdiden sıkı tut çeneni' o yüzden ben yağsız ve beyaz peynirli menemen yanında da bir dilim ekmek istedim, sütlü kafeinsiz kahvemde gelince keyfim katlandı, şakıdık şukudur pek eğlendik. Anladım ki yemeğe gömülmeden de kahkaha atabiliyormuşuz. Resim sizi yanıltmasın, porsiyon tam bir kişilikti, yani öyle ooo kocaman tabaklık bir durum yok ortada =)



Öğlen evde kendime bir güzellik yapıp yeşillik yıkadım, sirkeli sudan geçirince parlaklaştı, az zeytin yağı, elma sirkesi ve nar ekşili bir sos hazırlayıp mutlu mesut yedim, yanında bir bardak ayran ve bir dilim ekmeğim de vardı. Akşama Allah kerim demeden balıkları dışarı çıkardım, fırınlayıp bir dvd eşliğinde götürme planım var. Uyumadan önce yine karnım guruldayacak biliyorum ama onu da sordum, bir haftaya geçer dediler. Kendini dinlemenin de bir sınırı olmalı dimi.


Sevgiler 



4 Kasım 2013 Pazartesi

YENİ BİR HAYATA, HAZIR MISINIZ?? BAŞLIYORUM !!

Tatil bitti, hep aynı hüsranla yurda döndüm, peki neler oldu yolda?


Buraya gelene kadar çok mücadele verdim, Kilo aldım verdim aldım verdim, pik yapmış olan bedenimle başbaşa kaldım. Dinledim, mücadele ettim, irademi kaybettim, geri kazandım ama sonra kendime tekrar inanmaya karar verdim ve yola çıktım. Karşınız son derece tombik bir kuğu olarak, gardırobundaki kıyafetlerin sadece %5'ini giyebilen bir kuğu olarak karşınızdayım. Olsun varsın şimdilik durum bu olsun, kısa da bir bilgi ilişmiş olsun.

21 Eylül 2013 Cumartesi

KUĞU'NUN MİSKİN AĞUSTOS BÖCEĞİ HALLERİ VE PAZAR KAHVALTI MENÜSÜ


Aslında bu kadar uzun aralıklarla yazı yazma huyum değildir hatta heyecan içinde ikinci yazıyı yedekler ve hemen paylaşmak için can atarım. Bu sefer mazeretim gerçekten büyük, şimdi şöyle ki, okul iş vs. zamanım baya ufalanmıştı ama yinede bir yolunu bulup yazıyordum, yaz ve tatil rehavetine tutulunca yapmam gerekenler fazlaca birikti, miskin ağustos böceği işte n'olcak! Tam işleri topladim derken uluslararası bir konferans işi çıktı be kuğu kulunuz haldır haldır yazı yetiştirmeye çalış. Mevzu blog yazar gibi arkadaş üslubu olmayınca ve ben bu samimi dile pek alıştığımdan oldukça zorlandım. Koca profesörlerin önünde " annemm boşverin imgedir, semiotiktir bunlar fani, özdür esas olan" diyemeyeceğime göre, kısa süreliğine tüm samimiyetime format attım. O formattan sonra eşime bile " Üstadım bu akşam için şahsi bir arzunuz var mıdır yoksa naçizane bir lokantada mı yesek?" diyecek kıvama geldim. 

Tam olarak eski halime gelmem biraz daha zaman alacak gibi duruyor ancak çılgın sabrınıza sığınıyorum. Bu arada sağlık gibi kavramlarla pek samimi bir ilişki kurma durumum stabil. Hatta pazar sabahı kahvaltı örneğim hemen aşağıda. En sağlıklı yemek evde yenen yemektir mottomla yola devam ederken haftanın en sevdiğim öğünü olan 'pazar kahvaltılarını'da evde yapma kararı aldım  Dışarıya çıktığımızda tutamıyorum kendimi n'apiyim. Her şeye saldıran bir babuna dönüşüyorum, onu da mı yesek bunu da mı denesek, sonrasında bir dondurma mı patlatsak, kahve içmeden eve dönülmeze kadar varan bir şuursuzluk haline bürünüyorum. 

Bende karar verdim artik evde yiyeceğim, mümkünse yemeğimi yanımda taşıyacağım. İki yıllık aile planımızda benim yemekten kıstıklarımla bir eve girmek var, o derece müsrifim yemek mevzuunda, gerisini hayal edin.

Pazar Kahvaltısı Örnek Menü



Menemen candır; bol domates, az charliston, birazcıkk zeytinyağı, 3 yumurta, bir de annem ona ne koyuyorsa ve benle sırrını paylaşmıyorsa ondan. 
Gerçi benim yaptığım da fena sayılmaz ama işte anne menemeni gibi değil. 


Sokak simidi ve tam tahıllı ekmek, biraz sıcaksa ve kokusu evi sarıyorsa; Hoşgeldin Pazar!!!! (1/4 simit = 1 dilim ekmek)


Beyaz peynir (ufak ufak kesilmiş her şey sizi daha az yemeğe teşvik eder, prim benden), Datça zeytini ve armutla tatlandırılmış full organik kızılcık marmeladı (kan yapar, enerji verir, 1 tatlı kaşığı yeterdir, mayhoş tadından ağzın burnun yamuluyor yerken, fazlasına elin gitmiyor zaten).


Sevgiler.