Kitaplar, meyveler ve yeni denemelerle dolu bir haftasonunun ardından...
Mutfak tezgahında sağlıklı atıştırmalar bulunmalı, her şekilde o mutfağa günde iki kere aç giriliyor en azından birini frenlese kardır bize.
Makarna yemekte sorun yok ancak özellikle kilo vermek isteniyorsa bol domatesli veya sebzeli olmasında, 8-9 dakikadan daha fazla pişirilmemesinde, yanında bol salata ile yenmesinde, porsiyonun küçük tutulmasında fayda var.
Nar bir mucize, mistik bir meyvedir. Faydalarının yanı sıra bana verdiği enerjisinden ötürü azimle ayıklarım, bir haftalık nar stoğumu doldururum sonra strese girmem.
Küçük Kara Balık, Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?, Rüya İnşa İtiraz ve Entelektüelin Kutsal Kitabı(üçüncü haftasında bitirdim bunu, aslında her gün bir sayfa okumam gerekliydi ama ben bir sene sabredecek kadar mülayim bir canlı değilim) bu hafta bitip kütüphanedeki yerini alan şanslı talihlilerim oldu. Yeni kitabım Sherlock ve Puslu Kıtalar Atlası yeni hafta hedefim olarak başucumda bulunuyorlar. Okumak, yazmak, yaratıcılığını kullanmak kadar insanı kendine getiren başka bir şey yok sanırım gerçi sevdiceğim kitaba başladığımda dünya ile ilişkimin kesildiğini iddia ediyor ama farkında değil ki ben o esnada başka başka dünyalarda yolculuğa çıkmış oluyorum.
Sevgiler
diyetin zorlukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyetin zorlukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2014 Çarşamba
29 Ocak 2014 Çarşamba
BİR GÜNÜNÜZÜN NASIL GEÇTİĞİNİ HAYAL EDİN
En sevdiğim gün tarifi nedir diye sorsalardı; işte benim rüya takımım karşınızda.
Sabah erkenden kalkılır, yulaf kepeği ve yumurta ile yapılmış krep üzerine biraz şekersiz kızılcık marmelatı sürülüp yarım muz ve kivi ile yapılan kahvaltının yanında bir fincan şekersiz kahve.
Hemen sonrasında sahilde sağlam bir yürüyüş, en az 1,5 saat.
Güzelce terledikten ve negatif duyguları suya bıraktıktan sonra sağlam bir duş ve bakım zamanı.
İşlem tamamlandıktan sonra en sevdiğim yer olan bloğumun karşısına geçip elimde bir fincan yeşil çay ile yazılarımı tamamlamak.
Sonrasında gerçek işlerimi tamamlamak:). Eee ne de olsa para kazanmak lazım, o kadar okuduk, sıralarda dirsek çürüttük.
Akşam yaklaşırken yemeğin hazırlanması ve sevdiceğin beklenmesi.
Akşam yemeğine eşlik eden sağlam bir dvd ve sonrasında güzel uykuya dalmadan önce biraz kitap karıştırmak.Karıştırmak dediğime bakmayın en az 2 saat sürüyor bu fasıl =)
Her gün aynı rutini yapabilirim, eğer yürüyüşüme sevdiğim bir dostum da eşlik ediyorsa ya da akşama misafir durumu varsa ohhhh değmeyin keyfime. Her günümüzün hayal gibi geçmesi dileğiyle.
Sevgiler
24 Ocak 2014 Cuma
BİR ÇÖZÜM BULMUŞ OLABİLİR MİYİM ACABA? 2014'ün HEDEFİ, SAĞLIKLI YAŞAM 2/2
İşte o kilomun pik yaptığı günden itibaren kendimi değiştirmeye karar verdim...
Neredeyse tüm ömrüm bu savaşla geçmişti, sayısız doktora gitmiş ve tonlarda liste uygulamıştım. Ama hep başladığımdan daha kötü bir noktaya geliyordum ve ruhum küçülüyordu. Potansiyelim, yeteneğim kaybolmuştu çünkü aklımda sadece bedenim ve sorunları vardı. Sizle paylaştığım tüm o kişisel gelişim ve sakinleşme sürecinin sonunda yavaşladım. Hayatımda köklü değişiklikler yaptım. Bu süreçte hiç kilo vermedim, hatta sanırım 4 kilo aldım yani şimdi vermem gereken 20li rakamlı bir kilo vardı. Hiç bir kıyafetimi giyemiyor, fotoğraf çekmek içimden gelmiyordu ama bu sefer bir çözümün olduğunu biliyordum. Sakince çözümü aramaya başladım, bir çok yerde bir çok şekilde, biliyordum o bir yerlerde ve bunun bir sonu var.
Doktora yeniden başladım, listeye elimden geldiğince uymaya çalışıyor ama asla kötü gıdalar tüketmiyordum. Çikolata en sevdiğim canımmm onu bile uzaklaştırdım hayatımdan, buzdolabını revize ettim. Kilo verdim mi? Hayır. 2kg yağ kaybından başka son 3 aydır hiç bir değişim olmadı bedenimde. Bir sorun vardı ve biliyorum çözümü henüz bulmamıştım. Sakindim ama bunun devam etmeyeceğini biliyordum ve 2014 için çoook umutluydum. Hayatımda kendim için yapabileceğim en iyi şeyi zaten kendimi değiştirerek daha mutlu olarak yapmıştım ve biliyordum o çözüm bana kendi gelecekti ki geldi.
Geçen hafta, Annemin doktor bir dostuma bambaşka bir sebeple gittik. Görüşmeyeli sadece 8 ay olmuştu. Beni görünce 'Ufaklık n'oldu sana? Neden bu kadar kilo aldın?' dediğinde ben böhümmmmmmm diye açtım muslukları. Anlattım durumu. 'Sen yediğin için bu kiloyu almış olamazsın, hormanlarla ilgili diye tahmin ediyorum, halledicez, şahane bir arkadaşım var ona göndericem seni, farklı bir yaklaşımı vardır, seni bir kalıba sokmaya çalışmaz, kalıbı sana göre şekillendirir! dedi. Bu arada bahsettiği doktor bir endokrinoloji doktoruydu. Ah bu hormonlar. Ama çözüm işte bu, bir yerlerde bulmanız için bekliyor hınzır. Tesadüf gibi gördüğümüz bir çok an aslında büyük bir yolun sadece bir parçasıdır, görmek ve ilerlemek sadece şansa değil aynı zamanda ne kadar çok istediğinize bağlıdır. Sonra telefonlar birbirini izledi, randevular alındı ve doktora ulaştığımda yine yine testler. Ama bu sefer bir farkla. Kendi kendime yapacağım bir test daha vardı. Şeker ölçümü!! Hastanedeki kan alımı bittikten sonra eve yanımda bir aletle döndüm. Sabah aç karnına ve yemeklerden 1 saat ve 3 saat sonra şekerimi ölçmem için bir aletti bu. Bugün 3. günüm. Yahu insanın iğneyi kendine batırması ne zor bir mevzuymuş. Boşuna iğne çuvaldız atasözü söylenmemiş. Parmaklarıma bakıp bakıp üzülüyorum, vallahi canım acıyor. Diyabet sorunu yaşayanların Allah yardımcısı olsun gerçekten zormuş. Sonuçlarımı haftaya göstereceğim doktora ama en son yaptırdığım tahlillere ve sonucu çıkmış olan şimdikilere bakıp kıyaslayınca tablo vahim! Verilen her kalemde sınıfta kalmışım. Muhtemel tablo şudur;
İnsülin Direnci mi o
Tsh uçmuş
Ferritin düşmüş mü
merhaba!!!!
Doktorumun bana koyacağı teşhis ve tedavileri de paylaşacağım sizlerle. Çünkü ben yemek yediğim için değil hasta olduğum için kilo alıyorum ve tedavi edilmediği sürece hep başa dönüyorum. Bunun artık bir son bulması lazım ne de olsa 2014 başladı bile =) Aslında biliyordum yani tahmin ediyordum ama adı konmadığı için bazı bazı vicdan azabı da çekiyordum, sanki ben yapıyormuşum bunu kendime gibi.
Çözüm siz aradığınız sürece orada bir yerlerde, aynada küçümsemeyin kendinizi, umutsuzluğa kapılmayın. Çözümü olmayan hiç bir soru sorulmaz hayatta.. Matematik gibi =) Sayıları değiştirelim, sonuç değişecektir!
Sevgiler
Etiketler:
açlık,
buzdolabı,
diet,
diyabet,
diyet,
diyet listesi,
diyetin zorlukları,
diyetisyen,
doktor,
fazla kilo,
kaçamak,
kilo almak,
kilo verme,
kilo verme formülleri,
zayıflama formülleri,
zayıflamak
22 Ocak 2014 Çarşamba
BİR ÇÖZÜM BULMUŞ OLABİLİR MİYİM ACABA? 2014'ün HEDEFİ, SAĞLIKLI YAŞAM 1/2
Son bir haftadır fazla yazamadım, özen gösteremedim biliyorum. Bunun rahatsızlığını yaşıyorum elbette ama bu süreç bu yazıyı yazmamda oldukça etkili oldu diyebiliriz. İyi haber şu ki bir çözüm buldum!!!
Çocukluğumun son zamanlarından yani 10-11 yaşından beri fazla kilolarımla sıkıntılar yaşadım. Aslında hep fazla kilolu değildim. Bir sene kilo alır sonra verirdim. Yani hafif kilolu sınıfında olduğum söylenebilir. Tabi buna şimdi bakınca öyle görüyorum, o zamanlar hep çok kilolu görürdüm kendimi, sadece ben değil okuldaki arkadaşlarım da benle aynı fikirde olsa gerek ben ve benim gibi zayıf olmayan herkese isim takıyorlardı. Bugün onları ifşa ederek çocukken yaptıkları acımasızlıkları ve bu acımasızlıklara maruz kalan diğer çocuklarda bıraktığı yaraları yüzlerine vurmayacağım, onların da çocuk olduğunu unutmamaya, bugün ki bilinçleri olsaydı daha nazik davranacaklarına inanmak istiyorum çünkü.
Gel zaman git zaman topladım elbette kendimi, üniversite yıllarımda özellikle yurtdışında okuduğum ve sürekli hareket halinde olduğum ve okuluma dahi yürüyerek gittiğim için ( İstanbul'un dünya şehri standardına geldiğini söyleyen yetkililere kaldırımı olmayan, olup ta delik deşik olan ve yürüyerek sağlıklı bir insanın bile bir yerden bir yere gidemeyeceği kadar kötü yaya yollarının olduğu semtlerin fotoğraflarını göstermek ve sormak istiyorum k düzgün kaldırımı olan bir yer henüz göremedim. "Ben 20'li yaşlarında biri olarak yürüyerek istediğim yere ulaşamıyorsam bahsettiğiniz neyin standardıdır acaba? Hobbitlerin mi?") asdece balık etli kalmıştım. Maşallah enine boyuna, sülale normları dışında bir fiziğim olduğu için hayatımın hiç bir döneminde çıtı pıtı olmadım. Ama bu kadar kilolu da olmamıştım. Bu sürekli ver-al kiloları dönemlerinde doktor ve diyetisyen yardımım eksik olmadı. O nedenle şu anda ezberimde ne sağlıklı ne değil, listeler, tüyolar hepsii hepsii mevcut.
Bundan bir kaç yıl önce önlenemez hızla kilo almaya başladığımda ki bu bloğu yazmaya başlamamla neredeyse aynı süredeydi bir diyetisyenim daha vardı. Sağlıklı Beslenme Uzmanım maalesef verdiği listeye harfiyen uyduğuma inanmıyor ve verdiği o rejime rağmen her hafta düzenli olarak nasıl 1kg aldığımı anlayamıyordu. o süreç oldukça zordu benim için. Normal hatta iyi kiloda bir insanken +10, +12, +14 olarak hızla kilo alıyordum. Psikolojim darma duman. Yemiyor, yiyenleri görünce kıskanıyor ve asabi bir tavuk şeklinde gezinirken kilolarıma kilo ekliyordum. En son sevgili diyetisyenin 'Efendim ben bilmem kaç kişiyi zayıflattım, ama listeye uydu hepsi, bu aldığınız kilolar liste dışında davrandığınızı yani kaçamak yaptığınızı gösteriyor, aksi mümkün değil, bence yediklerinizi yazın!' dedikten sonra ağlayarak Anneme başvurdum. Koskoca insan yani geldiği hale bakın, yuh. Rejim yaptığınız, üzerine spor yaptığınız halde kilo veremediğiniz hiiç olmadı mı? Bu sizi pes etme noktasına getirmedi mi hiç? Kulübe hoşgeldiniz. Neyse efendim bu olaydan sonra hemen tuttum bir endokrinoloji doktorunun yolunu, dedim böyle böle. Arkadaş bir test listesi çıkardı sanarsın Kızılay'a kan bağışı yapıyorum, 7 tüp kan aldılar. Sonuç:
Tsh: fırlamış gidiyor, kendi özerk bir bölge ilan etmiş, benden bağımsız.
Ferritin: Demir yok demir, başın ağrır tabi.
Tam Kan Sayımı: otur 0!
vs
vs
Doktorum baktı ve dedi ki 'Bu tabloda senin için en son şey kilo verme hevesi olmalı, sağlığını kaybetmişsin önce bunu toplamak zorundasın!'.. Verdiğin listeye uymuyor muymuşum? Kaçamak mı yapıyor muşum? Kilo vermemem gibi bir şey söz konusu olmazmış mı?
Tiroid hormonunun düzelmesi ve normal seyrine dönmesi, ilaç dozunun ayarlanması ve vücudun kendini toplaması tam 10 ayımı aldı. bu arada +9-10 kilo da almıştım tabi ki. Dolabımda 40, 42, 44, 46 ve son olarak 48 beden eklenmişti. İlaç dozunun ayarlanması kan değerlerinin normale gelmesi oldukça sancılı bir süreçti ve ben maalesef bugün ki bilincim dışındaydım ve bunu bir savaş olarak yaşıyor kendime daha çok zarar veriyordum. Sonra ne mi oldu? Verdim tabi ki o kiloların çoğunu 42-44 bedene geri döndüm. Şimdi yazıyı okuyanlar diyebilir 'Annem tosun gibiymişsin, 44 beden insan mı olur?' Şöyle anlatayım, 'Artık kilo verme çok zayıfladın!' dedikleri bir dönem oldu evet aynen böyle bir dönem oldu yani ben de zayıf olabiliyorum aslında. O dönemde bile 40 beden ceket giyemiyordum, omuzdan olmuyordu hatta ceketin etekleri böyle Harry Potter pelerini gibi iki yanda kalkık seyrediyordu. Geniş ve iri kemikli biri için 44 beden gayet iyiydi aslında. 5-6 kilo daha veririm tamamdır diyordum ki o dediklerimi de almaya başladım. Aldıkça aldım, diyetisyene 1 ay ara verdim evde sebze yedim gittiğimde 8 kilo birden almıştım. Bir insanın az yediği halde ayda 8 kilo alması mümkün değildir, gece bile ağzında çikolatalı sütle uyuması gerek.
İşte o kilomun pik yaptığı günden itibaren kendimi değiştirmeye karar verdim........ Devamı Cuma Günü =))
Etiketler:
açlık,
buzdolabı,
diet,
diyabet,
diyet,
diyet listesi,
diyetin zorlukları,
diyetisyen,
doktor,
fazla kilo,
kaçamak,
kilo almak,
kilo verme,
kilo verme formülleri,
zayıflama formülleri,
zayıflamak
6 Ocak 2014 Pazartesi
AÇLIK KRİZLERİ İLE BAŞA ÇIKMANIN YOLU MU OLURMUŞ? OLUR MUYMUŞ???
Rejimdeyken en zorlandığım nokta hep; ani bastıran açlık duygusudur. Psikolojik midir nedir anlayamadığım bu duygu beni küçük bir kaplana dönüştürüyor ve buzdolabına, kiler çekmecesine saldırmama neden oluyor. O anda karşıma ne çıksa yer duruma geliyorum. Özellikle tatlı bir şeyler olursa affedemiyorum, vicdanım sızlaya sızlaya hüüpppp.. Ama bir kaç ufak tüyo buldum, bunları özellikle mutfak tezgahının üzerinde ve elimin kolay ulaşacağı yerde bulunduracağım ki acıktığımda hemen bastırmak için atıştırayım. İlk zamanlar bu açlığı bastırma taktikleri normal görülebilir ama verilmesi gereken kilo 10'un altına indiği anda bunları kesmek ve sıkı tutmak, acıkmayla da başa çıkabilmek önemli. Bu yola devam etmek ve başarılı olmak için her türlü sağlıklı formülü denerim arkadaş, kendime sözüm var.
O güne kadar işte bir kaç sağlıklı atıştırma önerisi.
*1 adet kuru kayısı küçük küçük doğranmış
1 adet tam ceviz küçük parça
2 adet kuru mürdüm eriği küçük küçük doğranmış
1 tatlı kaşığı tarçın
1 kutu probiyotik yoğurt
(meyveli yoğurt yapımının inceliklerini paylaşmış bulunmaktayım sizlerle =)))
*Bir yerlerde yıkanmış, temizlenmiş bol maydanoz, marul gibi yeşillikler bulunsun, acıktıkça muhabbet kuşu gibi kemiririz.
*Bol marul üzerine taze sıkılmış limon
* 1/2 su bardağı süt
4 yemek kaşığı müsli veya 2 yemek kaşığı yulaf kepeği
1 adet taze meyve küçük küçük parçalar halinde
(meyveyi muz, armut veya yeşil tatlı elma olarak kullanıyorum, inanılmaz tok tutuyor)
* 1/2 bardak yoğurda 2 bardak su, nane ve fesleğen rendesi ile yeşil ayran.
* 1 dilim ekmeği verevine bölüp beyaz peynirle mini tost ve yanında bitki çayı
(5 çayı menüsü de hazır, daha ne olsun)
*1 adet havuç
3 adet salatalık
1 adet domates söğüş
* CACIK CACIK CACIK
* 1 bardak süte 1 tatlı kaşığı kahve ( Türk kahvesi ile denedik arkadaşlarla, baya değişik bir tat çıktı ama yine de favorim okkalı sade telveli kahvem)
Not: Sabahları spordan önce yeşil çay yanına 1 çay kaşığı şekersiz katkısız kızılcık veya kuşburnu marmeladı yiyeceğim. Bu ikili enerjimi çok yükseltiyor. Bir de Teyzem 'İlaç bu ilaç, kış için birebir!' diyerek beni hipnotize edince iyice inandım. Hasta olmadan geçecek bu maraton.
AÇLIK KRİZLERİ İLE BAŞA ÇIKMANIN YOLU MU OLURMUŞ? OLUR MUYMUŞ???
Sevgiler.
Etiketler:
açlık,
ayran,
diyet,
diyetin zorlukları,
diyetisyen,
fazla kilo,
hafif yemek,
hafiflemek,
kalori,
kızılcık,
kilo vermek,
motivasyon,
obezite,
sağlıklı beslenme,
zayıflama tarfileri,
zayıflamak
5 Aralık 2013 Perşembe
YORGAN ALTINDA GİZLİ GİZLİ AĞLAYAN KUĞULARA ÖZEL
Bugün doktoruma gittim. Bütün hafta dikkat ederek ve verilen programa uyarak geçse bile içeriye girince sanki tüm o hırsı yapan ben değilmişim, hiç kilo verememişim, doktora rezil olacakmışım, hevesim kırılacakmış gibi stres yaptım. Aslında kendime inanıyordum ama geçmiş yaşanmışlıkların öğretileri olunca aklıma mıhlananı kazımak pek kolay olmuyor. Ben tartıya çıkarken bir telaş bir evham, neyse ki sonuç hiç hüsran olmadı. 1kg yağ kaybetmiş olduğumu ve numerik ölçülerde de küçüldüğümü öğrendim. Aslolan yağ kaybetmek ve mezuradaki ölçülerin değişmesiymiş. Yani evdeki tartının yanına bir de mezura koyun bence.
Bu hafta aslında çok kolay geçmedi benim için. Kendine inanma çalışmaları yapıp üzerine şevkini kıracak tavırlar görünce, insan vize sınavına giriyormuş gibi bir hisse kapılıyor.
Biz doğuştan tombiklerin minik bir kusuru vardır, genelde yani istisnaları dışarıda tutuyorum, onay ve kabul görme ihtiyacı. İnsanların başardıklarını onaylamak ve takdir etmek elbette doğal bir işleyiş ancak kişi kendini (bedenini, hayatını, başarılarını, vb.) kabul etmiyor, yeterli görmüyor veya beğenmiyorsa ki bunu illa bilinçli yapmasına da gerek yok, başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı beliriyor. Yapmıyor muyuz bu hatayı kendimize? Reddetmiyor muyuz varlığımızı?
Haftalarca kendini sıkıp rejim yapıyor ama aynada hala aynı kişiyi gördüğüne inanıyor. Ne zaman biri çıkıp 'Zayıfladın mı sen? Yüzün bir küçülmüş.' derse mutlu oluyor, heyecanlanıyor ve başardığını hissediyor. O ana kadar; gece uyumadan önce ağlayan, acıktığında kendine kızan, kaçamak yaptığında inancı parça pinçik olan, mağazalara girmeye çekinen girse de deneme kabininden burnunun ucunu çıkarmadan kan ter içinde kıyafet deneyen, bir program yapıldığında ilk aklına 'Ne giyeceğim ki şimdi bu halde' sorusu gelen, otururken göbeğini çantayla kapatan ve bu yüzden hiç sandalyede arkasına yaslanarak rahatça oturamayan, yandan geçen ince kişinin öz güvenine hayran kalan ama bunu kendini eze eze yapan, sevilmediğine sadece formda bedenlerin sevildiği bir zamanda yaşadığına ve hiç sevilmeyeceğine inanan, topuklu ayakkabı giymeyi özleyen ama bilekleri dayanmayan, vicdan azabı çekmeden yemeğe gitmeyi keyif almayı bilmeyen, yolda yürürken vitrindeki yansımasını bir yabancı gibi karşılayan tanımamazlıktan gelen sanki 'O' değilmiş gibi olur.
Biri onaylayınca, takdir edince değerlenir her şey. Hep başkasının onayı gerekir hayata devam etmek için. O onay kesilince hayat bir saç&baş kavgasına evrilir; kısır döngü, vicdan azabı, mutsuzluk.
Kabul görmeden önce kabul etmek, sevilmeden önce sevmek gerekli oysa o zincirde. Mutsuz olup başkasını 'gerçekten' mutlu edebilir mi? Başarmadan 'başarıyı' başkalarına aşılayabilir mi?
Ben bu hafta çok mücadele ettim, yediklerime bakan, selülit kremi tavsiye eden (tavsiye istememiştim oysa), hissettiklerimi anlamadan akıl veren ve bu süreçte nedense kendini, yeme sistemini, vücudunu öven ve destek'Miş' gibi (destekte istememiştim oysa) yapan oysa kırıp döken onca tavra rağmen bırakmadım. Kaçamak yapmadım. Aynada uzun uzun baktım kendime tanıdım. Çünkü kabul ettim. Şu anda istediğim gibi bir bedende oluyorum, henüz oluyorum ve sadece ben yardım edip onaylayabilirim kendimi.
Sevgiler
Etiketler:
diyetin zorlukları,
diyetisyen,
fazla kilo,
kendini kabul etmek,
kilo verme zamanı,
onay görmek,
onaylanmak,
özgüven,
rejim listesi,
sağlıklı yaşam,
tombik,
vicdan azabı,
zayıflama
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








