diyetisyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyetisyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2014 Pazartesi

TEPSİ GÖBEĞİN DOKTORLARLA İMTİHANI




Rutini nedir bu dönemde bir insan evladının; haftalık doktor kontrolleri ve kan testleri... Doktor kontrolüm vardı dün. Baya keyfim yerine geldi, dışarı çıktım, süslendüm, gezdim, mini bir alışveriş bile yaptım, arkadaşlarımla kahve içtim (teknik olarak kahveyi onlar içti, ben meyveli frozena talim) ohhh şahaneyim derken doktorum beni gördüğü anda 'Oooo tepsi gibi olmuşsun' demez mi... Haydaaa, o ne demek ola ki, ne tepsisi, nerem tepsi, nasıl bir tepsi tam olarak? Taşıma mevzusu yüzündem mi tepsi, aklım karıştı emin olamıyorum.. Moralim de birazcık katman altı bir kaç basamak. Sanırım bu duygu durumum bedensel durumumla orantılı değişik, garip, alacalı falan. E vitaminli bir kremim var sürmem lazım, yoksa oymalı tepsiye döneceğim (ne de olsa önümüzdeki günlerde daha büyük bir tepsi olacağım :/ )bir türlü zamanını tutturup alışkanlık haline getiremedim. Aslında oldukça önemli bir detay, nemlendirme besleme ve bunu gibi bir çok dişi tabir var dilimin ucunda.


Not: Doktor kontrolünde olmak her daim önemlidir ama özellikle fazla kilo ile hamile kaldıysanız Diyetisyen şart bu dönemde, ama erkek olamamasında manevi olarak fayda var (normal zaman için oldukça başarılılar elbette ama bu durum özel, kusura bakmayacaklar artık, bu da sadece bizim bildiğimiz bir mevzu) olaya hakim olmadıkları için sizin iştahınız ve istekleriniz karşısında garip tepkileri var, mevzudan haberleri olmadığı için hassasiyetleri de doğal olarak yok, beklediğini bulamamanın hırsına bürünüyor insan, nasıl bir doktor 9lu çay verir hamile hastasına... O yüzden özellkle 'Anne' diyetisyen candır. Halini anlar, kıyak yapar, hasta değil aynı kulübün üyesi hissettirir.


Sevgiler


18 Ağustos 2014 Pazartesi

HORMONLARIMIN ELLERİ ÖPÜLESİ ALINGANLIKLARI


Bu yaz çok yazacak bir şey bulamadım, yaşayamadım ki yazayım, saksı mode on. Denıze ben mi girdim, ben mi yüzdüm amann şöyle kulaçlar kulaçlar masmavi. Ben mi kastım baharda da yazın cillop gibi salındım çeşme bodrum kos hadi bilemedin mykonos. Başka işlerim oldu benim, vaziyetler başıma üşüştü ben de attım kendimi başka başka yerlere çalıştım durdum.. Sonrası da oldu tabi ama onu başka zamana dertleşiriz, konuşuruz kırarız iki lafın belini. Siz şimdi deniz kenarı havuz alemlerdesiniz ben de ayrı bir alemdeyim, sorma sorma derdim büyük dokunsan dökülecek eteklerimden kaya kaya laflar da gidip birine çarpacak diye 1.vites homurdanıyorum. mailler birikmiş, nasıl verdin kiloları, geri aldın mı ya da nasıl koruyorsun formunu, şu diyetisyeni tavsiye eder misin?? Hepsine cevabımdır: Hoyyyyt bir durum yahu ne zayıflaması, yok kardeşim aylardır 2gr veremedim, bir süre daha veremeyeceğim, çokta tınnnn günler torbaya mı girdi daha önümüz kış ve genciz yani şunun şurasında hepsini hallederiz şişşşştttt, iradesiz adam sende pabucumun bloggerı. 

Tek kişi olsak ben gösterirdim yaz, bikini falan bayada takmıştım kafaya zaten kesin yırtardım bu işi (çok pis konuştular bıdır bıdır arkadamdan da kulağıma geldi, art art niyetler peşisıra cümle alem sanki ağzının içinde konuşuyor gizli kalacak sanıyor fesat ruhları, çıktı mı o laf bir kere senden her türlü duyarım ben) ama dediğim gibi yerim dar 2 kişiyim, ona rağmen gönlümce yiyemiyorum böyle ohhh deyip vur patlasın çal oynasın partiliyemiyorum kremşanti üstü sweetcherry  modunda. Şeker çıkmasın, tansiyon olmasın, aman obez bebek olur, gelişimi engellenir, bize mi vurdu bu piyango arkadaş lab araştırma bu kadar gelişmemişken ne yapıyordu insanlar, gözlernin akından mı anlıyorlardı da önlem alıyorlardı? Bence garezi bize tıp, teknoloji ve gelişimin. Bundan sonra biraz kendi gelişimimden bahsedeceğim, çok bildiğimden falan değil aman ha, yaşayarak kör topal tecrübe ettiğimden. Mesela 10kg+ fazlası olup hamile kalanların canı can değil, aşeremez, her gün tatlı yiyemez. 20kg ve üzerinde fazlası olanlarsa yandı ki ne yandı (bu grup benim adamlarımla dolu, canlarım benim mucxx mucxx ben yanınızdayım annem) ne tatlı ne hamurişi ne de öyle kalça göbek büyütmece; her yemekten sonra 20dk hafif tempo yürüyüş, bol su, şekerli gıdalar kesinlikle yasak haftada bir falan da yok öyle yağma, çok canın çekerse al bir havuz kemir :/ . 

Tüm hormonlarımın ellerin öpülesi alınganlıklarına, huzursuzluklarına veya tüm art art niyetleri peşi sıra dizilmişlerın bugün hortlamasına rağmen kanatlarım var benim ruhumda, uzun uçar hayallerim mavilere aşık, gözlerim hep bir güneş kamaşması böyle bir çocuk halleri çocuklu hallerden, ne bileyim işte hep o yiyemediğim şekerelerin akmış bulaşmış pembeleri ellerimde...


Anlatacağım daha uzun uzun, zaman bol ;)


Not: Son zamanlarda yeni favori kurgu çiftim bu topraklardan, Yaren ve Carlos'a öpücükler sevgiler hörmetler, içimde ki damar yolunu meydana çıkartıp kökenlerime döndürdükleri & yüzümü koltuk minderi kıvamındayken kocaman güldürdükleri için... Yemişim Hollywood'un snoob repliklerini, yanarım yanarım oy oy oyyyyy.


Öperim



4 Mart 2014 Salı

SIRADAKİ PARÇA, TÜM CANI ACIMIŞ KUĞULARIMA GELSİN....


Birinin seni çok sevmesi değiştirmiyor hislerini her zaman. Yani illa bir sevgili değil anne baba kardeş hatta bir candost bile olabilir. Eş dost bilmez içindeki efkârı, kendini sarmalayan iplerin ruhunda çıkıp tüm bedenini çepeçevre sarıp ruhuna geri demir attığını. Gencecik insan bunu nasıl yapar kendine olur,  hepimiz azıcık eserikliyiz ya dışarıdan bakınca o yüzden heralde kendi kendimize yaptığımıza inanılır; mağduru suçlama psikolojisi dedi bir sosyolog bugün. Düşersin ‘düz yolda yürüyemiyor’ derler,  kaza yaparsın ‘zaten çok dikkatsiz kullanır o’ derler diye örnekledi. Ne severmişiz düşeni düştüğü yerde görmekten zevk alıp, vurma isteği duymayı. Ama muhtemelen vurulmaz düşene, sağda solda gören olur diye. Bazen onun çekincesini de yaşamayanlar olur hayatta, kitapsız vururlar. Yani birinin seni sevmesi değiştirmiyor hislerini, onlarca sevenin olsa, bir sevmeyenin kafasından geçenleri yüzünden okuyabiliyorsan işte o zaman gömülüyorsun derinlerinde bir çukura. 

Herkesin sevmesi mi gerekir seni aslında, yoksa senin kendini sevmediğini mi hatırlatıyordur her biri ve bu yüzden koşarak uzaklaşmak geliyor içinden bilmiyorum. Bir hastalık olur, bir gaflet anı, canının sıkkın olduğu bir dönem veya sebepsiz bedenin değişmiştir, çok veya az kilo almışsındır yani kısaca sevmediğin yeni bir bedenin vardır nedeni nasılı önemsiz. Sen çıkmak istersin o halden, kostüm gibi durur üzerinde, sana ait değilmiş gibi, sanki hemen biri gelip “Bu ne hal, senin değil ki, ver bakalım bana.” diyecekmiş gibi. kimse gelmez. Aynada baktığın kişiye yabancılaşırsın, yabancılaştıkça kendinden uzaklaşırsın. Başkalarının derdini dinler, sıkılsan da yanlarında durur, aman laf etmesinler diye onaylamadığın şeylere baş sallarsın. 



Canını acıtır sözleri ama sen her şeye zaten alınır olmuşsundur onlara göre, gerçekten alındığında dikkate alınmaz güya, yani savunmasızsındır, kalkanların düşmüş hedef olmuş böyle incecik bir dalın arkasında saklanmaya çalışan tombik bir asker gibi durursun savaş alanında. Gözlerinde ateş fışkıranlara dönüp “Hayırdır dayı sorun mu var?” diyemezsin sadece kibarlıktan falan değil baya yani kimsenin dikkatini çekmemek için, senden başka kimse anlamaz hatta sende anlamazsın “nasıl yapamam ben, nasıl başaramam” diye garipsersin. 

Senden başka kimsenin anlamaması öyle bir noktada kendini belli eder ki işte o nokta kırılma anı olur, ya batarsın dibe ya çıkarsın hırs ve öfkeyle;  yine bir yabancılaşma anı yaşarsın sabahın köründe,(başka birinin bedeninde uyandığını hayal etsin bu duyguyu hiç tatmamışlar) ilk defa tasma takılmış bir kedi gibi kendi kuyruğunun çevresinde endişe ile dönerken buna anlam veremeyen en yakınındakinin canını yakmak istersin “Bak bu kadar acıyor benim canım” diye söyle söyler incitirsin, ama bilirsin ki hiçbir söz yaşadığın kırgınlığı telafi etmez daha çok hırs kuşanır daha acımasızlaşırsın, acımasızlığın söker derini en çok kanatır. Kimi üzsen en çok ağlayan sen olursun gün sonunda.


Kalbin hani böyle sıkışır gibi olur ya içinden çıkamazsın tüm bunların, o sıkışmıyordur aslında, bir kafesin parmaklıklarını hırpalıyordur; sesini duyman için, tutsaklığın bitmesi için. Özgür asi bir kuşsun aslında demişti Ali Poyrazoğlu bir kanadı kırık topallayarak hayatta kalmaya çalışan, çünkü cesaretimizi söküp almışlar ruhumuzdan. Kaçırırsın gözlerini, hakkında konuştuklarını bilirsin, birinin söylemesine gerek olmaz ama birisi gelir söyler yine, duyarsın yani her türlü, (kendinden kaçanların en büyük yeteneğidir birinin ne konuştuğunu hissettiğini gözlerinden okumak, kendininkini okuyamıyor ya ihtisası başkaları üzerine) süslü laflar söylense de altında yatan acıma duygusu değil senin düşmenin kutlamasıdır. Böyledir insanoğlu, başarının kıstası bir başkası ile arasında ki mesafenin dikey düşeydeki uzunluğudur kendince, bazılarımız farklı yaratılmışızdır elbette, düşeyler ve yatayların her kesişimde kendi yüzümüzle karşılaşırız, tek derdimiz kendimiz tek rakibimiz bir önce bir sonra ama yine kendimizdir. Yalnız kalmaktan korkarsın en çok, süreç değişmez;  ilk zamanlar yalnızlık kolaydır, başkalarını suçlarsın kendince suçluluk oran denklemleri kurarsın “Oh söyledim kurtuldum hıh!” diye rahatladığını düşünürsün ama 4. Gün sıkıntı! İşte o 4. gün kendini suçlama zamanı gelir, hazır zaten sevmiyorsun kendini, acımasızsın zaten, yaşadığın hissettiğin her şeyin bedeli ona kalır garibim. Sonrasını biliyorsun.



 Nasıl çıkar insan kendi boşluğundan, nasıl unutarak devam eder yarına, nasıl sevebilir bir yabancıyı kendi ruhunda, nasıl onu anlamayan tüm sevdiklerini özgür bırakabilir acısından…

 Affetmek…

Yeme onu yeme işte, dostun değil o senin, acını dindirmeyecek, rahatlamayacaksın o tabaktan sonra, içinde aç olan miden değil asi kuş, açlık öyle bir şey değil!! Cesaret!! Dışarıya çık, evinde oturma, nefes yok evde, nefes almak için dışarı çık, ağaç olsun orada, deniz veya su.. Toprak olsun orada. Dışarı çık. Soğuk değildir yalnız bir ev kadar hiçbir orman, yürü, bir ağacın dış kabuklarına dokun yaralarının geçeceğini hatırla, kafanı kaldır gökyüzüne bak sevildiğini bil, tak kulağına bir müzik, erkenden uyan git, güneş senin için doğsun. Bir dal yaprak, renkli çiçekler, dalga köpükleri, martılar, kuşların şıkırtısı.. Ruhunun bir parçası doğada saklı, seni bir tek o iyileştirebilir, Ana eki almasının bir sebebi var elbette, sarar yaralarını….

Biliyorum bunların hiç biri mucizeye benzemiyor böyle uzaktan bakınca, ne değiştirebilir ki diye düşünüyor insan düşününce. Unutmaya, konuşanları düşünenleri susturmaya, bedenini değiştirmeye, canını acıttığın tüm sevdiklerine yaşattığın dakikaları geri almaya veya kendine olan küslüğünden vazgeçirmeye gücü yetmez sanıyorsun.


YAŞAMAYA CESARET EDEMEDİĞİ İÇİN MUCİZELERLE KARŞILAŞAMIYOR YARALILAR..


Sen ey kadın
Sen topraksın, toprak anadansın
129 metre yüksekte bir plazanın içerisinde sadece yaralı kuşsun kanatları kırılmış

Toprağa dey, senin orası, senden, mucizelerin gerçekleştiği yer.



27 Ocak 2014 Pazartesi

PAZARTESİ SENDROMU YAŞAMAYAN BÜNYELERE, GÜNÜN DETAYI No.08


Haftasonlarını seviyorum hem de çok çok. Bu seferki de aynen sevdiğim gibi geçti. Pazartesi sendromu yaşamasam da bu hafta açılışını güzel günlerden bir kare ile yapmak istedim. Şarap-peynir gecesi yapıldı arkadaşlarla kuzenlerle, bir sohbet bir sohbet. Kırmızı şarap güzelse bir kadehe hayır diyemem, sağlık açısında da faydalarını artık 10 yaşındaki çocuk bile biliyor, özellikle rejim zamanı dozu kaçırmamak oldukça önemli.

Bu haftasonu kitap okuyarak, kendimi dinlendirerek, dostlarımla zaman geçirerek ve sevdiceğimin misss kokulu sürprizi ile enerji depoladım, motivasyonum arttı, güzel filmler izledim (American Hustle, Pi'nin Yaşamı, vs)



Sevdiklerimden birini kısa dönem yolculuğa uğurladık, hasret biriktirdik, öptük sarıldık bir daha ki görüşmemize kadar sevgi doldurduk içimize.

Dostum B.'nin doğum gününü kutladık, oynadık, yedik, kahkaha attık. İyi ki doğmuş dedik içimizden yüreğimizden.

Kısacası bu haftasonu sevdiklerime sarıldım bolca, yeni umutlar ve hedefler koyduk önümüze.. Haftaya doktor randevu ve kontrollerimle devam edeceğim. Bakalım neler çıkmış minik bedenimde =). Onların da detayları yakında..

Sevgiler

24 Ocak 2014 Cuma

BİR ÇÖZÜM BULMUŞ OLABİLİR MİYİM ACABA? 2014'ün HEDEFİ, SAĞLIKLI YAŞAM 2/2


İşte o kilomun pik yaptığı günden itibaren kendimi değiştirmeye karar verdim...

Neredeyse tüm ömrüm bu savaşla geçmişti, sayısız doktora gitmiş ve tonlarda liste uygulamıştım. Ama hep başladığımdan daha kötü bir noktaya geliyordum ve ruhum küçülüyordu. Potansiyelim, yeteneğim kaybolmuştu çünkü aklımda sadece bedenim ve sorunları vardı. Sizle paylaştığım tüm o kişisel gelişim ve sakinleşme sürecinin sonunda yavaşladım. Hayatımda köklü değişiklikler yaptım. Bu süreçte hiç kilo vermedim, hatta sanırım 4 kilo aldım yani şimdi vermem gereken 20li rakamlı bir kilo vardı. Hiç bir kıyafetimi giyemiyor, fotoğraf çekmek içimden gelmiyordu ama bu sefer bir çözümün olduğunu biliyordum. Sakince çözümü aramaya başladım, bir çok yerde bir çok şekilde, biliyordum o bir yerlerde ve bunun bir sonu var. 

Doktora yeniden başladım, listeye elimden geldiğince uymaya çalışıyor ama asla kötü gıdalar tüketmiyordum. Çikolata en sevdiğim canımmm onu bile uzaklaştırdım hayatımdan, buzdolabını revize ettim. Kilo verdim mi? Hayır. 2kg yağ kaybından başka son 3 aydır hiç bir değişim olmadı bedenimde. Bir sorun vardı ve biliyorum çözümü henüz bulmamıştım. Sakindim ama bunun devam etmeyeceğini biliyordum ve 2014 için çoook umutluydum. Hayatımda kendim için yapabileceğim en iyi şeyi zaten kendimi değiştirerek daha mutlu olarak yapmıştım ve biliyordum o çözüm bana kendi gelecekti ki geldi. 

Geçen hafta, Annemin doktor bir dostuma bambaşka bir sebeple gittik. Görüşmeyeli sadece 8 ay olmuştu. Beni görünce 'Ufaklık n'oldu sana? Neden bu kadar kilo aldın?' dediğinde ben böhümmmmmmm diye açtım muslukları. Anlattım durumu. 'Sen yediğin için bu kiloyu almış olamazsın, hormanlarla ilgili diye tahmin ediyorum, halledicez, şahane bir arkadaşım var ona göndericem seni, farklı bir yaklaşımı vardır, seni bir kalıba sokmaya çalışmaz, kalıbı sana göre şekillendirir! dedi. Bu arada bahsettiği doktor bir endokrinoloji doktoruydu. Ah bu hormonlar. Ama çözüm işte bu, bir yerlerde bulmanız için bekliyor hınzır. Tesadüf gibi gördüğümüz bir çok an aslında büyük bir yolun sadece bir parçasıdır, görmek ve ilerlemek sadece şansa değil aynı zamanda ne kadar çok istediğinize bağlıdır. Sonra telefonlar birbirini izledi, randevular alındı ve doktora ulaştığımda yine yine testler. Ama bu sefer bir farkla. Kendi kendime yapacağım bir test daha vardı. Şeker ölçümü!! Hastanedeki kan alımı bittikten sonra eve yanımda bir aletle döndüm. Sabah aç karnına ve yemeklerden 1 saat ve 3 saat sonra şekerimi ölçmem için bir aletti bu. Bugün 3. günüm. Yahu insanın iğneyi kendine batırması ne zor bir mevzuymuş. Boşuna iğne çuvaldız atasözü söylenmemiş. Parmaklarıma bakıp bakıp üzülüyorum, vallahi canım acıyor. Diyabet sorunu yaşayanların Allah yardımcısı olsun gerçekten zormuş. Sonuçlarımı haftaya göstereceğim doktora ama en son yaptırdığım tahlillere ve sonucu çıkmış olan şimdikilere bakıp kıyaslayınca tablo vahim! Verilen her kalemde sınıfta kalmışım. Muhtemel tablo şudur;

İnsülin Direnci mi o
Tsh uçmuş
Ferritin düşmüş mü

merhaba!!!!

Doktorumun bana koyacağı teşhis ve tedavileri de paylaşacağım sizlerle. Çünkü ben yemek yediğim için değil hasta olduğum için kilo alıyorum ve tedavi edilmediği sürece hep başa dönüyorum. Bunun artık bir son bulması lazım ne de olsa 2014 başladı bile =)  Aslında biliyordum yani tahmin ediyordum ama adı konmadığı için bazı bazı vicdan azabı da çekiyordum, sanki ben yapıyormuşum bunu kendime gibi. 


Derdim bloğumu ağlama duvarına çevirerek ah ben bunu yaşadım ah ben böyle üzüldüm ah anam ah babam diyerek yakınmak değildi. Su içsem yarıyor diyenler haksız olmayabilir gerçekten, yapıyorum ama kilo veremiyorum diyenler de. Tüm bu süreçte iradesini ve inancını kaybederek dikkat etmeyi bırakarak çok daha fazla kilo alıp çok daha sağlığı bozulan insanların sayısı da pek az değildir diye düşünüyorum. Ben bir örneğim sadece, yaşanan bir çok örnek arasında, bütünün küçük bir parçasıyım. Sadece yanlış beslenildiği için değil bazen elinde olmayan sebeplerle, hormonal dengesizlik, hipotiroid,  metabolik sendrom gibi adı aklıma gelmeyen veya bilmediğim bir çok sağlık sorunundan dolayı bu noktaya gelinebiliyor. İnancınızı kaybetmek yerine sorun eşe dosta 'Bildiğin sağlam bir endokrinoloji uzmanı var mı?' diye. Didik didik etsinler, baksınlar, her ihtimali göz önünde bulundursunlar, yeter ki bilin "Gerçekten yeme bozukluğunuz mu var yoksa başka bir 'şey' mi?". 

Çözüm siz aradığınız sürece orada bir yerlerde, aynada küçümsemeyin kendinizi, umutsuzluğa kapılmayın. Çözümü olmayan hiç bir soru sorulmaz hayatta.. Matematik gibi =) Sayıları değiştirelim, sonuç değişecektir!

Sevgiler



22 Ocak 2014 Çarşamba

BİR ÇÖZÜM BULMUŞ OLABİLİR MİYİM ACABA? 2014'ün HEDEFİ, SAĞLIKLI YAŞAM 1/2


Son bir haftadır fazla yazamadım, özen gösteremedim biliyorum. Bunun rahatsızlığını yaşıyorum elbette ama bu süreç bu yazıyı yazmamda oldukça etkili oldu diyebiliriz. İyi haber şu ki bir çözüm buldum!!!

Çocukluğumun son zamanlarından yani 10-11 yaşından beri fazla kilolarımla sıkıntılar yaşadım. Aslında hep fazla kilolu değildim. Bir sene kilo alır sonra verirdim. Yani hafif kilolu sınıfında olduğum söylenebilir. Tabi buna şimdi bakınca öyle görüyorum, o zamanlar hep çok kilolu görürdüm kendimi, sadece ben değil okuldaki arkadaşlarım da benle aynı fikirde olsa gerek ben ve benim gibi zayıf olmayan herkese isim takıyorlardı. Bugün onları ifşa ederek çocukken yaptıkları acımasızlıkları ve bu acımasızlıklara maruz kalan diğer çocuklarda bıraktığı yaraları yüzlerine vurmayacağım, onların da çocuk olduğunu unutmamaya, bugün ki bilinçleri olsaydı daha nazik davranacaklarına inanmak istiyorum çünkü.


Gel zaman git zaman topladım elbette kendimi, üniversite yıllarımda özellikle yurtdışında okuduğum ve sürekli hareket halinde olduğum ve okuluma dahi yürüyerek gittiğim için ( İstanbul'un dünya şehri standardına geldiğini söyleyen yetkililere kaldırımı olmayan, olup ta delik deşik olan ve yürüyerek sağlıklı bir insanın bile bir yerden bir yere gidemeyeceği kadar kötü yaya yollarının olduğu semtlerin fotoğraflarını göstermek ve sormak istiyorum k düzgün kaldırımı olan bir yer henüz göremedim. "Ben 20'li yaşlarında biri olarak yürüyerek istediğim yere ulaşamıyorsam bahsettiğiniz neyin standardıdır acaba? Hobbitlerin mi?") asdece balık etli kalmıştım. Maşallah enine boyuna, sülale normları dışında bir fiziğim olduğu için hayatımın hiç bir döneminde çıtı pıtı olmadım. Ama bu kadar kilolu da olmamıştım. Bu sürekli ver-al kiloları dönemlerinde doktor ve diyetisyen yardımım eksik olmadı. O nedenle şu anda ezberimde ne sağlıklı ne değil, listeler, tüyolar hepsii hepsii mevcut. 

Bundan bir kaç yıl önce önlenemez hızla kilo almaya başladığımda ki bu bloğu yazmaya başlamamla neredeyse aynı süredeydi bir diyetisyenim daha vardı. Sağlıklı Beslenme Uzmanım maalesef verdiği listeye harfiyen uyduğuma inanmıyor ve verdiği o rejime rağmen her hafta düzenli olarak nasıl 1kg aldığımı anlayamıyordu. o süreç oldukça zordu benim için. Normal hatta iyi kiloda bir insanken +10, +12, +14 olarak hızla kilo alıyordum. Psikolojim darma duman. Yemiyor, yiyenleri görünce kıskanıyor ve asabi bir tavuk şeklinde gezinirken kilolarıma kilo ekliyordum. En son sevgili diyetisyenin 'Efendim ben bilmem kaç kişiyi zayıflattım, ama listeye uydu hepsi, bu aldığınız kilolar liste dışında davrandığınızı yani kaçamak yaptığınızı gösteriyor, aksi mümkün değil, bence yediklerinizi yazın!' dedikten sonra ağlayarak Anneme başvurdum. Koskoca insan yani geldiği hale bakın, yuh. Rejim yaptığınız, üzerine spor yaptığınız halde kilo veremediğiniz hiiç olmadı mı? Bu sizi pes etme noktasına getirmedi mi hiç? Kulübe hoşgeldiniz. Neyse efendim bu olaydan sonra hemen tuttum bir endokrinoloji doktorunun yolunu, dedim böyle böle. Arkadaş bir test listesi çıkardı sanarsın Kızılay'a kan bağışı yapıyorum, 7 tüp kan aldılar. Sonuç:

Tsh: fırlamış gidiyor, kendi özerk bir bölge ilan etmiş, benden bağımsız.
Ferritin: Demir yok demir, başın ağrır tabi.
Tam Kan Sayımı: otur 0!
vs
vs
Doktorum baktı ve dedi ki 'Bu tabloda senin için en son şey kilo verme hevesi olmalı, sağlığını kaybetmişsin önce bunu toplamak zorundasın!'.. Verdiğin listeye uymuyor muymuşum? Kaçamak mı yapıyor muşum? Kilo vermemem gibi bir şey söz konusu olmazmış mı?

Tiroid hormonunun düzelmesi ve normal seyrine dönmesi, ilaç dozunun ayarlanması ve vücudun kendini toplaması tam 10 ayımı aldı. bu arada +9-10 kilo da almıştım tabi ki. Dolabımda 40, 42, 44, 46 ve son olarak 48 beden eklenmişti. İlaç dozunun ayarlanması kan değerlerinin normale gelmesi oldukça sancılı bir süreçti ve ben maalesef bugün ki bilincim dışındaydım ve bunu bir savaş olarak yaşıyor kendime daha çok zarar veriyordum. Sonra ne mi oldu? Verdim tabi ki o kiloların çoğunu  42-44 bedene geri döndüm. Şimdi yazıyı okuyanlar diyebilir 'Annem tosun gibiymişsin, 44 beden insan mı olur?' Şöyle anlatayım, 'Artık kilo verme çok zayıfladın!' dedikleri bir dönem oldu evet aynen böyle bir dönem oldu yani ben de zayıf olabiliyorum aslında. O dönemde bile 40 beden ceket giyemiyordum, omuzdan olmuyordu hatta ceketin etekleri böyle Harry Potter pelerini gibi iki yanda kalkık seyrediyordu. Geniş ve iri kemikli biri için 44 beden gayet iyiydi aslında. 5-6 kilo daha veririm tamamdır diyordum ki o dediklerimi de almaya başladım. Aldıkça aldım, diyetisyene 1 ay ara verdim evde sebze yedim gittiğimde 8 kilo birden almıştım. Bir insanın az yediği halde ayda 8 kilo alması mümkün değildir, gece bile ağzında çikolatalı sütle uyuması gerek. 


İşte o kilomun pik yaptığı günden itibaren kendimi değiştirmeye karar verdim........ Devamı Cuma Günü =))






18 Ocak 2014 Cumartesi

YENİ HAYATIMA DAVETLİLER LİSTESİ: SEBZE ve MEYVE SENFONİSİ


Yeni hayatıma yeni sebze ve meyveler ekledim. Zira çıkardığım o kadar çok gıda oldu ki bizim buzdolabı bir başına kaldı. Sonra çevremdeki büyüklerden aldığım bilgilerle başladım araştırmaya, ülkemizde tarım hala! yapılabildiği ve bu kadar çeşitli sebze meyve tüketebildiğimiz için pek şanslıymışız da haberimiz yokmuş. Bu saatten sonra geleneksel mutfağımızda revizyona gidiyorum; kete, katmer, analı kızlı, hoşmerim pek güzel pek lezzetli evet kabul ama sadece bunlar yok ki bizim geleneksel mutfağımızda. Kiviyi saymazsak işte bizi eskilere götüren bir hafif Ege Akşamı Esintisi notlarım.

Not: Akdeniz Diyeti denilen ve sebze balık ağırlık bir beslenme tarzını öngören yaşam şeklinin kendi ana vatanımızdan çıktığını bilmek çok şaşırtmıştı beni vakti zamanında. Hep başka ülkelerin geleneklerinin popüler hale gelmesine alıştığımızdan olsa gerek gözümüzün önündeki cevheri ıskalamışım. Ama tahmin etmem lazımdı; Kaç kere yemeğe makarna, kuru et ve tereyağsız oturan bir Güney İtalya vatandaşı gördün Kuğu? Hiç. 



Canım İzmir'e ve Ege'ye selam olsun, misss kokulu otları ve incecik zeytin yağları başımızın tacıdır haberi olsun =)

İşte benim hayatıma giren yeni yeni sebze meyvelerim;

Kırmızı Turp: azıcık pişirip rendeleyin.. Şahane salata oluyormuş.. Faydası saymakla bitmez.

Kırmızı Lahana ve Beyaz Lahana: ince kıyım doğrayıp limon ve biraz tuzla ovalayınca yeni mezemiz hazır. Gaz sorunu olanlar korkmasın, tuzla ovalanınca ne gaz kalıyor ne acılık.

Yer Elması: Elma niyetine soyup kütür kütür yemelikmiş. Eski Anadolu geleneği. Ataların bir bildiği vardır elbet.

Dere Otu: Tiroid sorunu olanlar, eksik çalışanlar ve insülin sorunu yaşayanlar, sofranızdan eksik etmeyin.

Tere Otu: Annemin tavsiyesi, tatlı ihtiyacını kestiğini iddia ediyor. Sonuçta yeşillik, vardır elbet bir ton yararı, salataya eklemelik.

Kuzukulağı: Salataya eklemelik bir başka yeşillik. Enfes bir aroması var.

Fençel: Zeytinyağlısı süper olur, lahana çorbasına konursa yağ yakan çorba turbo çorba olur, işin özü sağlıklıdır.

Turp Otu: Ahh kalbim Ege'de kaldı. Ege otlarının faydasını egelilere bakarak anlayabiliriz. Kavurması candır. Ege otları adı altında ne bulursanız alın, kaçırmayın, elbet şahane bir tarif çıkar karşınıza.

Bal Kabağı: Tatlı olarak yemek istemiyorsanız ki aslında yemeklik tatlandırıcı ile gayet başarılı sonuç veriyor, püresini deneyin derim, bir çok farklı tarif var, ben çorbasını da pek sevdim.

Havuç: Yiyin!

Muskat: Gaz, mide ve bağırsak problemi yaşayanlara gelsin. Özellikle salataya biraz rendelemek oldukça güzel sonuçlar veriyor. Ceviz gibi bir şey, korkmayın, rendeleyin yola geliyor bir süre sonra.

Kivi: Biri C vitamini mi dedi?

Kuru Hünnap: Faydalarını bilmeden aldım evde, setin üzerindeki kuru meyve kaseme ekledim, kalorisi az ama el oyalamak için birebir. Üstelik şeker hastaları için de öneriliyormuş. 


Sevgiler.

16 Ocak 2014 Perşembe

HAYAT, KADINLARA HEP Bİ' ŞOK ZATEN!


Her rejimin ilk 4 veya 6. haftasında yaşanan bir duraklama dönemi vardır. Ya işte biraz motivasyon düşer kaçamak başlar veya bir anlık boşluğa kapılır kişi disiplinden uzaklaşır. Belki her şeyi doğru yapar ama yine de vücut direnç göstermeye başlayabilir eee ne de olsa yıllardır sizinle kopmak kolay değil. Yerleşik yağ diye bir şeye ben doğrusu inanmıyorum, bu daha çok yerleşik ön yardı. ha 1 yıl önce almışsın o kiloyu ha 5 yıl önce, önemli olan o kilo ile yaşamaya alışan beden ve yeme sistemi, işte o yıllar fazlalaştıkça değişmesi daha zor bir duruma geliyor.

Büyük şok rejimler bana göre değil, aç olunca insanlığımdan çıkıyorum, yemek güzel şey tabi yediklerimiz de önemli. Ayrıca çok sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum. şok yapmak için aç kalmaya gerek olduğu kanısında da değilim, minik değişiklikler de vücutta şok etkisi yaratabilir. Düşünsenize 10 yıldır her hafta iki kez sağlam bir künefe yiyorsunuz ve bir anda onu kesiyorsunuz. E bu bence en sağlam şok! 'Hani benim emektar künefe, noluyoruz yahuuuu!' diyecek vücut. 

Benim değişimimde ki en önemli sorun motivasyondu ama onu da yarı yarıya halletmiştim, geri kalanı için doktorum iki haftada bir daha sıkı ve irademi sınayacak listeler veriyor. Bu hem alışkanlığı kırıyor hem de 'Noluyorrrrr baba hayırdır?!' etkisi yaratıyor vücuda. İşte o listem. 

Not: Son zamanlarda yayınladığım listeleri durumumu sizlerle paylaşmak ve neler yaptığımla ilgili bir fikir vermek için yazıyorum. Tamamen kişiye özel hazırlanıyor ve kalem kalem doktorumla pazarlıkla sonucu oluşuyor bu listeler. Sevgili doktorumun bu konudaki üstün başarısı ve öngörüsüne güveniyorum. Boy, kas ve kilo oranım her hafta detaylı bir şekilde listem için baz alınıyor. Bazen fazla gibi görünüyor sizlere biliyorum ama zaten sorun yemek değil, yanlış yemek veya hiç yememek. Yemeyerek aldığım son 8 aydaki 11 kilo sanırım size ufak bir fikir verecektir. Amazon gibi maşallah külçe külçe kemiklerime biraz enerjiyi çok görmeyin =) Kıtlık psikolojisini hiç yaşatmıyoruz ve doğru yakıtla rejimde yaşanan baş ağrısı ve halsizlik sorunu kapı dışarı ediyorum.


İşte son listem;

Kural: 7 gün yemek saatleri ve gıda türleri asla değişmeyecek. Elma yazıyorsa o öğünde 7 gün o öğünde o elma yenecek!

Kahvaltıdan önce: 1 su bardağı ılık, 1 su bardağı normal su yanında 1 adet kuru kayısı veya mürdüm eriği.

Kahvaltı: 1 adet yumurta, 1 dilim ekmek, 10 adet yeşil zeytin bol çiğ sebze, şekersiz çay. (Ben yeşil çay tercih ediyorum)

Kuşluk: 1 adet elma

Öğlen: 4 birim et ( 6-8 adet anne köftesi oluyor kendisi) ve bol salata (yağsız)

İkindi: 1 çay bardağı leblebi, taze limon suyu ilaveli çay.

Akşam: 4 birim et ve bol salata (az yağlı)

Gece: 18 adet badem

Benim için bu listenin en zor kısmı elmadan sıkılmam ve sütlü nescafe aramam olacaktır muhtemelen ama onu da çözeriz yahu, derdimiz bunlar olsun.

Sevgiler


10 Ocak 2014 Cuma

KUĞULAR SUDA YAŞAYABİLİR Mİ Kİ ACABA?



2014 Yılının ilk haftasına oldukça iyi başladım. Yani kendime göre fena sayılmam. Çok fazla spora gidememiştim, çarşamba günü iki kere gidince perşembe nakavtttttt, bu kadar kasmaya gerek yokmuş ilk günden onu da öğrenmiş oldum deneyerek. Ama cuma sağlam bir yürüyüş yaparak geri döneceğim. Sevdiklerimle zaman geçireceğim, yürüyüş yapacağım ve sevdiğim balığı yiyeceğim. Evet itiraf ediyorum acayip bir balık severim yani her gün yiyebilirim. Ama bazı balıklar ve deniz ürünlerinin oldukça kalorili olduğunun da malesef farkındayım, sevdiğim bir şey zaten az kalorili olsaydı bambaşka bir boyutta olurdum şu anda. Hatta bizim aile arasında balıkla ilgili espiriler pek sık yapılır bu nedenle, geçen gün bir diğeri annemlerde gelişti. Malum bu yakıt masrafları herkes için büyük şok yaratıyor son yıllarda, sanarsın doğalgaz değil pırlanta yakıyoruz mübarek, 3 tarafı denizlerle çevrili şahane rüzgar ve güneş enerji potansiyeli olan memlekette bize yapılan resmi zulüm. Geçen ayda bizimkilere bir sıcak su faturası gelmiş yönetimden. Tam setin üzerinde gördüm bakıyorum annem geldi;

- Anne bu ne ya, içeriye kaplıca mı yaptırdınız nasıl bir fatura bu.
- Babana soracaksın onu, banyodaki minimum süresi 25 dakika.

Ben tabi hemen mevzuyu anlamak için gittim babamın yanına, ya annem evdeki nüfusun farkında değildi ya da babam gerçekten kendini çinakop sanıyordu.

-Babacım faturayı gördün mü?
-Evet. (Olayın gelişini havadaki kokudan anlar, kısa cümlelerle göğsünde yumuşatır sonra anlamadığın bir pozisyonda atar golünü)
-Bu kadar suyu n'apıyorsun acaba, bir önceki karmanda balıktın heralde.
-Hangi karma?
-Bir önceki hayatında yani, yoksa bu kadar suya bir insanın nasıl ihtiyacı olabilir hamam işletmiyorsa?
-Yok balık değildim.
- ...

Balık olmadığını nasıl bildiğini, hamam konusuna neden cevap vermediğini, karma ile ben bu kadar ilgilenirken neden bilmemezlikten geldiğini falan sormayı gerçekten çok isterdim ama tamamen şaka amaçlı kurduğum cümleye cevap alıp diğerlerini sallayınca dedim daha fazla üstüne gitmeyim, zira 'Size ne kadar geldi?' diye sorsa cevap veremem. Bir levrekle evliyim. Ah bu su ve balıklar...


Nereden nereye geldim, aslında başka bir şey anlatacaktım ama balık olayı benim sistemimi çökertti. Yeniyıl hedef listemdekileri tamamlamak için kolları sıvadım ve hayatımda bana zararlı olduğunu düşündüğüm 'yeme' konusundaki halleri değiştirdim. Doktora gittiğimde sonucu göreceğim, gerçi yılbaşı gecesi hataların dibine vurdum, ertesi gün dipte yetişen balıklar gibi gezdim ama kendimi toparladım ve hedefimi gerçekleştirmek için ilk adımı attım.

Buzdolabını temizledim, sildim, eşyaları çıkardım, kiler dolabını ayıkladım. Beyaz pirinç, zeytin yağı dışındaki tüm yağlar, şekerlemeler, eşimin kendine aldığı o nutellalar, un, beyaz şeker ve konserve olan bir çok ıvır zıvır ki buna yağlı kuruyemişler de dahil hepsini gönderdim. Yerine alışverişe çıkıp yoğurt, sebze, meyve, hindi ve balık gibi sağlıklı olduğunu bin yıldır bildiğim ama yanaşmadığım şeyleri koydum. Kuruyemiş olarak kuru kayısı ve mürdüm eriği biraz yaban mersini ve tuzsuz badem ceviz aldım. Abartmadan aldım çünkü badem paketini açtığım anda içimden bir canavar çıkıp fısıldıyor kulağıma 'bitir, bitir, bitir hepsiniii, hüpletttt!'. 

Cola, meyve suyu ve tüm gazlı içeceklere bye bye. Soda, kefir ve soğuk yeşil çaya geçiş yaptım. O kadar fazla içecek tüketiyormuşum ki su içmeye zamanım olmuyormuş veya aklıma gelmiyormuş onu fark ettim. Şimdi günde en az 5 bardak su içiyorum ama bizim bardaklar boyutlarımıza göre, battal porsiyon =)

Yemeğe dışarıya gitmek yerine kahve içmeye gitmeye başladık hatta öncesinde spora gitmek için evde bir anlaşma yapıldı. Önce spor sonra kahve yani. Böylelikle hem bedene hem bütçeye sağlam katkı yapmayı planlıyoruz yaza kadar. Katkı yaptığımız bütçeyi yaz aylarında hoppidi hoppidi değerlendireceğiz formda hallerimizle.

Sabahları midem hassas olur ve hiç bir şey yiyesim gelmez ama kendimi zorlayarak her sabah uyandığımda iki bardak su yanında 1 adet kuru kayısı yemeye alıştırdım kendimi. Ay tokum canım istemiyorum demek yerine tam öğünümde ve yazdığı kadarını yiyorum. O gece acıkmaları mide kazınmaları var ya 4. günün sonunda bıçak gibi kesildi.

Kendime kilo ve hediye listesi oluşturdum. Taktiklerini yazacağım. Ama şöyle kısaca söyleyeyim, alışverişe son. Minik adımları gerçekleştirmeden hiç bir şey almayacağım ve böylece kısır döngüden çıkmak için daimi bir motivasyon sağlamış olacağım..


Değiştirmek için değişmek gerekliymiş, görüp yaşıyorum, daha belki neler neler değişecek hayatımda. izleyip göreceğiz =) 

6 Ocak 2014 Pazartesi

AÇLIK KRİZLERİ İLE BAŞA ÇIKMANIN YOLU MU OLURMUŞ? OLUR MUYMUŞ???

Rejimdeyken en zorlandığım nokta hep; ani bastıran açlık duygusudur. Psikolojik midir nedir anlayamadığım bu duygu beni küçük bir kaplana dönüştürüyor ve buzdolabına, kiler çekmecesine saldırmama neden oluyor. O anda karşıma ne çıksa yer duruma geliyorum. Özellikle tatlı bir şeyler olursa affedemiyorum, vicdanım sızlaya sızlaya hüüpppp.. Ama bir kaç ufak tüyo buldum, bunları özellikle mutfak tezgahının üzerinde ve elimin kolay ulaşacağı yerde bulunduracağım ki acıktığımda hemen bastırmak için atıştırayım. İlk zamanlar bu açlığı bastırma taktikleri normal görülebilir ama verilmesi gereken kilo 10'un altına indiği anda bunları kesmek ve sıkı tutmak, acıkmayla da başa çıkabilmek önemli. Bu yola devam etmek ve başarılı olmak için her türlü sağlıklı formülü denerim arkadaş, kendime sözüm var. 

O güne kadar işte bir kaç sağlıklı atıştırma  önerisi.


*1 adet kuru kayısı küçük küçük doğranmış
  1 adet tam ceviz küçük parça
  2 adet kuru mürdüm eriği küçük küçük doğranmış
  1 tatlı kaşığı tarçın
  1 kutu probiyotik yoğurt
(meyveli yoğurt yapımının inceliklerini paylaşmış bulunmaktayım sizlerle =)))


*Bir yerlerde yıkanmış, temizlenmiş bol maydanoz, marul gibi yeşillikler bulunsun, acıktıkça muhabbet kuşu gibi kemiririz.


*Bol marul üzerine taze sıkılmış limon


* 1/2 su bardağı süt
  4 yemek kaşığı müsli veya 2 yemek kaşığı yulaf kepeği
  1 adet taze meyve küçük küçük parçalar halinde
(meyveyi muz, armut veya yeşil tatlı elma olarak kullanıyorum, inanılmaz tok tutuyor)


* 1/2 bardak yoğurda 2 bardak su, nane ve fesleğen rendesi ile yeşil ayran.


* 1 dilim ekmeği verevine bölüp beyaz peynirle mini tost ve yanında bitki çayı
(5 çayı menüsü de hazır, daha ne olsun)


*1 adet havuç
  3 adet salatalık
  1 adet domates söğüş

* CACIK CACIK CACIK

* 1 bardak süte 1 tatlı kaşığı kahve ( Türk kahvesi ile denedik arkadaşlarla, baya değişik bir tat çıktı ama yine de favorim okkalı sade telveli kahvem)


Not: Sabahları spordan önce yeşil çay yanına 1 çay kaşığı şekersiz katkısız kızılcık veya kuşburnu marmeladı yiyeceğim. Bu ikili enerjimi çok yükseltiyor. Bir de Teyzem 'İlaç bu ilaç, kış için birebir!' diyerek beni hipnotize edince iyice inandım. Hasta olmadan geçecek bu maraton.

AÇLIK KRİZLERİ İLE BAŞA ÇIKMANIN YOLU MU OLURMUŞ? OLUR MUYMUŞ???


Sevgiler.

4 Ocak 2014 Cumartesi

TABANWAY KUĞU COOP.


Yürüyüş özellikle annemin en sevdiği fiziksel aktivitedir, bana yıllarca aşılamak için elinden geleni yaptı ama karşıdakinin kapasitesi almıyor ne yapsan nafile kuşum. 22 yaşına kadar taksi bulmak için harcadığım enerjiyi yürüyüşe yönlendirseydim bugün bu blog'un konusu da muhtemelen moda vs olurdu. Bende jeton geç düştü ama düştü nihayet. Şimdi ise fırsat buldukça açık havada, o fırsatı bana hava sağlamıyorsa da spor salonunda en az 45 dk olmak üzere yürüyorum. Ki son kararlardan sonra daha şevkle ve daha uzun saatler yürüyorum.



Peki diğer sporlardan ne farkı var?
1. Maliyet 0 tl
2.Çok kişi ile birlikte yapılabilir hatta daha keyifli olur
3. Doğa esas ekipman
4. Fazla kilosu olup ta ağır spor yapması eklem sistemi için sakıncalı olan kişlerin bile yapabileceği bir aktivite.

Bakın doktor ve klinikler yürüyüşün faydalarını nasıl sıralamış;

Kilo kontrolü sağlar
Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kolon kanseri ve tip 2 diyabet gibi çeşitli hastalıkları oluşturan koşulları önler, riski azaltır.
Kemiklerinizi güçlendirir.
Denge ve koordinasyonu geliştirir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Dinç durmanıza yardımcı olur
Stresi azaltır
Enerji verir
İnceltir, kas sistemini geliştirir.
Yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürür
Kemikleri güçlendirir
Göğüs kanseri gibi bazı kanser türlerine karşı korunmanıza yardımcı olur.
Kilo kontrolü sağlarken günlük harcanan kalori miktarını yükseltir
Artrit eklem şişliğini ve ağrıları kontrol etmeye yardımcı olur.
Kendinizi daha iyi ve enerjik hissetmenize sebep olur, motivasyon sağlar
Anksiyete ve depresyonu azaltır
Daha iyi uyumanıza yardımcı olur
Benlik saygısı geliştirir



Bu kadar sözden sonra dayanamayıp ben yürüyüşe gidiyorum, bir kaç saate dönmezsem korkmayın.. 


Tabana kuvvet.

2 Ocak 2014 Perşembe

YILBAŞI GECESİ SONRASI KEMERLERİ SIKMA POLİTİKASI (YENİ LİSTE)

Yılbaşı gecesi yedik içtik, abarttık biraz. Şimdi o günahları çıkarma zamanı. 01 Ocak itibariyle ben bu işi ciddi ciddi ele almış bulunmaktayım, hedeflerime sahip çıkıyorum. 

Özellikle alkol ve şekerli yiyecek tüketiminin fazla olduğu bu tip kutlama günlerinden sonra daha dikkat edilmeli ki o şişlikler kalıcı olmasın. Benim için kısa vadeli çözümlerden daha çok, kalıcı yöntemler gerekiyor elbette, yolum uzun. Ancak kilo verme sürecinde bu kaçamağın beni tökezletmemesi ve alınan fazla kalorinin dengelenmesi için bu tip ufak kemer sıkmalar oldukça faydalı. Ara ara bu tip 3-4 günlük değişimler hep olacakmış, doktoruma kayıtsız şartsız teslimim, ne derse o!

İşte doktorumun benim için hazırladığı 4 günlük sıkı program. Bu liste tamamen kişiye özel olarak hazırlanmıştır, bir fikir vermesi amacıyla paylaşıyorum sizlerle. 


Sabah: 1 bardak soğuk, bir bardak ılık su ve 1 adet kuru gün kurusu kayısı.

Kahvaltı: ! dilim peynir, 1 adet haşlanmış yumurta, iki dilim tam buğday veya çavdar ekmeği, bol yeşillik ve çiğ sebze, çay (şekersiz).

Ara: 1 su bardağı süt (nescafe olarak değerlendirebilirsin)

Öğlen: 8 yemek kaşığı sebze yemeği + 1 dilim et veya 12 y.k. etli sebze yemeği, 1 dilim ekmek, yağsız bol salata, 1 bardak ayran.

Ara: 1 dilim kepek ekmeği veya tam buğday ekmeği, 1 dilim peynir, yeşil çay (tost şeklinde yapılabilir)

Ara: 1/2 su bardağı süt veya 1 bardak ayran.

Akşam: Öğlen menüsü ile aynı.

Gece: 4 adet tam ceviz, 3 adet mandalina.


Not: Sebze yemeği olarak kabak benim favorim, yanına belki haşlanmış brokoli veya kırmızı charliston. misssssssssssssssssss


Sevgiler

30 Aralık 2013 Pazartesi

YILBAŞI DİLEKLERİ: GEÇECEK, İNANIN! (GÖNLÜMDEN GEÇENLERİN YAZISI)


Yeni yıl için yazı yazmak istemiştim. Amacım neşe dolu bir başlangıç için bir kaç detay, trend, alışverişliklerden bahsetmekti. Bu sabah bir AVM'ye gittim, insanlar delirmiş gibi alışveriş yapıyorlardı, sanki cüzdandaki para ve kredi kartı limitleri bir an önce kurtulunması gereken virüslerdi, "Aman al al, bende kalmasın, bak bunları da al, ohhh kurtuldum, ver poşetleri." diyaloglarının geçtiğini hayal etmeye başladığımda kendimi bir kafeye attım ve başladım internette araştırmaya; hangi site yılbaşı için ne yazmış, ne yapmış, kampanya vs durumları nedir. Tableti alaşağı etmemek için zor tuttum kendimi. Arkadaş, hani temiz bir sayfa açıyorduk, hani yenilenecektik, dilekler dileyecek hedefler koyacaktık, hani yüklerimizden kurtulacaktık? Tamam her şeyi geçtim, aile olmak birlikte olmak falandı esas önemli olan, mevzu ne zaman sadece para harcamaya geldi? 

Hani diyelim "Yeni yılda sevdiklerimizi hatırlayamayalım mı" dedi biri, tabi hatırlamak güzel ama en son ne zaman kart atıldı Fransa'da ki kuzene, Denizli'de ki teyzeye Amerika'da ki üniversite kankana?  Hatırlamak için illa deve yüküyle para verip hediye almak, onu da 6 taksite bölüp her ay ekstrede gördüğünde sevgiyle anmak mı lazım? Her ay hatırlamak için taksite değil, sağlam bir ajandaya ihtiyaç var zaten. 



"Hadi anneme, babama, hiç olmazsa bozulmasın diye sevgilime hediye alayım" diyorsanız, bir kaç fikir önerisi için sevgili dostum Bengü'nün blog'unda çok güzel alternatifler sunulmuş. Hem de her bütçeye uygun bir şeyler var. Ben de doğrusu bir tek eşime ve kardeşlerime hediye aldım, kardeşlerim zaten ne zaman bir şey alsam mutlu oluyorlar, bizim öyle özel günleri bekleme gibi bir ritüelimiz yok ama istedikleri bir şeyler hep oluyor yani onlara yılbaşı fark etmiyor, eşime ise içerisine yazdığım güzel kartı okuması için bir paket hazırladım ( Evde boşuna arama, bulamayacağın yerlere sakladım=)). 
http://benguilehayat.blogspot.com/
http://benguilehayat.blogspot.com/2013/12/ylbasnda-ne-hediye-alsam.html


Ben bu yeni yılda yapacaklarıma yılbaşı gecesi itibariyle 'start' vereceğim. Hep çok sevmişimdir yılbaşlarını, hep umutlu ve heyecanlı olmuşumdur. 01 Ocak sabahları yeni bir hayata uyanmış gibi olurum çünkü. Ancak bu senenin hayatımda yeri farklı olacak, biliyorum. Hiç yapmadığım kadar ilgilendim kendimle, dinlendim, radikal kararlar verdim, mevcut duruma baş kaldırdım, değiştirdim, şunu şunu sadece kendim için yapacağım dedim ve yaptım, ruhumu dinledim, kırgınlıklarımı anlattım, yaralarımı sardım ama önce kabul ettim, kendimi tanımak için fiziksel olmayan yolculuklara çıktım, çocukluğumu hatırladım, çocuk yanlarımı gösterdim, çocuk gibi heyecanlandım, istedim, inandım. Çocuk olmanın tadını çıkardım. Sonra kusurlarımı sevdim, kusursuzluğun doğada olmadığını görünce yaprakların gökyüzünün kuşların kusurlarını sevdim, güzellik orada saklıydı. Bana 'kaç kilo verdin?' diye soranlara 'Vermek istediğim 23kg var ama henüz vermedim' dediğimde dürüst olduğum için gurur duydum kendimle, bu sorunu yaşamamın da bir sebebi olduğunu bilerek inatla inanmaya devam ediyorum başaracağıma, bu deneyimin beni çok farklı yerlere taşıyacağını öğrendim çünkü, bir nedenim vardı. 



Bu süreçte beni destekleyen sevgili Ayşe Burcu Eren Önen hocama teşekkür ederim, içimdeki çocukla, geçmişimle ve geleceğimle barışmamı sağladığı ve kendim olmanın o ihtişamını tattırdığı için. Ben yolu yarıladım tüm bunlar sayesinde, evet kilo olarak başındayım ama işin ortasındayım aslında çünkü artık saklanmıyorum, kendi kendime kaldığımda ağlamıyorum, en ufak başarısızlıkta kendimi suçlamıyorum, çok değerli bir varlık olduğuma, parçası olarak bir bütünde varlığımın fark yarattığına inanıyorum. Aynada kendime bakmamak için yüzümü çevirmiyorum artık, bir çocuk görüyorum karşımda, ufak kıvırcık saçlı kocaman kahve rengi gözlü minik burunlu, güvende hisseden ve çok sevilen. O kadar uzun zaman olmuştu ki kaybedeli, onu buldum işte, hayallerimi hatırlattı, o yüzden yolun yarısındayım ben, diğer yarısını da yürüyebilirim, biliyorum.

31 Aralık gecesi ve sonrası çok farklı olacak, çünkü ben farklılaştım. Nereden nereye geldim diye bakıyorum kendime ve yazdıklarım geliyor aklıma. Gözlerimi kapatıp nasıl biri olmak istiyorum aslında diye hayal ettiğimde ve sonrasında yazdığımda ki farklar.. Şimdi Ben ve Hayalimde ki Ben olarak.


Bunları yazarken gerçekten böyle hissediyordum. Aradan çok zaman geçmedi ama şimdi 'Yuhhh ne kadar acımasız davranmışım kendime, insan insana bunu yapar mı' diyorum, bakınca aradaki farkı anlıyorum, hayalimdeki ben aslında görmekten kaçındığım benmişim, biraz çaba ile mümkün olacak benmişim, hayal değil 'Hedef'miş aslında. Kendime puanlar verirken dürüsttüm, öyleydim, öyle hissediyordum, içten içe dokunsan un ufak olacak kumdan bir kale haline geliyordum, dışarıdan güçlü ve tam görünen. 
Her şeyi tam birinin hayatına 4/10 vermesi normal mi?
Özgüven 3/10
Kendini Onaylama 5/10
Kendini takdir etme 4/10 
Var olduğun hali beğenme 1/10

'Var olduğu hali' beğenmeyen, varlığını kabul edebilir mi? Varlığını kabul etmeyen 'Var' olabilir mi? Nasıl varlığını gösterecek işlere imza atar? Peki, var olmayan bir şeyi sevebilir mi insan?

O siyah diz altına inen kocaman hırka var ya, hani önünü üst üste koyarak kollarını birleştirdiğin, göbeğini kalçanı gizlediğini düşündüğün, gizleyerek yok saydığın. Bedeninin hepsini olmasa bile bir parçasını bile yok saymak, kabul etmemek, parçalamak... 'Keşke' ile başlayan ve 'Ama zaten ben ....' diye bitenler..

"Kocaman insanlar olduk ayol, neremizde kalsın çocuk yan!" diyen oluyor. O öyle senkronize büyüyen bir hadise değil ki. Siz hiç babanızı özlemediniz mi, ağabeyinizin canı istemese de yalvar yakar bir yerlere sürüklemediniz mi veya sevdiğinize 'Ben sana küstüm' demediniz mi? Hasta olduğunuzda annenizi aramadı mı gözleriniz? Anne babası içinde yaşayan herkes hala o çocuğa da sahiptir, farkında değildir o ayrı, zaten o çocuk bu ret edişe unutuluşa kırılıyor en çok. Ağabeyim yok ama deli özlerim babamı, yanımdaysa ama konuşmuyorsa bile özlerim, kulağımda çınlar 'Babişim' demesi. Eşimin babasını da özlerim, o evdeyken nasıl bir çocuk olduğunu düşler özlerim. Annemin yanında uyumayı, fincan tutan kırmızı ojeli parmaklarını, ayna karşısında makyaj yaparken onu izlemeyi, İstanbul kazan biz kepçe gezmeyi, babamın en sevdiği yemek olan fırında makarnayı yaparken ki gözlerindeki parıltıyı özlerim. Eşimin annesini özlerim çok, sesindeki tarihi yaşanmışlıkları ve ona bakışındaki güzelliği özlerim.


 Benim içimde ki çocuğun sesi yüksek çıkıyor son 9-10 aydır , 'Neden yapamıyorum, neden başaramıyorum, niye benim başıma geliyor' diye güzdüz vakti kıyafetlerimin arasında hıçkıra hıçkıra ağlamaktan geldim bu günlere. Varlığım tam ve bütün, değerli ve güvendeyim, kendime inanıyorum diyebilmek için çok yol yürüdüm. Yürüdük aslında, içimdeki çocuk ve ben, ikimiz, hayallerimiz.

Yazmadım hediye alternatiflerini, içimdeki kırgınlıkları nasıl tamir ettiğimi paylaşmak istedim sizlerle, neden inanıyorum bu kadar bu yeni yıla onu anlatmak istedim, biliyorum bir yerlerde acı çekenler var 'Geçecek' demek için yazdım bu yazıyı. Başka bir şey olsun istiyorsanız hayatınızda, başka biri gibi davranın, kim olduğunuzu, gücünüzü hatırlayın. Adım atın bu yılbaşı gecesi, farklı olsun, güzel olsun.

Pazar günü şirin bir kese hediye aldım, bu sene gerçekleştireceğim hedefleri yazıp koyacağım içine, evin en görünen yerine asacağım, başaracağım o hedefleri ve o gün, başardığım gün keseyi açarken fotoğraflarımı paylaşacağım sizlerle. Bu yılbaşı gecesi herkes geriye doğru sayarken ben içimden, gönlümden dualar edeceğim, 'Başarmamız' için güç ve kuvvet dileyeceğim, gözümde umut yaşlarıyla.



Mutlu yıllar 'Son' Tombik Kuğularım...



7 Aralık 2013 Cumartesi

YAĞ YAKAN KIŞ ÇORBASI; KUĞU's WINTER TURBO


Çorbayı hazırladığım günden bu yana, yani yaklaşık 5 gündür, her öğlenden sonraki ara öğünümde tüketiyorum. Yanında bir dilim kepek ekmeği ve biraz limon ile hem çok tok tutuyor hem de normalde yemeyeceğim ama sağlıklı olduğunu bildiğim sebzeleride tüketmiş oluyorum. Kışın kapıya dayanmasıyla grip gibi bağışıklık sistemine bağlı hastalıklara karşı da kendimi bu antioksidan değeri yüksek çorba ile savunuyorum :) Çorbanın yapımı hafif zeytin yağında soğanları kavurmak ile başlıyor, sonra tüm sebzeleri doğrayarak düdüklüye dolduruyor ve içine 2 su bardağı su koyup pişmeye bırakıyorum.  Sebzeler yumuşadığında blenderdan geçirip saklama kabıma koyuyorum ve yiyeceğim kadar ısıtarak uzun süre kullanmış oluyorum. Hava aldırmayan sağlam bir saklama kabınız varsa 5-6 güne kadar muhavaza edilebiliyor. İşte malzemeler.


2 adet kuru soğan
2 adet yeşil soğan
1/5 beyaz lahana
1/2 kırmızı turp
2 diş sarımsak
1 adet taze zencefil
1 adet havuç
1 demet maydanoz
1 demek dere otu
1 adet kabak
1/2 brokoli
5 adet kereviz sapı
1 adet taze fençel (halk dilinde;rezene)*
1/2 kereviz veya enginar
1/2 adet patates
2 adet kırmızı charliston
3-4 adet yeşil biber
bir kaç yaprak fesleğen ve nane
1/2 adet et suyu tablet
muskat, zerdeçal gibi bir çok baharat ile tatlandırabilirsiniz



*fençelin tam olarak görünümü şu şekildedir ve artık bir çok büyük markette satışına başlandı





Afiyet olsun =)

5 Aralık 2013 Perşembe

YORGAN ALTINDA GİZLİ GİZLİ AĞLAYAN KUĞULARA ÖZEL


Bugün doktoruma gittim. Bütün hafta dikkat ederek ve verilen programa uyarak geçse bile içeriye girince sanki tüm o hırsı yapan ben değilmişim, hiç kilo verememişim, doktora rezil olacakmışım, hevesim kırılacakmış gibi stres yaptım. Aslında kendime inanıyordum ama geçmiş yaşanmışlıkların öğretileri olunca aklıma mıhlananı kazımak pek kolay olmuyor. Ben tartıya çıkarken bir telaş bir evham, neyse ki sonuç hiç hüsran olmadı. 1kg yağ kaybetmiş olduğumu ve numerik ölçülerde de küçüldüğümü öğrendim. Aslolan yağ kaybetmek ve mezuradaki ölçülerin değişmesiymiş. Yani evdeki tartının yanına bir de mezura koyun bence.

Bu hafta aslında çok kolay geçmedi benim için. Kendine inanma çalışmaları yapıp üzerine şevkini kıracak tavırlar görünce, insan vize sınavına giriyormuş gibi bir hisse kapılıyor.

Biz doğuştan tombiklerin minik bir kusuru vardır, genelde yani istisnaları dışarıda tutuyorum, onay ve kabul görme ihtiyacı. İnsanların başardıklarını onaylamak ve takdir etmek elbette doğal bir işleyiş ancak kişi kendini (bedenini, hayatını, başarılarını, vb.) kabul etmiyor, yeterli görmüyor veya beğenmiyorsa ki bunu illa bilinçli yapmasına da gerek yok, başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı beliriyor. Yapmıyor muyuz bu hatayı kendimize? Reddetmiyor muyuz varlığımızı?




Haftalarca kendini sıkıp rejim yapıyor ama aynada hala aynı kişiyi gördüğüne inanıyor. Ne zaman biri çıkıp 'Zayıfladın mı sen? Yüzün bir küçülmüş.' derse mutlu oluyor, heyecanlanıyor ve başardığını hissediyor. O ana kadar; gece uyumadan önce ağlayan, acıktığında kendine kızan, kaçamak yaptığında inancı parça pinçik olan, mağazalara girmeye çekinen girse de deneme kabininden burnunun ucunu çıkarmadan kan ter içinde kıyafet deneyen, bir program yapıldığında ilk aklına 'Ne giyeceğim ki şimdi bu halde' sorusu gelen, otururken göbeğini çantayla kapatan ve bu yüzden hiç sandalyede arkasına yaslanarak rahatça oturamayan, yandan geçen ince kişinin öz güvenine hayran kalan ama bunu kendini eze eze yapan, sevilmediğine sadece formda bedenlerin sevildiği bir zamanda yaşadığına ve hiç sevilmeyeceğine inanan, topuklu ayakkabı giymeyi özleyen ama bilekleri dayanmayan, vicdan azabı çekmeden yemeğe gitmeyi keyif almayı bilmeyen, yolda yürürken vitrindeki yansımasını bir yabancı gibi karşılayan tanımamazlıktan gelen sanki 'O' değilmiş gibi olur.

Biri onaylayınca, takdir edince değerlenir her şey. Hep başkasının onayı gerekir hayata devam etmek için. O onay kesilince hayat bir saç&baş kavgasına evrilir; kısır döngü, vicdan azabı, mutsuzluk.





Kabul görmeden önce kabul etmek, sevilmeden önce sevmek gerekli oysa o zincirde. Mutsuz olup başkasını 'gerçekten' mutlu edebilir mi? Başarmadan 'başarıyı' başkalarına aşılayabilir mi?

Ben bu hafta çok mücadele ettim, yediklerime bakan, selülit kremi tavsiye eden (tavsiye istememiştim oysa), hissettiklerimi anlamadan akıl veren ve bu süreçte nedense kendini, yeme sistemini, vücudunu öven ve destek'Miş' gibi (destekte istememiştim oysa) yapan oysa kırıp döken onca tavra rağmen bırakmadım. Kaçamak yapmadım. Aynada uzun uzun baktım kendime tanıdım. Çünkü kabul ettim. Şu anda istediğim gibi bir bedende oluyorum, henüz oluyorum ve sadece ben yardım edip onaylayabilirim kendimi.



Sevgiler