23 Aralık 2014 Salı

SIFIRCI KUĞU'NUN KOZMETİK ÜRÜN YORUMLARI


Hani biri çok tavsiye eder, sanki bütün cildinin ışıması osu busu o kreme bağlıymış gibi ballandıra ballandıra anlatır ve siz hemen o lafını bitirince koşarak gider o kremi alır kullanırsanız ama ondaki ışıltı sende bir türlü belirmez. Yani onda işe yarıyor ama bende neden işe yaramıyor soruları akılda belirir. Herkese yarayan ürün farklıdır o nedenle ben şu anda hem bu olayın karşı tarafıyım hem de mağdur tarafıyım. Şöyle ki; ben bu ürünleri tavsiye üzerine aldım ancak tavsiye edenlerin kaldığı kadar memnun kalmadım, ancak bu sizde de işe yaramayacağı anlamına gelmiyor.

İşte Kuğu'dan mimli ürünler



Elidor Onarıcı Bakım Kremi- Durulanmaz: Saçım çok kuru olduğu için bir çok ürün denemek zorunda kalıyorum. Bu bakım kremi oldukça çok satıyor satmasına ama benim saçımı çok ağırlaştırdı ve ısı ile buluşunca kokusu değişti. Saçta kalıntı gibi bir katman kalması da son nokta oldu benim için. 

Sephora Maskara: Fırçasına bayılarak aldım ancak istediğim sonucu hatta maskaranın kendi vaad ettiği sonucu bile alamadım. Tek tek uzatma hayalim başka bahara kalırken oldukça bulaşan bir yapısı söz konusu, sürerken zorlandım ve göz kapağımı temizlemek için fazladan 5dk harcadım.

Vichy Eau Thermale Yüz Spreyi: Tavsiye üzerine aldığım bu ürünü açıkçası hangi derdimi düşünerek ve neden aldım bilmiyorum. Ferahlatıp canlı bir görünüm verdiğini söylemişti arkadaşım ancak ben yüzüme su fışkırtıyormuşum hissi dışında bir şey hissetmedim. Yazın sahilde çok çok daraldığında belki ancak onun daha kolay çözümü var, soğutulmuş soda fışkırtmak gibi.

Sephora Jel Göz Makyaj Temizleyicisi: Sephora'nın kendi maskarasını bile tam olarak çıkartmadı, iyice ovuşturmak gerek ki bende göz çevreme zarar vermemek için bu yöntemi tercih etmiyorum, göz yakmıyor evet, dokusu çok güzel evet ama temizleme performansı açısından pek başarılı bulmadım.

Flormar Dipliner: Sürümü çok kolay, güzel tasarlanmış bir ambalaj ve simsiyah bir ton ancak dağılıyor, kalıcı değil. benim zaten çok çabuk sulanan bir göz yapım var, hiç dayanmadı desem hakkını yemiş olmam. Jel eyeliner kullanmaya devam.

Oriflame Pure Nature Kil Maskesi: Derinlemesine temizlik ve matlaştırma vaad etmesine rağmen ben bu ikisini de bulamadım. Yıkama sonrası bıraktığı o pürüssüz his çok kısa sürüyor malesef. Her ne kadar fiyatı uygun olsa da artık muadili kil maskelerini tercih ediyorum. 


Siz de kullandığınız ve tecrübe ettiğiniz ürünler hakkında yorumda bulunursanız sevinirim. Ne de olsa hepsini satın alıp deneme imkanım pek söz konusu değil =) Neler denemeye değer doğrusu merak ediyorum.


Sevgiler


26 Kasım 2014 Çarşamba

BAKIMLI KUĞU'NUN KOZMETİK ALIŞVERİŞİ


Kadın milletinin eksiği hiç bitmez, bir kamyon kıyafet asılıdır o dolapta ama yinede sabah giyecek bir şey bulamaz, kırk tane kırmızı ruju vardır ama aradığı o 'kırmızıyı' henüz bulamamıştır. İşte benim durumum da biraz böyle. Aralarında uzun zamandır (uzun dediysem sabır sürem max 2 ay) almayı planladıklarım ve spontane aldıklarım var bir de bulamadığım için eski bitmiş paketini araya iliştirdiğim var.

İlk izlenimlerimden oluşan yorumlarla beraber beni en çok motive eden hal olan kozmetik alışverişimin detayları sizlerle...


Studio Make-Up Professional Pro Lash Maskara Siyah: Chanel maskara almaya diye gidip satış görevlisinin tavsiyesi üzerine bu maskaraya bir şans verdim. Doğrusu fiyatı uygun olmasa tercih edilmesi için çok büyük bir sonuç vermiyor ama yinede günlük kullanım için neden olmasın. Şimdilik beni idare edeceğe benziyor.

Bobbi Brown Brow Kit  Saddle/Mahogany: Aradığım, çok süksesi olan, hep duyduğum ve denediğimde işte bu dediğim. Kaşlar ile ilgili büyük sorunlarım yok ama yinede boşlukları doldurmak ve şeklini ortaya çıkartmak için bu tip yardımcı ürünleri sık kullanıyorum. Fiyatı biraz yüksek ama yinede uzun süre dayanacağa benziyor ve fiyatının hakkını veriyor. Bir çok kaş farı denedim ya yeşil ya da kızıl bir ton yansıttı yüzüme ve en rahatsız olduğum sorun olmuştu, bu kaş farında yaşamadım. tavsiye ederim ama yine de deneyerek alın derim.

Dior Diorskin Icone Krem Pudra 030 Medium Beige: Her ne kadar bu seferki alışverişimde bulamamış olsam da en yakın zamanda tamamlamak istiyorum. Oldukça etkili bir ürün ve bir çok krem ürünün tersine cildimde yağlanma yapmıyor ve oldukça pürüssüz bir his veriyor. Toz pudradan sıkılanlar için iyi bir alternatif olabilir. Sanırım yeni ürününün adı Dior Diorskin Nude Compact Gel ancak denemeden tam olarak aynı sonucu verip vermediğini söylemem mümkün değil.

Clinique Anti-Blemish Solutions Fondoten 05 Fresh Beige: Yağlanma ve sivilce karşıtı bir fondöten olarak oldukça hafif yapılı ancak kapatıcılığı güçlü, kolay sürülüyor ve kokusu hafif. Çok kalıcı değil ancak sürüldüğünde kalıp gibi de durmuyor, cilt ile bütünleşiyor. Günlük makyajım için sevdiğim ve uzun süre kullanacağım bir ürün oldu. Ancak renkleri biraz değişken o nedenle alacaksanız kesinlikle önce deneyin, cilt tonunuza uygun olanını bulun.

Kryolan Cake Make Up Pudra: Profesyonel kozmetik markası Kryolan benim kapatıcı, jel eye liner ve dramatik make-up kategorisinde en sevdiğim ürünlere sahip. Oldukça kalıcı ve cesur ürünleri var ve fiyat-performans tam olarak beklentinizi karşılayacak ayarda. Ancak özellikle cilt makyaj ürünleri bazı ciltler için ağır gelebilir ve biraz miktar fazlalaşırsa doğal görünümden uzaklaşılabilir. İşte bu pudra da tam anlattığım gibi bir ürün. Transparan pudra almak için yola çıkıp dayanamayıp bunu almış bulundum. Dozunu aşmadıkça oldukça doğal ve bir o kadar pürüssüz ve homojen duran bir ürün. özellikle sünger yerine fırça ile uygulandığında daha iyi sonuç verdiğini söyleyebilirim. Süngerle ıslatılarakta kullanılabiliy ancak o zaman daha fondöten kıvamında oluyor.

YSL Rouge Volupte 8: YSL ürünleri hep çok beğenirim bu zamana kadar deneyip memnun kalmadığım pek ürünü olmadı sanırım. Rujlarını da pek beğeniyorum, bu yoğun rujun rengi her ne kadar uçuk bir tonda olsa bile kalıcılığı fazla, sürümü güzel. Fiyat olarak biraz yüksek ancak yinede uzun süre dayanacak bir ürün çünkü tek bir geçiş yeterli oluyor, üst üste bir kaç kat sürmeye gerek kalmıyor. no1 Nude Beige ve 32 Jealous Coral ve Shine serisi yeni hedefim =)

Sally Hansen Oje 130 Sheer Me Now: Sally Hansen ojelerini beğenerek kullanıyorum, hem tırnağa bakım yapıyor hem de oldukça uzun süre kalıyor. Bu rengi de çok beğenerek aldım, tonu çok güzel ve sade. Tertemiz bir tırnak rengi oluyor ancak diğer ürünlerine göre kapatıcılığını biraz zayıf buldum, bir kaç kat uygulamak gerekiyor.

*Renklerin net olarak görünmesi için ürünlerin kapaklarının açık olduğu bir görüntüyü de eklemek istedim. 


Sevgiler

30 Ekim 2014 Perşembe

MAKYAJ ÇANTAMDA NELER VAR?


Gebeyiz diye makyajımız eksik mi kalsın, bakmayalım mı kendimize? Artık devir değişti, şimdiki hamileler de ayrı bir bilinçli ve aktif hayatın içindeler. Sadece hamileler değil son yüzyıl için denebilecek tek şey Viva Woman Power!!!!  Benim de kendime göre dışarı çıkabildiğim durumlar oluyor, işte o zamanlar kullandığım makyaj çantamın fermuarını sizin için açtım. Son zamanlarda fazla detaylı makyaj yapmadığım için malzemelerim de o doğrultuda az ve öz. 

Benim gibi makyaj çantasının içeriği çok sık değişenlerdenseniz siz de kullandığınız ürünlerle ilgili yorumlarınızı ve önerilerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Eylül - Ekim ayının makyaj çantası ve ürünleri;



Estee Lauder Duo - Double End Concealer 01 ve Stumptuous Maskara Siyah: Bu tip set ürünler almak yerine ayrı ayrı sevdiğim ürünleri farklı markalardan birleştirmeyi sevsemde bu ürün benim için çok pratik oldu. Hem kapatıcısı çok hafif ve tam göz altı için hem de rimeli oldukça başarılı. Kapatıcıyı biraz aydınlatıcı gibi makyaj sonunda kullanmayı tercih ettiğim için bu ürün benim istediğim sonucu verdi. Rimel konusunda biraz sorun yaşıyorum aslında, kısa ve bana göre seyrek kirpiklerim var ve tam istediğim gibi dediğim ir rimel henüz keşfedemedim. Belki biraz Lancome Hypnose Drama diyebilirim ama son zamanlarda onda da tatmin olamadığım bir şeyler olmaya başladı.

Vichy Pure Thermal Temizleyici Köpük: Cildim normalde de yağlıdır ama hamilelikle birlikte boyut atladı ve her hafta başka başka tavırlar sergiliyor bu yüzden bende bol bol köpüren, kokusu rahatsız etmeyen bir temizleyici kullanmaya başladım. Hem hafif hem de kurutma yapmadığı için gün içerisinde rahatlıkla kulanabildiğim bir ürün. Cilt makyajı yapmadıysam sık sık kullanıyorum.

Sephora Oje L45: Sonbahar için daha güzel bir renk düşünemiyorum. Geçtiğim hafta aldığım bu üründen oldukça memnun kaldım, Tırnaklarımda uzun süre bırakmasam bile rengine ve kalıcılığını çok sevdim. Daha önce de Sephora'nın gold rengini almış ve yine çok memnun kalmıştım.

Sevilla Far 104: Normalde baz olarak kullandığım bu hafif ışıltılı farı şimdilerde sadece biraz aydınlık vermesi için tek başına kullanıyorum, çok kalıcı olmamasına rağmen rengi oldukça dozunda bir krem ve günlük kullanım için uygun.

Maskara Bazı: Nasıl kullandıysam artık, bazın üzerinde zerre yazı kalmamış o nedenle sizinle bazın markasını paylaşamıyorum. Çok ayıp =? Gerçi ben bunu geçen sene almıştım ve o zamandan bu zamana kadar çok daha iyi bazlar çıktı hazır bunu tüketmişken onlardan da bir tane edinmeyi düşünmüyor değilim. 

Biotherm Blue Therapy Repair Serum:  Kozmetik alışverişim esnasında deneme boyunu aldım ama baya bereketli çıktı. Normalde fiyatı biraz yüksek olsa bile çok problemli ve yaşlı bir cildiniz yoksa kullanılabilir. Erken belirtileri önleyecek ve daha sağlıklı bir cilt hissi verecektir.

Khiels Midnight Recovery Eye: En sevdiğim göz kremim bu diyebilirim. uzun süreler kullanmasam bile hep daha sağlıklı hissettirmiştir. Ben genelde daha hafif ürünlerle değiş tokuş yaparak kullanmayı tercih ediyorum, her ay değiştirerek kullanıyorum böylece ağır ürünlerle yormamış sadece kür yapmış oluyorum cildime. Khiels'ın bir çok ürününü çok beğenerek ve severek kullanıyorum.

Flormar Quartet Eye Shadow 401: Flormar'dan beklediğimin üzerinde performans sağlayan bir far oldu. Hem renkleri, hem kalıcılığı hem de sürüş kolaylığı açısından sınıftan güle oynaya geçer. Toprak tonlarında çok az aşıltılı bir makyaj için gayet uygundur. Tek anlamadığım ve eleştirebileceğim durumu; dörtlü far paleti yapıp neden içindeki farklardan ikisini aynı renk koyarlar, ton mu kalmamış başka.

Flormar Waterproof Göz Kalemi Siyah: Yeni bir kalem alana kadar şimdilik bununlayım, akıyor evet. Hem de ben ağlamadan akıyor. Gözleri çabuk sulanan ve kalemi eyelinerı durmayan bir göz yapım var, daha sağlam bir kaleme ihtiyacım var. Fiyat olarak oldukça uygun ancak benim göz yapıma göre olmadığı kesin.

Sephora Rouge Infusion - Cherry Nectar 2: Vaad ettiği 12 saat kalıcılığı ne kadar sağladığı tartışılır ancak sürümü çok kolay, rengi çok güzel ve farklı, yapısı hafif ve kokusu gayet ölçülü. Severek kullanmaya başladım ancak tazelemek yanınızda bulundurmanız gerekebilir, ancak ben dudakta duruşunu çok beğendim.

Cold-mix: Bağımlısıyım evet, doğumdan sonra terapi görmem gerekecek. Neyse ki tavsiye edilen maksimum dozu hiç aşmadım.



*Biraz ortalık toz duman olsa bile yinede renklerin görünmesi için ürünlerin kapaklarının açık olduğu bir görüntüyü de eklemek istedim.

Renklerin olduğu gibi gözükmesi için ışık ayarı yapmaya çalışsamda birazcık fark elbette oldu ancak neredeyse bu renkler diyebileceğim bir noktaya kadar ilerledim =) Sizinle de o noktadaki fotoğrafı paylaşıyorum.


Sevgiler





22 Ekim 2014 Çarşamba

OKALİPTUS BAĞIMLISI BİR GARİP KUĞU


Burun açıcı ile ancak nefes alabiliyorum. Okaliptus yağına öyle bir bağlandım ki gören koala doğuracağımı düşünebilir ama işin aslı pek öyle değil. Ciğerlerimdeki baskıyı azaltmak için tek çarem bir kaç damla yağ, başka bir şey kullanmak elbette yasak. Zormuş bu zamanlar ne diyeyim yani içinizi rahatlatacak, ama bir o kadar da keyifli evde boylu boyunca uzanmak, sadece uzanmak, yani uzanırken yorulmak yıllardır hayalini kurmuştum.

Artık müziğimi sesli dinliyorum, fön makinasına mesafeli davranıyorum (sesinden hiç hoşlanmıyor birileri), su sesi uzun uzun deniz havasını çekiyorum içime, sesini değil sadece bol bol su oluyor yanımda, demir ilacımı kesinlikle mandalina yiyerek içiyorum ve 2 saat önce/sonra kalsüyum içeren bir şey tüketmiyorum, tam tersini kalsiyum ilacım için de yapıyorum, sabaha kadar uyuyamadığım oluyor dert edinmeden kitap okuyorum (normalde asabiye bağlardım 1 saat gecikse uykum) bir de güzel şeyler konuşmaya dikkat ediyorum, olumlu uygun ve sevgiyle söylenmiş sözler. 


Not: Doğuma az bir zaman kala mobilya bakmaya başlamayın aman, geç olabilir. Korkulara, yönlendirmelere pek kulak asmadan, 24.haftadan sonra mobilya bakılabilir bence. Karar vermek, imalat, kurulum, havalandırılması zaten 2/2,5 ay sürüyor. bebek evdeyken mobilya kokusu olmaması için siz siz olun erkenden karar verin. Kimyasal içermeyen natural boya ve malzemelerden olmasına, işlevselliğine, fiyat-performans uyumluluğuna dikkat etmek yeterli.

Sevgiler


16 Ekim 2014 Perşembe

DOĞUM ÇANTASI GERÇEKLERİ ve GERİ KALAN HER ŞEY

Listeler hazır mı?
Hadi size benden bir güzellik. Aramayın sormayın dert etmeyin, ben yaptım siz yapmayın. Yanıma ne alacağım, kesin bir çok şey unutacağım kesik kalacak ben de stres asabiyet yapacağım, öyle bir günde bile her şeyi ben mi düşünmek zorundayım, onun organizasyonunu da mı ben yapayım diye bıdır bıdır içimden söyleniyordum ki çözümü buldum aslında pratik olarak bulmuş ben onlardan ödünç aldım.

Canım dostlarım N. ve B. daha önce çok araştırmışlar çevrelerine sormuşlar derleyip toplamışlar biz de annemle üzerinden geçtik, sağa sola sorduk ve cilaladık. İşte hayati önem taşıyan, her gebenin ihtiyacı Hastane Çantası Listesi!!!!!!


Ne alacağım, amaaan bunu unuttum, kim bilecek şimdi derdine son. İster eşini,z anneniz veya kendiniz gidin yapın alışverişinizi koyun kenara, acil durumda kapıp çantayı doğru hastaneye. Son anda telaş yapmaya, en mühimleri unutmaya, gereksiz masrafa, eksik kalan eşyalara son =)





GEBE KADININ SON GÜN ÇANTASI

  • 2 gecelik, önden düğmeli emzirmeye uygun
  • Göğüs pedi – göğüs kalkanı
  • Göğüs kremi
  • Süt toplama poşeti
  • Hamile donu (10 adet)
  • Terlik
  • Çorap
  • Sabahlık
  • Hitül
  • Emzirme sütyeni (2 adet)
  • Emzirme yastığı
  • Büyük boy Ped (orkid)
  • Bebek tulumu ve body
  • Emzik
  • Bebek bezi ve ıslak mendil
  • Bebek için hastaneden çıkış paketi
  • Bebek için battaniye
  • Ana kucağı veya Araba koltuğu
  • Diş fırçası - macun
  • Makyaj malz., yüz temizleme malz. ve fırça toka taç vb.
  • Telefon ve e-maillerin listesi
  • Fotoğraf/Video kamer ve şarjları
  • Evlilik ve Nüfus cüzdanları

8 Ekim 2014 Çarşamba

TELAŞLI KUĞU'NUN 40 HAFTA İLE İMTİHANI


Son bir kaç gündür diş ağrısı çekiyorum, artık diş mi yoksa diş eti mi tam bilemiyorum. En yakın zamanda doktora gitmem lazım onu da biliyorum ama işte acaba bir sorun çıkarmı diye korkuyorum. Gerçi gebelşkte dişeti şişmesi ağrısı vs gibi durumlar sık karşılaşılan durumlarmı yani bir özelliğim ayrıcalığım yok. Saçma korkularımla hamilelikte tanıştım. 

Normalde çok evhamlı biri değilimdir hatta biraz rahat olduğum bile söylenebilir ama hamilelik süresince yaşadığım bir takım olumsuz sağlık durumları ve fazla bilmenin getirdiği aşırı yük bende stres ve kaygı olarak geri döndü. Hamileliğin 28. haftasını saymaya bile başladım, malum erken doğum olur da vs vs. İnsana korku sonradan yerleşen bir duyguymuş ve baya zorluyormuş onu gördüm. Gerçi annem bebeler doğduktan sonra asıl korkunun evhamın başladığını iddia edip beni dahada ürkütse bile benim şimdiki halim bile kendimden soğumama yetecek derecede garip. Arada mola verip ‘Hayırdır tonton mevzun ne senin?’ diye kendimi dinleyip şakinleştirmesem işin ucu ooo kim bilir nerelere gidecek. 

Demir, kalsiyum, multi-vitamin takviyelerim tam gaz devam ediyor. Unutmamam lazım biliyorum ama bazı günler uyanıyorum ve sadece geri uyuyorum o kadar durağan geçiyor ki o anda adımı sorsan söyleyemem öyle boşa alıyorum beyni, unutuyorum o gün içmeyi. Daha çok dikkat etmeye çalışıyorum. 

Ceviz, yumurta, meyve, yoğurt ve bol su günlük menümün haremağaları. Hep oradalar. 


Not: Internette derimi araştırırken farkettim ki sabah mayhoşluğu yüzünden dişlerini fırçalamayan çokmuş hamilelikte. Aman diyim en mühim mevzu buymuş. Ya diş fırçalanacak ya da uygun bir gargara ile temizlenip daha sonra fırçalanacak ama her türlü fırçalanacak, yoksa zaten ağzın son derece hassas olduğu bu dönem daha problemli hale gelebilir.


3 Ekim 2014 Cuma

KENDİ KENDİNE KONUŞAN GEBELER KULÜBÜ


Millete su gibi akıp geçti dedikleri 9 ay Anne adayına hiç geçmez.
Merak endişe heyecan hazırlıklar hormonlar anlayışsızlar  artık gerisini hayal edin. Bana da hızlı geçtiği söylenemez ama daha hızlı geçmesi geçip giderken aıcık ardında güzel izler bırakması için kendi kendime meşgaleler buluyorum.Ben hergün sesli kitap okuyorum mesela, şarkı dinletiyorum öyle klasik falan değil baya sevdiğim sakinleştiğim şarkıları, günlük yazıyorum ileride okusun diye, ihtiyaç listesi yapıp internetten araştırıyorum kalem kalem, banyo sonrsı bebeyağı krem ne bulursam artık. Bir tek bire bir dialog kuramadım çok, geçen arkadaşım geldi ziyarete onun da az bir zamanı kaldı, geçti karşıma göbeğini seve seve ‘Anneeeem, canım napıyormuşş benim tatlışım.’ demeye başladı. Utancımdan dörde bölündüm, ben hala öyle konuşmalar yapamıyorum, garip geliyor, daha belki de çok zamanım var ondandır. Ama çok güzel kitaplar okuyorum, konferanslar dinletiyorum, çocuk bakımı ile ilgili kendimi geliştiriyorum çünkü baya Fransız olduğumu görüyorum diğer hamile bireylerin etrafında. Açığı kapamam lazım. Koşşş Kuğu!!!

DETAY;
İlk hafta masal okumakla başladım (Grimm Kardeşler)
Sonra Ingizlice Konferans (TED) dinledik ve hala günde 15 dk devam ediyoruz
Bu hafta Dört Anlaşma Toltek Bilgelik Kitabı ve Halil Cibran- Öz’ü okuyoruz
Bitince sırada Uçurtma Avcısı var.


Eller şişmeye başladı, tuz azaltıldı su çoğaltıldı.
Artık hiç bir yemeğe ekstra tuz atmıyorum salata dahil. 
8-10 bardak suyumu ihmal etmiyorum.
Daha sık acıkıyorum ama daha az yiyebiliyorum.
Gün içinde olabildiğince dinlensem bile akşamları 10-15-20 dk hafifçe yürüyoruz eşimle, bol bol konuşuyorum hazır yakalamışken, hem bedenime hem de psikolojime iyi geliyor. Motive oluyorum.




27 Eylül 2014 Cumartesi

YÜZÜ GÖZÜ YIRTILACASI BE ADAM


En değerli varlığınız eşiniz, kırmayın aman…
Bazen böyle yolasınız, yüzünü gözünü tırmalayasınız geliyor evet, hakkatende bu dönem o deli gücü barındırıyorsunuz içinizde parçalarsınız vallahi. Ne deseniz anlamıyor yada yanlış anlıyor oysa sizin bu dönemde çook daha fazla anlayışa ve ilgiye ihtiyacınız var. Var olmasına ama karşınızdaki başka havalarda oohhhh derdi sen çek sefasını adam sürsün diye içinizden homurrr homurr gece uyuyamaz böyle yandan tekmeliyesiniz geliyordur muhtemel, doğrudur ama bunlar geçerli asabiyetten değil ‘Adam anlayışsız ayol daha ne olsun' diye isyan ettiğinizi de duyuyorum ama aslında adam anlayışsız da değil. Bana saldırmadan önce derin bir nefes alın sonra iki dakika sütünüzü alıp gelin bakın bakın ne anlatacağım. 

Şimdi bu dönem bizim zaten eserikli, kendi özerkliğini ilan etmiş, günü gününe uymayan hormonlarımız X2 hatta X3 oluyor. Sadece iki katına çıkmıyor ayrıca çok daha duygusal, alıngan, korumacı, alıcı, kırılgan ve algıları açık oluyoruz. Adam normalde de pazar günleri 19;00'da maç izliyor, sağolsun federasyon bir haftasonumuz var eşimizle ona da kumamız gibi el koyuyor yıllardır ama işte bu adamın suçu değil, fikstür böyle. Değişik olan sensin hamile olduğun için batıyor maç sana, batar doğrudur ama işte sakin olmak lazım o noktada. Özellikle başkalarına kızıp alınıp adamdan çıkartmamak, sanki hayatına iyi güzel bir şeyler bekleyen bir tek senmişsin de o etkisiz elemanmış gibi davranmamak daha şık olur. 

‘Aaaa sen nasıl anne olacaksın kuzum, hiç heyecan heves göremiyorum sende’ dese biri ne yaparsın? İşte sevdiğin insanı da hislerini göstermiyor veya gösteremiyor diye suçlamamak hemen etiketlememek gerek, sonuçta yaşanan şeyi tek başına kendine mal etmek biraz abartılı bir show olur. 

Ben de az fena değilim, sağa sola kızıyorum, hemen parlıyorum, herkes başımda olsun istiyorum, böyle korunayım kollanayım diye diretiyorum, değişik bir şey oldum kendimi tanıyamıyorum, ayy vallahi soğudum anlatırken kendimden, ben soğudum kim bilir eşim neler hissediyor bana karşı. =) Şaka bir yana kolay zamanlar değil, ama kötü zamanlar da değil. Keyfini sürmek zorluklara beraber göğüs gerdiğini bilmek ve görmekten geçiyor sanırım, adaletli olmak veya. Babam gibi bir baba olsun isterdim hep ileride bir gün çocuklarım olacaksa babaları, evlatları yüreklerinin en derininde bile görebilsin o sevgiyi, kahramanı olsun kaleleri limanları ama en çok bahsederken yüzleri gülsün isterdim, şimdi bakıyorum O’na, özellikle kızdıktan hemen sonra; babam gibi olacak hissediyorum, evlatlarım hayatlarında ilk sevilmeyi öğrenecekler, sonsuz karşılıksız kocaman sevilmeyi. Bileceğim ki ilk onlar gelecek, en önemli onlar olacak.. Payı büyük hemde çoook büyük. Heyecanları, telaşları, dalgınlıkları normal ve olağan. En sağlam dostunuz o sizin, en güvenli yanınız. 

Birbirine sarılmaktan, sevmekten, gülümsemekten daha güzel motivasyon mu olurmuş. 

Hem kırmadan öne bir daha düşünün; her gece bebek ağladığında yardıma ve hatta biraz uykuya ihtiyacınız olacak, sizce de mantıklı mı bu zamanda küsmek?



20 Eylül 2014 Cumartesi

GÖBEK DEĞİL O, BEBEK !


Hamileliğini biraz zor birazda sakin geçirmek durumunda kalan her kadın gibi ben de oldukça bocaladım.
Daha önceki hayatımdan bu düzene geçmek fiziksel olarak değl ama psikolojik olarak baya zamanımı aldı. İtiraf etmem gerekirse ilk korkum nasıl bir şeye dönüşeceğim oldu. Ki çevremde bu haberi paylaştığım yakın akrabalarımın da ilk korkusu bu olmuş olmalı, zira daha haberi yeni vermişken 'diyetisyene git, aman tatlı yeme daha çok kilo alma, iç göbek zaten dolu nasıl sığacak çocuk, keşke braz daha kilo verseydin hamile kalmadan’ demeye başladılar. Çevremin her konuda oldukça modern ve kendini geliştirmiş! ama psikoloji konusunda daha gidecek çoook yolu olduğuna karar verip kulaklarımı tıkadım. Benim akıl ve mantığım o konuşmaları tenkitleri laf sokmaları anlamadı, içimse hiç almadı.


Daha önce yazdığım kilolu hamile kalma ile ilgili çok sayıda mail geldi, meğer bizim kulüp baya genişmiş =). Amannnn adam sizde hem dünyanın en keyifli şeyini yaşayıp hem ağlayarak mail mi yazıyorsunuz, deli misiniz kuzum, siz şu anda bir ana kraliçesinizzzz, eşinizin prensesi, ailenizin daha henüz büyümüş tatlı kuşusunuz. Kim ne derse desin takmayın, uzak durun, sallayın hayatınızdan vurun duvara ve susturun şu kafanızın içindekileri. Tahtım nerede Sebastiannnn!!!!

Mesela hiç başaramadınız diyelim,
susmuyor o çatlayacası içses
Tanrı İle Sohbet serisine başlayın.. Mümkünse sesli okuyun ki bıdıklar da faydalansın. Sakinleştiğinizi göreceksiniz.


Not: 5 adet ceviz, 8-10  fındık, 8-10 badem, 1/4 muz veya 6 çekirdeksiz kuru erik, 1 kase yoğurt. Karıştırıp tarçın ekliyorum azıcık. En değerli gebe ara öğünüdür.
Bi sürü bi sürü faydası var. Ben de bilmiyorum tam ama doktorum verdi, elbet önemlidir.

28 Ağustos 2014 Perşembe

EN ÇOK SEN OLDUĞUN O YERDE

Otel hayatını acayip seviyorum ya da tatilde olma ruh halini, emin değilim tam olarak hangisi olduğumdan ama yinede bavula tıkışmayı başka yerlere gitmeyi pek seviyorum, ondan 100 puan eminim işte. Temiz çarşaf, saatinde hazır yemekler, kalıcı olmamanın getirdiği rahatlık, sadece senin mutluluğun için düzenlenmiş alanlar, saat ve bilgisayar kullanılmayan günler.... Bu sene yapamadığım tatilin hasretinden (Doktor yasağı haziranda gelince bizim temmuz ve eylül tatilleri de doğal olarak iptal) daha önce yaptığım tatillerin fotoğraflarına sardım resmen. Kendimi uyurken banyoda arada koltukta otururken bile denizde kulaç attığımı hayal ederken yakalıyorum. Bu deniz mevzusu beni çok kötü etkiledi gerçekten, içim kurudu resmen. Sürekli kendimi hayal kurarken buluyorum. Kış çocuğu olarak deniz ve kuma olan bu düşkünlüğümü açıklayacak bir tanım var mı emin değilim. Güneş konusunda aynı şekilde tutkulu değilim hatta hayatımda belki bir belki iki kere 15 dakikadan fazla güneşlenmişimdir, genelde denizim içinde salınırken yanarım ben, hem kaslarım enerji depolar, hem ruhum arınır hem de efsane bronz yanarım. Denize veya havuza girebilen kardeşlerime bu garibandan ufak bir hatırlatma; su yani özellikle tuzlu ve mineralli su, ki bu baya baya deniz oluyor, sanıldığının aksine topraktan daha çok enerji akışı yaratır, nötralize eder ve bence bedenin yeniden doğuşuna katkı sağlar. Büyük laf etmiyorum, mantık bu yönde. Bilinçaltı rahme düştüğün anda oluşuyorsa... Bilinçaltının en sünger olduğu zamanlarda bir sıvının içerisindeydin ve ilk dünyayı orada tanımaya başladın, dokunmaya ve duymaya başladığın o zaman, en korunaklı ve en çok sen olduğun yer... Suya geri döndüğünde, biraz sakinleşip suyun kuvvetine kendini bırakıp birazda savrulduğunda bilinç nereyi anımsayacak? En çok sen olduğun zamanı. 

Denizi özledim ben, doğamdan kopartılmış yabani bir bitki gibi hissediyorum kendimi, sağa sola sataşan. Ben yapamıyorum bari siz keyfini çıkartın.

Öptüm

25 Ağustos 2014 Pazartesi

TEPSİ GÖBEĞİN DOKTORLARLA İMTİHANI




Rutini nedir bu dönemde bir insan evladının; haftalık doktor kontrolleri ve kan testleri... Doktor kontrolüm vardı dün. Baya keyfim yerine geldi, dışarı çıktım, süslendüm, gezdim, mini bir alışveriş bile yaptım, arkadaşlarımla kahve içtim (teknik olarak kahveyi onlar içti, ben meyveli frozena talim) ohhh şahaneyim derken doktorum beni gördüğü anda 'Oooo tepsi gibi olmuşsun' demez mi... Haydaaa, o ne demek ola ki, ne tepsisi, nerem tepsi, nasıl bir tepsi tam olarak? Taşıma mevzusu yüzündem mi tepsi, aklım karıştı emin olamıyorum.. Moralim de birazcık katman altı bir kaç basamak. Sanırım bu duygu durumum bedensel durumumla orantılı değişik, garip, alacalı falan. E vitaminli bir kremim var sürmem lazım, yoksa oymalı tepsiye döneceğim (ne de olsa önümüzdeki günlerde daha büyük bir tepsi olacağım :/ )bir türlü zamanını tutturup alışkanlık haline getiremedim. Aslında oldukça önemli bir detay, nemlendirme besleme ve bunu gibi bir çok dişi tabir var dilimin ucunda.


Not: Doktor kontrolünde olmak her daim önemlidir ama özellikle fazla kilo ile hamile kaldıysanız Diyetisyen şart bu dönemde, ama erkek olamamasında manevi olarak fayda var (normal zaman için oldukça başarılılar elbette ama bu durum özel, kusura bakmayacaklar artık, bu da sadece bizim bildiğimiz bir mevzu) olaya hakim olmadıkları için sizin iştahınız ve istekleriniz karşısında garip tepkileri var, mevzudan haberleri olmadığı için hassasiyetleri de doğal olarak yok, beklediğini bulamamanın hırsına bürünüyor insan, nasıl bir doktor 9lu çay verir hamile hastasına... O yüzden özellkle 'Anne' diyetisyen candır. Halini anlar, kıyak yapar, hasta değil aynı kulübün üyesi hissettirir.


Sevgiler


20 Ağustos 2014 Çarşamba

KAFAMDA DELİ SORULAR

Bunda da canım çekti ondan da ama hiç birini yiyemiyorum yemek sorun değilde hepsi yerine şeftali yemeye zorlanmak sorun oluyor artık, çocuk muyuz biz kardeşim kandırır gibi al sen bunu ye kesilir tatlı isteğin. Pardon da kimin ihtiyacı kesiliyor bu şekilde? Hayır var da böyle bir yöntem bana mı işlemiyor onu anlamaya çalışıyorum. Yemek tatlı vızzzz, boşver hepsini de en fenası insanın kendi kendine yetememesi durumunda yetecek kimsenin kimselerin arazi olması. 

Farklı şeyler bekleniyor hayatın bu döneminde, daha garip değişik bir tip oluyorsun, güzel tatlı falan da değilsin yani o baya sağlam bir züğürt tesellisi. Yanında  kimsede olmayınca, iki lafın belini kıramayınca, beklentilerin karşılanmayınca, kendini özel ve değerli en azından bir kaç aylığına hissedemeyince hissetmeye katkı görmeyince, herkes kendi dalgasına bakınca, sitem alınganlık falan değil bu yavru kuş, baya bayaaa hayal kırıklığı şangur şungur. Aman aman zaten olmasın, varlığı toplam nüfusun yokluğundan daha büyük bir bela, her lafı üzmek için her bakışı eksik bulmak için dediğim kişilikler oluyor tabi onları kayıt dışı bırakmayı öğrendim aklımda. Ama yine de tüm bu olaylar olurken Prensesliğe terfi edeceğim gün bugündür Hahayyyyt!! diye düşünürken kahrı bela Rumpelstiltskin hikayeye dalarak seni çevreni artık kim varsa ortalıkta kasıp kavurur, iş baya masaldan korku filmine evrilir ve hoooop kendini Unutulan Güzel ve 7 Hiçkimselere talim ederken bulursun. 

En temizi beklememek, net, mis gibi, akmaz kokmaz iş, ne iste ne üzül falan filan. Yok yok evde oturmaktan, tatlı ataklarından, hadi o da olmadı kesin hormonlar dalgalandığından oluyor tüm bunlar deyip geçsek mi hızlıca üstünden ne.
KAFAMDA DELİ SORULAR...


Not: Görseller eski Bana ait, Beyaz Fırında kendimi o porsiyondan bu porsiyona attığım zamanlar yani. Sırayla; Polka, Çilekli Milföy Pasta, Muzlu Rulo ve Balkabaklı Cheesecake. Yazdıkça bile tansiyonum düştü, ben biraz şeftali atıştırmaya gidiyorum. Bye

18 Ağustos 2014 Pazartesi

HORMONLARIMIN ELLERİ ÖPÜLESİ ALINGANLIKLARI


Bu yaz çok yazacak bir şey bulamadım, yaşayamadım ki yazayım, saksı mode on. Denıze ben mi girdim, ben mi yüzdüm amann şöyle kulaçlar kulaçlar masmavi. Ben mi kastım baharda da yazın cillop gibi salındım çeşme bodrum kos hadi bilemedin mykonos. Başka işlerim oldu benim, vaziyetler başıma üşüştü ben de attım kendimi başka başka yerlere çalıştım durdum.. Sonrası da oldu tabi ama onu başka zamana dertleşiriz, konuşuruz kırarız iki lafın belini. Siz şimdi deniz kenarı havuz alemlerdesiniz ben de ayrı bir alemdeyim, sorma sorma derdim büyük dokunsan dökülecek eteklerimden kaya kaya laflar da gidip birine çarpacak diye 1.vites homurdanıyorum. mailler birikmiş, nasıl verdin kiloları, geri aldın mı ya da nasıl koruyorsun formunu, şu diyetisyeni tavsiye eder misin?? Hepsine cevabımdır: Hoyyyyt bir durum yahu ne zayıflaması, yok kardeşim aylardır 2gr veremedim, bir süre daha veremeyeceğim, çokta tınnnn günler torbaya mı girdi daha önümüz kış ve genciz yani şunun şurasında hepsini hallederiz şişşşştttt, iradesiz adam sende pabucumun bloggerı. 

Tek kişi olsak ben gösterirdim yaz, bikini falan bayada takmıştım kafaya zaten kesin yırtardım bu işi (çok pis konuştular bıdır bıdır arkadamdan da kulağıma geldi, art art niyetler peşisıra cümle alem sanki ağzının içinde konuşuyor gizli kalacak sanıyor fesat ruhları, çıktı mı o laf bir kere senden her türlü duyarım ben) ama dediğim gibi yerim dar 2 kişiyim, ona rağmen gönlümce yiyemiyorum böyle ohhh deyip vur patlasın çal oynasın partiliyemiyorum kremşanti üstü sweetcherry  modunda. Şeker çıkmasın, tansiyon olmasın, aman obez bebek olur, gelişimi engellenir, bize mi vurdu bu piyango arkadaş lab araştırma bu kadar gelişmemişken ne yapıyordu insanlar, gözlernin akından mı anlıyorlardı da önlem alıyorlardı? Bence garezi bize tıp, teknoloji ve gelişimin. Bundan sonra biraz kendi gelişimimden bahsedeceğim, çok bildiğimden falan değil aman ha, yaşayarak kör topal tecrübe ettiğimden. Mesela 10kg+ fazlası olup hamile kalanların canı can değil, aşeremez, her gün tatlı yiyemez. 20kg ve üzerinde fazlası olanlarsa yandı ki ne yandı (bu grup benim adamlarımla dolu, canlarım benim mucxx mucxx ben yanınızdayım annem) ne tatlı ne hamurişi ne de öyle kalça göbek büyütmece; her yemekten sonra 20dk hafif tempo yürüyüş, bol su, şekerli gıdalar kesinlikle yasak haftada bir falan da yok öyle yağma, çok canın çekerse al bir havuz kemir :/ . 

Tüm hormonlarımın ellerin öpülesi alınganlıklarına, huzursuzluklarına veya tüm art art niyetleri peşi sıra dizilmişlerın bugün hortlamasına rağmen kanatlarım var benim ruhumda, uzun uçar hayallerim mavilere aşık, gözlerim hep bir güneş kamaşması böyle bir çocuk halleri çocuklu hallerden, ne bileyim işte hep o yiyemediğim şekerelerin akmış bulaşmış pembeleri ellerimde...


Anlatacağım daha uzun uzun, zaman bol ;)


Not: Son zamanlarda yeni favori kurgu çiftim bu topraklardan, Yaren ve Carlos'a öpücükler sevgiler hörmetler, içimde ki damar yolunu meydana çıkartıp kökenlerime döndürdükleri & yüzümü koltuk minderi kıvamındayken kocaman güldürdükleri için... Yemişim Hollywood'un snoob repliklerini, yanarım yanarım oy oy oyyyyy.


Öperim



4 Mart 2014 Salı

SIRADAKİ PARÇA, TÜM CANI ACIMIŞ KUĞULARIMA GELSİN....


Birinin seni çok sevmesi değiştirmiyor hislerini her zaman. Yani illa bir sevgili değil anne baba kardeş hatta bir candost bile olabilir. Eş dost bilmez içindeki efkârı, kendini sarmalayan iplerin ruhunda çıkıp tüm bedenini çepeçevre sarıp ruhuna geri demir attığını. Gencecik insan bunu nasıl yapar kendine olur,  hepimiz azıcık eserikliyiz ya dışarıdan bakınca o yüzden heralde kendi kendimize yaptığımıza inanılır; mağduru suçlama psikolojisi dedi bir sosyolog bugün. Düşersin ‘düz yolda yürüyemiyor’ derler,  kaza yaparsın ‘zaten çok dikkatsiz kullanır o’ derler diye örnekledi. Ne severmişiz düşeni düştüğü yerde görmekten zevk alıp, vurma isteği duymayı. Ama muhtemelen vurulmaz düşene, sağda solda gören olur diye. Bazen onun çekincesini de yaşamayanlar olur hayatta, kitapsız vururlar. Yani birinin seni sevmesi değiştirmiyor hislerini, onlarca sevenin olsa, bir sevmeyenin kafasından geçenleri yüzünden okuyabiliyorsan işte o zaman gömülüyorsun derinlerinde bir çukura. 

Herkesin sevmesi mi gerekir seni aslında, yoksa senin kendini sevmediğini mi hatırlatıyordur her biri ve bu yüzden koşarak uzaklaşmak geliyor içinden bilmiyorum. Bir hastalık olur, bir gaflet anı, canının sıkkın olduğu bir dönem veya sebepsiz bedenin değişmiştir, çok veya az kilo almışsındır yani kısaca sevmediğin yeni bir bedenin vardır nedeni nasılı önemsiz. Sen çıkmak istersin o halden, kostüm gibi durur üzerinde, sana ait değilmiş gibi, sanki hemen biri gelip “Bu ne hal, senin değil ki, ver bakalım bana.” diyecekmiş gibi. kimse gelmez. Aynada baktığın kişiye yabancılaşırsın, yabancılaştıkça kendinden uzaklaşırsın. Başkalarının derdini dinler, sıkılsan da yanlarında durur, aman laf etmesinler diye onaylamadığın şeylere baş sallarsın. 



Canını acıtır sözleri ama sen her şeye zaten alınır olmuşsundur onlara göre, gerçekten alındığında dikkate alınmaz güya, yani savunmasızsındır, kalkanların düşmüş hedef olmuş böyle incecik bir dalın arkasında saklanmaya çalışan tombik bir asker gibi durursun savaş alanında. Gözlerinde ateş fışkıranlara dönüp “Hayırdır dayı sorun mu var?” diyemezsin sadece kibarlıktan falan değil baya yani kimsenin dikkatini çekmemek için, senden başka kimse anlamaz hatta sende anlamazsın “nasıl yapamam ben, nasıl başaramam” diye garipsersin. 

Senden başka kimsenin anlamaması öyle bir noktada kendini belli eder ki işte o nokta kırılma anı olur, ya batarsın dibe ya çıkarsın hırs ve öfkeyle;  yine bir yabancılaşma anı yaşarsın sabahın köründe,(başka birinin bedeninde uyandığını hayal etsin bu duyguyu hiç tatmamışlar) ilk defa tasma takılmış bir kedi gibi kendi kuyruğunun çevresinde endişe ile dönerken buna anlam veremeyen en yakınındakinin canını yakmak istersin “Bak bu kadar acıyor benim canım” diye söyle söyler incitirsin, ama bilirsin ki hiçbir söz yaşadığın kırgınlığı telafi etmez daha çok hırs kuşanır daha acımasızlaşırsın, acımasızlığın söker derini en çok kanatır. Kimi üzsen en çok ağlayan sen olursun gün sonunda.


Kalbin hani böyle sıkışır gibi olur ya içinden çıkamazsın tüm bunların, o sıkışmıyordur aslında, bir kafesin parmaklıklarını hırpalıyordur; sesini duyman için, tutsaklığın bitmesi için. Özgür asi bir kuşsun aslında demişti Ali Poyrazoğlu bir kanadı kırık topallayarak hayatta kalmaya çalışan, çünkü cesaretimizi söküp almışlar ruhumuzdan. Kaçırırsın gözlerini, hakkında konuştuklarını bilirsin, birinin söylemesine gerek olmaz ama birisi gelir söyler yine, duyarsın yani her türlü, (kendinden kaçanların en büyük yeteneğidir birinin ne konuştuğunu hissettiğini gözlerinden okumak, kendininkini okuyamıyor ya ihtisası başkaları üzerine) süslü laflar söylense de altında yatan acıma duygusu değil senin düşmenin kutlamasıdır. Böyledir insanoğlu, başarının kıstası bir başkası ile arasında ki mesafenin dikey düşeydeki uzunluğudur kendince, bazılarımız farklı yaratılmışızdır elbette, düşeyler ve yatayların her kesişimde kendi yüzümüzle karşılaşırız, tek derdimiz kendimiz tek rakibimiz bir önce bir sonra ama yine kendimizdir. Yalnız kalmaktan korkarsın en çok, süreç değişmez;  ilk zamanlar yalnızlık kolaydır, başkalarını suçlarsın kendince suçluluk oran denklemleri kurarsın “Oh söyledim kurtuldum hıh!” diye rahatladığını düşünürsün ama 4. Gün sıkıntı! İşte o 4. gün kendini suçlama zamanı gelir, hazır zaten sevmiyorsun kendini, acımasızsın zaten, yaşadığın hissettiğin her şeyin bedeli ona kalır garibim. Sonrasını biliyorsun.



 Nasıl çıkar insan kendi boşluğundan, nasıl unutarak devam eder yarına, nasıl sevebilir bir yabancıyı kendi ruhunda, nasıl onu anlamayan tüm sevdiklerini özgür bırakabilir acısından…

 Affetmek…

Yeme onu yeme işte, dostun değil o senin, acını dindirmeyecek, rahatlamayacaksın o tabaktan sonra, içinde aç olan miden değil asi kuş, açlık öyle bir şey değil!! Cesaret!! Dışarıya çık, evinde oturma, nefes yok evde, nefes almak için dışarı çık, ağaç olsun orada, deniz veya su.. Toprak olsun orada. Dışarı çık. Soğuk değildir yalnız bir ev kadar hiçbir orman, yürü, bir ağacın dış kabuklarına dokun yaralarının geçeceğini hatırla, kafanı kaldır gökyüzüne bak sevildiğini bil, tak kulağına bir müzik, erkenden uyan git, güneş senin için doğsun. Bir dal yaprak, renkli çiçekler, dalga köpükleri, martılar, kuşların şıkırtısı.. Ruhunun bir parçası doğada saklı, seni bir tek o iyileştirebilir, Ana eki almasının bir sebebi var elbette, sarar yaralarını….

Biliyorum bunların hiç biri mucizeye benzemiyor böyle uzaktan bakınca, ne değiştirebilir ki diye düşünüyor insan düşününce. Unutmaya, konuşanları düşünenleri susturmaya, bedenini değiştirmeye, canını acıttığın tüm sevdiklerine yaşattığın dakikaları geri almaya veya kendine olan küslüğünden vazgeçirmeye gücü yetmez sanıyorsun.


YAŞAMAYA CESARET EDEMEDİĞİ İÇİN MUCİZELERLE KARŞILAŞAMIYOR YARALILAR..


Sen ey kadın
Sen topraksın, toprak anadansın
129 metre yüksekte bir plazanın içerisinde sadece yaralı kuşsun kanatları kırılmış

Toprağa dey, senin orası, senden, mucizelerin gerçekleştiği yer.



14 Şubat 2014 Cuma

Anne ve Babam'a Açık Mektubumdur. (14 ŞUBAT Kuğusu)





Özellikle Amerika'da görkemli törenlerle kutlanan Sevgililer Günü 14 Şubat'ı her ne kadar bizde de aynı dozda yapılmaya çalışılsa da aynı etkiyi bir türlü yaratmıyor. Biz daha duygusal bir toplumuz; sadece sevgilimiz değil, yedi sülale hısım akraba dost herkes gönlümüze düştüğü, düşmeyenlerin küstüğü, bayram ziyaretine döndüğü için maliyet altından kalkılamayacak noktaya geliyor.

Aslında yılbaşı ile araları bu kadar yakın olmasa bir şansı olabilirdi ama Aralık-Ocak bütçesi dibe vurunca Şubat'ın bahtına can çekişmek kalıyor. Hele bir de çoluk çombalak varsa durum daha fena. Sömestre tatilinde cüzdanın ruhuna uğurlar olsun. 14 Şubat'a kimsenin takati kalmıyor tabi. Başarabilenlere bravo. Sevdiğiniz küçük jestlerle mutlu oluyorsa siz de onun mutlu olması için elinizden geleni yapıyorsanız, Bugün! baya baya hakkınız efenim. Kutlu mutlu olsun tüm kırmızı kalplere.

Özel gün sever olarak ben de eksik kalmayacağım elbette, 14 Şubat'ın hakkını vereceğim, sevdiceğimi hatırlayacağım minik sürprizlerle. Ama asıl 2014'ün Sevgililer Gününü, yani benim hayatımda yaşanacak olan o günü Anneme ve Babama armağan etmek istiyorum. İlk defa açık mektup yazarak, ilk defa isim vererek Blog'da. Benim bünyem için biraz duygusal bir yazı olacak şimdiden hatam olursa affola.

Büyüdükçe anlarmış insan değer nedir.. Annem boşuna dememiş yıllarca 'Büyüyünce anlarsın!' diye. Anlamak ne kelime yüreğim titriyor her gün aldıkça yeni yaşım.
Benim kahramanlarım meleklerim onlar. 

Eminim bu postu yayınladıktan kısa bir süre sonra okuyacaklar hatta ilk okuyan diğerine seslenecek 'Koş koş bak ne yazmış!' diye. Gözümde canlanıyor halleri, içim rahat rahat yazıyorum bu yüzden, onlar benim rüya takımım =).

Annem, Babam; sizler benim kurtarıcılarım, gururum, görünmez şatomun Kral ve Kraliçesi, düşlerimin savaşçıları, omzumdaki el, kalbimin atışındaki ritm..  Sizler benim yol arkadaşım, en derin zaafım.

Ne şanslıyım, ne kutsal bir hediye bu. Ne söylesem nasıl tarif etsem eksik ve az. Başım dik, yüzümde kocaman bir gülümseme adınız her geçtiğinde. Sizin evladınız olmak, işte o çok başka bir duygu. Her geceyi aydınlatır, her ışığı yukarılara taşırsınız, söylemesem de bilirsiniz kalbimden geçenleri, istemeden derman koşarsınız yanıma. Canım acısa en çok siz üzüleceksiniz diye korkarım, bir de başaramamaktan. 

Dünyanın en güvenli yeridir o koltuk, kıvrılıp kucağınıza gülmek en çok, tüm çocuklarınızın sesi... Gürültülüdür bizim evimiz, kalabalık ve mutlu. En büyük hazine saklıdır orada. Gören bilir çok öperiz, çok sarılırız birbirimize, isimlerimiz vardır her birimizin, sevdiğimizi söyleriz sık sık sık. Sevmeyi öğrettiniz bana, sevince affetmeyi, sevince inanmayı. Sade'ce sevmeyi...

Umarım ben de gelecekteki çocuklarıma bu duyguları hissettirebilecek kadar büyük bir kalbe sahibimdir. Umarım ben de onların en büyük kalesi olacak kadar güçlüyümdür.

Teşekkür ederim Her Şey için!

Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun
Sonsuzlukta

No.1 Kızınız =)





12 Şubat 2014 Çarşamba

GÜNÜN DETAYI No.10 İLHAM PERİSİ

Kitaplar, meyveler ve yeni denemelerle dolu bir haftasonunun ardından...

Mutfak tezgahında sağlıklı atıştırmalar bulunmalı, her şekilde o mutfağa günde iki kere aç giriliyor en azından birini frenlese kardır bize.

Makarna yemekte sorun yok ancak özellikle kilo vermek isteniyorsa bol domatesli veya sebzeli olmasında, 8-9 dakikadan daha fazla pişirilmemesinde, yanında bol salata ile yenmesinde, porsiyonun küçük tutulmasında fayda var.

Nar bir mucize, mistik bir meyvedir. Faydalarının yanı sıra bana verdiği enerjisinden ötürü azimle ayıklarım, bir haftalık nar stoğumu doldururum sonra strese girmem.

Küçük Kara Balık, Neden  Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?, Rüya İnşa İtiraz ve Entelektüelin Kutsal Kitabı(üçüncü haftasında bitirdim bunu, aslında her gün bir sayfa okumam gerekliydi ama ben bir sene sabredecek kadar mülayim bir canlı değilim) bu hafta bitip kütüphanedeki yerini alan şanslı talihlilerim oldu. Yeni kitabım Sherlock ve Puslu Kıtalar Atlası yeni hafta hedefim olarak başucumda bulunuyorlar. Okumak, yazmak, yaratıcılığını kullanmak kadar insanı kendine getiren başka bir şey yok sanırım gerçi sevdiceğim kitaba başladığımda dünya ile ilişkimin kesildiğini iddia ediyor ama farkında değil ki ben o esnada başka başka dünyalarda yolculuğa çıkmış oluyorum.

Sevgiler

10 Şubat 2014 Pazartesi

GÜNÜN DETAYI No.09 PRATİK HİNDİ YAPIM TEKNİKLERİ

Akşama yemeğe misafirimiz var: Hindi. Kuğugiller familyasından olmaması nedeniyle içimiz rahat. Kolay ve hafif bir tarif isterseniz işte devamı...

Evde ne kadar sebze vs varsa küp küp doğruyoruz, ben brokoli karnabahar ve hatta taze zencefille chili bile bulup koydum. Sonra mümkünse tavuğun içinden çıkan değilde evde bulunan baharatlarla sebzeleri fırın torbasına koyuyoruz. Çok az zeytin yağı ekleyip poşeti karıştırıyoruz, baharat her yere yayılsın. Fotoğraflar kronolojik sırayladır, ilham alabilirsiniz. Ben özellikle caju baharat karışımını içinde salata baharat karışımını kullandım ve birazcık muskat rende ile zerdeçalla sihir kattım. Sonra julyen veya fileto doğranmış hindileri poşete koyut tekrar biraz sallayıp çalkalayıp sosu yediriyoruz. 

Poşetin ağzını sıkıca bağlayıp üzerine bir iki delik açtıktan sonra pişirme kağıdı serili tepsiye yerleştiriyoruz (bazen sulu olabiliyor karışım, çıkartırken tepsiyi de kirletmesin). Isınmış fırında 180-200 derece pişiyor bu poşette yemek. Suyunun büyük bir kısmını çekince çıkartıp yanında kırmızı lahana salatasıyla servis yapabilirsiniz. 

Şu kadarını söyleyeyim yaptığım yemekler arasında en doyurucusu bu oldu hatta gece sadece bir adet portakal yedim o da listemde olduğu için yoksa sabah kalktığımda bile hala toktum. 

Bir daha ki pratik hızlı yemek tarifinde buluşuncaya dek sizden de gelecek tarifleri bekliyorum. Aman diyim çok zor olmasın beni afakanlar basıyor gram hesabı yaparken, ayarım kaçıyor =) 

Sevgiler

8 Şubat 2014 Cumartesi

KIRMIZI PANCAR GÖREN MASUM KUĞU


Dün biraz alışveriş biraz spor biraz çalışmayla, yani hepsinden azar azar right in to the middle gibi geçti. Ortaya karışık. Daha önce yeni tanıştığım sebzelerden bahsederken pancarı da eklemiştim. Göztepe-Erenköy arası benim çocukluğumun pazarı kurulmaya devam ederken bu sefer büyümüş halimle gitmeye karar verdim. Pazar'ın şanıymış pazarlık onu bizzat gördüm. Kadınların ev ekonomisine katkıları inanılmaz. Marketten falan almaya gerek yokmuş, asıl sebze meyve pazarda olanmış. Benim ki biraz turistik amaçlar taşısa da aldığım pancar ile birden çok şey yaptım, ekonomimize sağlam katkılar sundum. Yemek konusunda bir adım daha atlamış bulunmaktayım, şimdiki uğraşım; sağlıklı gıdalarla sofralar. 

Pazardan alışveriş yapmanın elbette zor yanları var, bir kere sağlam matematik bilmen lazım. Yan tezgahtaki fiyatı aklında tutman için de hafızanın kuvvetli olması lazım. Ben bir daha ki profesyonel denememi annemle yapmaya karar verdim, bu işte usta olmak için pratik gerekiyormuş. Şaka falan değil baya ciddi bir iş pazardan alışveriş yapmak.

Neyse bizim nevaleyi doldurdum geldim. İçinde en merak ettiğim sebze olan pancarı aldım. Soydum bir kaç kez yıkadım azıcık sirkeli suda beklettim. Sonra bunları temiz bir tencereye alıp üzerine içme suyu koyarak kaynattım. Suyun rengi vişne oldu, pancarlar da yumuşayınca aldım ocaktan biraz soğumaya bıraktım. Yarısını dilimledim zeytin yağı ve limon birazcık deniz tuzu ile konserve olarak satılanlar gibi oldu. Salataların üzerine konabilir hatta cam kavanozda bir hafta kadar saklanabilir fazlası.

Diğer yarısını rendeledim, sarımsak zeytin yağı limon tuz ve biraz süzme yoğurtla karıştırdım. Bence efsane bir meze oldu. Bu da yaklaşık 5 gün saklanabiliyor. Yoğurt burada işi bozan taraf çünkü.

Suyunu süzgeçten geçirip içine biraz limon suyu eklenip kavanozlara konulunca yeni meşrubatımızı elde etmiş oldum. soğutup bu minik limonata kavanozlarımda servis yaptım. Biraz süsleme eklerseniz çocuklar bile bir ihtimal severek içebilir. Pancarın faydaları çokmuş ama biraz tatsız bir sebze gibi görünüyor dışarıdan o yüzden evimize yeni yeni girebildi. 

Ben spordan sonra salatamın üzerine biraz yaptığım dilimlenmiş pancar biraz da peynir ilave ettim. Tam bir öğün işte, daha ne kadar sağlıklı olabilir?

Tansiyona, saç dökülmesine, ürtikere, karaciğer hastalıklarına, mide ve bağırsak sorunlarına birebirmiş. Benim değil uzmanların lafı bu. 

o salatanın içerisine biraz da taze zencefil rendeleseydim sanırım 100 yaşımı görmeyi garantileyecektim. Kısmet akşama artık.


Sevgiler

7 Şubat 2014 Cuma

KEDİLİ BİR MÜZİKALE GİDEN KUĞU: CATS


Eeee biz Broadway'e gidemiyorsak o bize gelsin dedik

Müzikallerden Cats'i seçtik
izledik.

Neden bu kadar önemli ve özel bir oyun olduğunu izlediğimde anladım. Öncesinde güzel bir yemek (sırf bunun için öğlen öğünümü salata ile geçiştirdim, bedelini ödedim) eşim ve  B. ile sohbet kahve derken attık kendimizi salona. Aylar öncesinde almıştık biletleri ama sanırım herkes bizim kadar erken davranmış. Baya doluydu salon hatta belki full bile olabilir ki biz haftaiçi gittik, haftasonunu tahmin edemiyorum.
Mümkünse izleyin, hayalgücünüz tavan yapsın
asrın en güzel müzikal örneklerinden birini görmeden geçmeyin. 09 Şubat'a kadar devam ediyor.


Müzikalle ilgili bilgiyi Zorlu PSM'nin sayfasından okuyabilirsiniz ya da ben yazabilirim =)

Cats, Andrew Lloyd Webber’in, T.S Eliot’un 'Old Possum’s Book Of Practical Cats' adlı kitabından uyarlayarak bestelediği bir müzikaldir. Müzikal, çok bilinen Memory şarkısını da bütün dünyaya tanıtmıştır.
Müzikal ilk kez 1981’de West End’de, ardından 1982’de Broadway’de oynanmıştır. T.S Eliot'ın "Yetenekli Kediler" adlı şiirinden esinlenerek yazılmıştır. İki müzikali de Trevor Nunn yönetmiş, koreografileri ise Gillian Lynne tarafından hazırlanmıştır. 

Müzikal, başta Laurance Olivier ve Tony Ödülleri- En İyi Müzikal olmak üzere sayısız ödül kazanmıştır. 
Bugüne kadar 300'den fazla şehirde, 50 milyondan fazla kişi tarafından izlenen, ilk kez 1891'de Londra'daki West End'de, 1982'de de Broadway'de izleyici ile buluşan müzikal, Londra'da 20 yıl boyunca sahnelendi.

Müziğin, dansın, şiirin, hayallerin, tiyatronun ve aşkın "mükemmel" uyumunu içinde taşıyan Cats, en iyi müzikal ve en iyi yönetmen dalları dahil olmak üzere Broadway'de 7 kez Tony Ödülü'nü kazandı. Olivier Award en iyi müzikal ödülü ve en iyi orijinal kadro kategorisinde de Grammy ödülü bulunan Cats, 2008 yılında İngiltere çapında kapalı gişe oynadı.


Sevgiler


5 Şubat 2014 Çarşamba

DOSTLUK, DAVET ve ÖTESİ

 Arkadaşlarla geçirilen bir akşamdan daha keyifli bir şey varsa o da muhtemelen geçirilen 1 tam gündür=) Sevgili dostum N ve S'nin yeni evlerine ziyarete gittik geçen akşam. N. ile dostluğumuz baya eskilere dayanıyor şöyle ki; ben henüz, baya küçük, okul talebesi olmuşum ve yeni okulun ilk gününde servisi bekliyorum annemle (düşünün o kadar küçüğüm) yan binanın önünde de bir anne kız gördük, baya aynı forma üstümüzde. Sonra anneler konuşunca aynı okulda hatta aynı yaşta ve serviste olduğumuzu öğrendik. Böyle başladı dostluğumuz ve artı bir H. eklenince tam olduk. Derken lisede aynı sınıfa geçtik, diğer yaşıtlarımız tenefüste yürüyüşe çıkarken biz atölyede çılgınlar gibi resim yapardık, konferanslara yarışmalara giderdik. Birbirimizde kalırdık, birbirimize not yazdığımız defteri her tenefüste el değiştirirdik, sabaha kadar bıdır bıdır konuşup şafak sökerken uyuya kalırdık. İnanılmaz güzel ve besleyici bir dostluktu bu. Hani insan yalnız hisseder ya dertlendiğinde kendini, ben yaşamadım hiç bunu hep yanımda iki candostum vardı. Böyle, baya ergen takıntılarımda saatlerce nasihat verdiler, yahu insan o dönem kendinden sıkılıyor bırak başkasını dinlemeyi, nasıl katlandık bu sürece hiç hatırlamıyorum=). Herkesin hayatı farklı yönlere gitti; birimiz İtü birimiz Koç birimiz Galatasaray'da okumaya başladık,iyi bölümlerde iyi burslarla, o kadar konuşmaya gırgıra nasıl kazandık bu okulları hayret.

Hayatlarımız farklı yönlere gitti ama biz kopmadık birbirimizden, tenefüs kadar sık olmasa da yine hep bir şekilde o geçen zamanın telafisini yaptık, böyledir gerçek dostluklar zaman geçer bir şeyler yaşanır ama yanyana gelinince kaldığı yerden devam eder her şey. Değişimler garipsenmez, yenilikler kutlanır ve iyi günler daha iyi olur. Dostluğun sadece kötü günde belli olduğu gibi kalıplaşmışın dışında şeylere de inanırım ben, eğer bir insanın iyi ve mutlu gününde en az onun kadar sevinip heyecanlanabiliyorsan hatta mutluluğunu perçinlemek için elinden geleni yapacak isteği buluyorsan içinde çok değerli bir şeye sahipsin demektir, saf sevgi. Neyse efendim bu kadar nostalji yeter, eski defter gibi kokuttum blog'u. 

İşte geçen akşam N'nin ve yıllanmış dostumuz damadımız S'nin evine yemeğe davetliydik. Ben, eşim, H., B. ile kalabalık bir misafir ekibi olup tuttuk evin yolunu. Yahu bizim ufaklık bir hamarat olmuş, yemekler yapmış, sofrayı süslemiş gözlerim doldu. Hemen çılgınlar gibi fotoğraf çekmeye başladım. Keyifli bir sohbet yemek kahve derken bir baktım bizim grup yine lisede olduğu gibi ülke gündemine dair siyasi içerikli bir tartışmanın içerisinde ve saat haftaiçi bir davet için oldukça ilerlemiş. N'ye yemek konusundaki deneyimlerini paylaşması için bir blog açamasını tavsiye ettik zira baya enteresan ve özel yemekler konusuna eğilmiş. Kimse bu sanattan mahrum kalmamalı.=)

Başlangıçta restoranlarda verilen ve asla gözü doyurmayan, sadece ceviz ve üzümle bolmuş gibi gözüken peynir tabaklarını kıskandıracak cinsten bir palet vardı. Yanında damadın güzel seçimi bir şarap =)

Zeytinyağı tabağı, portakallı peynirli salata ve misss kokulu zeytinli ekmekler.,

Biz bir gömdük kendimizi bunlara içeriden pizza geldi. Hazır pizza ve ev yapımı pizza arasında ne fark var derseniz, inanılmaz bir fark varmış onu anladım. Bu pizzaysa o yediklerimiz başka bir şey kesinlikle.

Arkasından tavuk sarma ve fırında baharatlı patates derken ağırlığını taşıyamayanlar aramızdan ayrılarak masadan aşağı patır patır döküldü.

Son vuruş olarak magnolia ve kahve ikilisini alınca herkeste bir hoşluk bir melek hali, böyle yüzümüzde nur varmış gibi olduk. 

Bunları hem biraz N'yi yaptıklarını paylaşmaya teşvik olsun, hem bir davette neler servis edilebilir bir fikir olsun hem de şahane bir akşam yaşadım onu paylaşmış olayım diye yazdım. Bazen bu tip aktiviteler insanı yaşama daha çok bağlıyor ve enerjisini yükseltiyor. Mümkünse evde tek başınıza oturmayın, soyutlanmayın, açın telefon gelsin sevdikleriniz. Sohbet muhabbet, azıcık sarılma, inanın ki hayat bambaşka bir renk alacak.

Sevgiler, Güzel Dostluklara