rejim listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rejim listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2014 Pazartesi
TEPSİ GÖBEĞİN DOKTORLARLA İMTİHANI
Rutini nedir bu dönemde bir insan evladının; haftalık doktor kontrolleri ve kan testleri... Doktor kontrolüm vardı dün. Baya keyfim yerine geldi, dışarı çıktım, süslendüm, gezdim, mini bir alışveriş bile yaptım, arkadaşlarımla kahve içtim (teknik olarak kahveyi onlar içti, ben meyveli frozena talim) ohhh şahaneyim derken doktorum beni gördüğü anda 'Oooo tepsi gibi olmuşsun' demez mi... Haydaaa, o ne demek ola ki, ne tepsisi, nerem tepsi, nasıl bir tepsi tam olarak? Taşıma mevzusu yüzündem mi tepsi, aklım karıştı emin olamıyorum.. Moralim de birazcık katman altı bir kaç basamak. Sanırım bu duygu durumum bedensel durumumla orantılı değişik, garip, alacalı falan. E vitaminli bir kremim var sürmem lazım, yoksa oymalı tepsiye döneceğim (ne de olsa önümüzdeki günlerde daha büyük bir tepsi olacağım :/ )bir türlü zamanını tutturup alışkanlık haline getiremedim. Aslında oldukça önemli bir detay, nemlendirme besleme ve bunu gibi bir çok dişi tabir var dilimin ucunda.
Not: Doktor kontrolünde olmak her daim önemlidir ama özellikle fazla kilo ile hamile kaldıysanız Diyetisyen şart bu dönemde, ama erkek olamamasında manevi olarak fayda var (normal zaman için oldukça başarılılar elbette ama bu durum özel, kusura bakmayacaklar artık, bu da sadece bizim bildiğimiz bir mevzu) olaya hakim olmadıkları için sizin iştahınız ve istekleriniz karşısında garip tepkileri var, mevzudan haberleri olmadığı için hassasiyetleri de doğal olarak yok, beklediğini bulamamanın hırsına bürünüyor insan, nasıl bir doktor 9lu çay verir hamile hastasına... O yüzden özellkle 'Anne' diyetisyen candır. Halini anlar, kıyak yapar, hasta değil aynı kulübün üyesi hissettirir.
Sevgiler
Etiketler:
diyet listesi,
diyetisyen,
fazla kilo,
hamilelik,
hamilelik kilosu,
kilolu hamilelik,
obezite,
rejim,
rejim listesi,
rejimdeki zorluklar,
şişman,
tatlı krizi
18 Ağustos 2014 Pazartesi
HORMONLARIMIN ELLERİ ÖPÜLESİ ALINGANLIKLARI
Tek kişi olsak ben gösterirdim yaz, bikini falan bayada takmıştım kafaya zaten kesin yırtardım bu işi (çok pis konuştular bıdır bıdır arkadamdan da kulağıma geldi, art art niyetler peşisıra cümle alem sanki ağzının içinde konuşuyor gizli kalacak sanıyor fesat ruhları, çıktı mı o laf bir kere senden her türlü duyarım ben) ama dediğim gibi yerim dar 2 kişiyim, ona rağmen gönlümce yiyemiyorum böyle ohhh deyip vur patlasın çal oynasın partiliyemiyorum kremşanti üstü sweetcherry modunda. Şeker çıkmasın, tansiyon olmasın, aman obez bebek olur, gelişimi engellenir, bize mi vurdu bu piyango arkadaş lab araştırma bu kadar gelişmemişken ne yapıyordu insanlar, gözlernin akından mı anlıyorlardı da önlem alıyorlardı? Bence garezi bize tıp, teknoloji ve gelişimin. Bundan sonra biraz kendi gelişimimden bahsedeceğim, çok bildiğimden falan değil aman ha, yaşayarak kör topal tecrübe ettiğimden. Mesela 10kg+ fazlası olup hamile kalanların canı can değil, aşeremez, her gün tatlı yiyemez. 20kg ve üzerinde fazlası olanlarsa yandı ki ne yandı (bu grup benim adamlarımla dolu, canlarım benim mucxx mucxx ben yanınızdayım annem) ne tatlı ne hamurişi ne de öyle kalça göbek büyütmece; her yemekten sonra 20dk hafif tempo yürüyüş, bol su, şekerli gıdalar kesinlikle yasak haftada bir falan da yok öyle yağma, çok canın çekerse al bir havuz kemir :/ .
Tüm hormonlarımın ellerin öpülesi alınganlıklarına, huzursuzluklarına veya tüm art art niyetleri peşi sıra dizilmişlerın bugün hortlamasına rağmen kanatlarım var benim ruhumda, uzun uçar hayallerim mavilere aşık, gözlerim hep bir güneş kamaşması böyle bir çocuk halleri çocuklu hallerden, ne bileyim işte hep o yiyemediğim şekerelerin akmış bulaşmış pembeleri ellerimde...
Anlatacağım daha uzun uzun, zaman bol ;)
Not: Son zamanlarda yeni favori kurgu çiftim bu topraklardan, Yaren ve Carlos'a öpücükler sevgiler hörmetler, içimde ki damar yolunu meydana çıkartıp kökenlerime döndürdükleri & yüzümü koltuk minderi kıvamındayken kocaman güldürdükleri için... Yemişim Hollywood'un snoob repliklerini, yanarım yanarım oy oy oyyyyy.
Öperim
Etiketler:
aile olmak,
bikini,
bikini rejimi,
diyetisyen,
egzersiz,
fazla kilo,
hamilelik,
hızlı zayıflama. hamilelik kilosu. yaz,
kilo vermek,
rejim,
rejim listesi,
yaz tatili,
yaza hazırlık,
zayıflama
4 Mart 2014 Salı
SIRADAKİ PARÇA, TÜM CANI ACIMIŞ KUĞULARIMA GELSİN....
Birinin seni çok sevmesi değiştirmiyor hislerini her zaman. Yani
illa bir sevgili değil anne baba kardeş hatta bir candost bile olabilir. Eş dost
bilmez içindeki efkârı, kendini sarmalayan iplerin ruhunda çıkıp tüm bedenini
çepeçevre sarıp ruhuna geri demir attığını. Gencecik insan bunu nasıl yapar
kendine olur, hepimiz azıcık eserikliyiz
ya dışarıdan bakınca o yüzden heralde kendi kendimize yaptığımıza inanılır; mağduru
suçlama psikolojisi dedi bir sosyolog bugün. Düşersin ‘düz yolda yürüyemiyor’
derler, kaza yaparsın ‘zaten çok
dikkatsiz kullanır o’ derler diye örnekledi. Ne severmişiz düşeni düştüğü yerde
görmekten zevk alıp, vurma isteği duymayı. Ama muhtemelen vurulmaz düşene,
sağda solda gören olur diye. Bazen onun çekincesini de yaşamayanlar olur hayatta,
kitapsız vururlar. Yani birinin seni sevmesi değiştirmiyor hislerini, onlarca
sevenin olsa, bir sevmeyenin kafasından geçenleri yüzünden okuyabiliyorsan işte
o zaman gömülüyorsun derinlerinde bir çukura.
Herkesin sevmesi mi gerekir seni
aslında, yoksa senin kendini sevmediğini mi hatırlatıyordur her biri ve bu
yüzden koşarak uzaklaşmak geliyor içinden bilmiyorum. Bir hastalık olur, bir
gaflet anı, canının sıkkın olduğu bir dönem veya sebepsiz bedenin değişmiştir,
çok veya az kilo almışsındır yani kısaca sevmediğin yeni bir bedenin vardır
nedeni nasılı önemsiz. Sen çıkmak istersin o halden, kostüm gibi durur
üzerinde, sana ait değilmiş gibi, sanki hemen biri gelip “Bu ne hal, senin
değil ki, ver bakalım bana.” diyecekmiş gibi. kimse gelmez. Aynada baktığın
kişiye yabancılaşırsın, yabancılaştıkça kendinden uzaklaşırsın. Başkalarının derdini
dinler, sıkılsan da yanlarında durur, aman laf etmesinler diye onaylamadığın
şeylere baş sallarsın.
Canını acıtır sözleri ama sen her şeye zaten alınır
olmuşsundur onlara göre, gerçekten alındığında dikkate alınmaz güya, yani
savunmasızsındır, kalkanların düşmüş hedef olmuş böyle incecik bir dalın
arkasında saklanmaya çalışan tombik bir asker gibi durursun savaş alanında. Gözlerinde
ateş fışkıranlara dönüp “Hayırdır dayı sorun mu var?” diyemezsin sadece
kibarlıktan falan değil baya yani kimsenin dikkatini çekmemek için, senden
başka kimse anlamaz hatta sende anlamazsın “nasıl yapamam ben, nasıl başaramam”
diye garipsersin.
Senden başka kimsenin anlamaması öyle bir noktada kendini
belli eder ki işte o nokta kırılma anı olur, ya batarsın dibe ya çıkarsın hırs
ve öfkeyle; yine bir yabancılaşma anı
yaşarsın sabahın köründe,(başka birinin bedeninde uyandığını hayal etsin bu
duyguyu hiç tatmamışlar) ilk defa tasma takılmış bir kedi gibi kendi kuyruğunun
çevresinde endişe ile dönerken buna anlam veremeyen en yakınındakinin canını
yakmak istersin “Bak bu kadar acıyor benim canım” diye söyle söyler incitirsin,
ama bilirsin ki hiçbir söz yaşadığın kırgınlığı telafi etmez daha çok hırs
kuşanır daha acımasızlaşırsın, acımasızlığın söker derini en çok kanatır. Kimi
üzsen en çok ağlayan sen olursun gün sonunda.
Kalbin hani böyle sıkışır gibi olur ya içinden çıkamazsın
tüm bunların, o sıkışmıyordur aslında, bir kafesin parmaklıklarını hırpalıyordur;
sesini duyman için, tutsaklığın bitmesi için. Özgür asi bir kuşsun aslında
demişti Ali Poyrazoğlu bir kanadı kırık topallayarak hayatta kalmaya çalışan,
çünkü cesaretimizi söküp almışlar ruhumuzdan. Kaçırırsın gözlerini, hakkında
konuştuklarını bilirsin, birinin söylemesine gerek olmaz ama birisi gelir
söyler yine, duyarsın yani her türlü, (kendinden kaçanların en büyük
yeteneğidir birinin ne konuştuğunu hissettiğini gözlerinden okumak,
kendininkini okuyamıyor ya ihtisası başkaları üzerine) süslü laflar söylense de
altında yatan acıma duygusu değil senin düşmenin kutlamasıdır. Böyledir insanoğlu,
başarının kıstası bir başkası ile arasında ki mesafenin dikey düşeydeki uzunluğudur
kendince, bazılarımız farklı yaratılmışızdır elbette, düşeyler ve yatayların
her kesişimde kendi yüzümüzle karşılaşırız, tek derdimiz kendimiz tek rakibimiz
bir önce bir sonra ama yine kendimizdir. Yalnız kalmaktan korkarsın en çok,
süreç değişmez; ilk zamanlar yalnızlık
kolaydır, başkalarını suçlarsın kendince suçluluk oran denklemleri kurarsın “Oh
söyledim kurtuldum hıh!” diye rahatladığını düşünürsün ama 4. Gün sıkıntı! İşte
o 4. gün kendini suçlama zamanı gelir, hazır zaten sevmiyorsun kendini,
acımasızsın zaten, yaşadığın hissettiğin her şeyin bedeli ona kalır garibim.
Sonrasını biliyorsun.
Nasıl çıkar insan
kendi boşluğundan, nasıl unutarak devam eder yarına, nasıl sevebilir bir
yabancıyı kendi ruhunda, nasıl onu anlamayan tüm sevdiklerini özgür bırakabilir
acısından…
Affetmek…
Yeme onu yeme işte, dostun değil o senin, acını
dindirmeyecek, rahatlamayacaksın o tabaktan sonra, içinde aç olan miden değil
asi kuş, açlık öyle bir şey değil!! Cesaret!! Dışarıya çık, evinde oturma,
nefes yok evde, nefes almak için dışarı çık, ağaç olsun orada, deniz veya su..
Toprak olsun orada. Dışarı çık. Soğuk değildir yalnız bir ev kadar hiçbir orman,
yürü, bir ağacın dış kabuklarına dokun yaralarının geçeceğini hatırla, kafanı
kaldır gökyüzüne bak sevildiğini bil, tak kulağına bir müzik, erkenden uyan
git, güneş senin için doğsun. Bir dal yaprak, renkli çiçekler, dalga köpükleri,
martılar, kuşların şıkırtısı.. Ruhunun bir parçası doğada saklı, seni bir tek o
iyileştirebilir, Ana eki almasının bir sebebi var elbette, sarar yaralarını….
Biliyorum bunların hiç biri mucizeye benzemiyor böyle
uzaktan bakınca, ne değiştirebilir ki diye düşünüyor insan düşününce. Unutmaya,
konuşanları düşünenleri susturmaya, bedenini değiştirmeye, canını acıttığın tüm
sevdiklerine yaşattığın dakikaları geri almaya veya kendine olan küslüğünden vazgeçirmeye
gücü yetmez sanıyorsun.
YAŞAMAYA CESARET EDEMEDİĞİ İÇİN MUCİZELERLE KARŞILAŞAMIYOR
YARALILAR..
Sen ey kadın
Sen topraksın, toprak anadansın
129 metre yüksekte bir plazanın içerisinde sadece yaralı
kuşsun kanatları kırılmış
Toprağa dey, senin orası, senden, mucizelerin gerçekleştiği
yer.
Etiketler:
diyetisyen,
fazla kilo,
hedefler,
hediye,
inanç,
kendini kabul etmek,
kilo verme zamanı,
kişisel gelişim,
onaylanmak,
özgüven,
rejim,
rejim listesi,
sağlıklı yaşam,
tombik,
zayıflama,
zayıflama tarifleri
8 Şubat 2014 Cumartesi
KIRMIZI PANCAR GÖREN MASUM KUĞU
Pazardan alışveriş yapmanın elbette zor yanları var, bir kere sağlam matematik bilmen lazım. Yan tezgahtaki fiyatı aklında tutman için de hafızanın kuvvetli olması lazım. Ben bir daha ki profesyonel denememi annemle yapmaya karar verdim, bu işte usta olmak için pratik gerekiyormuş. Şaka falan değil baya ciddi bir iş pazardan alışveriş yapmak.
Neyse bizim nevaleyi doldurdum geldim. İçinde en merak ettiğim sebze olan pancarı aldım. Soydum bir kaç kez yıkadım azıcık sirkeli suda beklettim. Sonra bunları temiz bir tencereye alıp üzerine içme suyu koyarak kaynattım. Suyun rengi vişne oldu, pancarlar da yumuşayınca aldım ocaktan biraz soğumaya bıraktım. Yarısını dilimledim zeytin yağı ve limon birazcık deniz tuzu ile konserve olarak satılanlar gibi oldu. Salataların üzerine konabilir hatta cam kavanozda bir hafta kadar saklanabilir fazlası.
Diğer yarısını rendeledim, sarımsak zeytin yağı limon tuz ve biraz süzme yoğurtla karıştırdım. Bence efsane bir meze oldu. Bu da yaklaşık 5 gün saklanabiliyor. Yoğurt burada işi bozan taraf çünkü.
Suyunu süzgeçten geçirip içine biraz limon suyu eklenip kavanozlara konulunca yeni meşrubatımızı elde etmiş oldum. soğutup bu minik limonata kavanozlarımda servis yaptım. Biraz süsleme eklerseniz çocuklar bile bir ihtimal severek içebilir. Pancarın faydaları çokmuş ama biraz tatsız bir sebze gibi görünüyor dışarıdan o yüzden evimize yeni yeni girebildi.
Ben spordan sonra salatamın üzerine biraz yaptığım dilimlenmiş pancar biraz da peynir ilave ettim. Tam bir öğün işte, daha ne kadar sağlıklı olabilir?
Tansiyona, saç dökülmesine, ürtikere, karaciğer hastalıklarına, mide ve bağırsak sorunlarına birebirmiş. Benim değil uzmanların lafı bu.
o salatanın içerisine biraz da taze zencefil rendeleseydim sanırım 100 yaşımı görmeyi garantileyecektim. Kısmet akşama artık.
Sevgiler
Etiketler:
egzersiz,
fazla kilo,
kırmızı pancar,
kilo verme formülleri,
pancar suyu,
pancar turşusu,
rejim,
rejim listesi,
sağlıklı beslenme,
sağlıklı yaşam,
spor,
yemek tarifleri,
zayıflama
2 Ocak 2014 Perşembe
YILBAŞI GECESİ SONRASI KEMERLERİ SIKMA POLİTİKASI (YENİ LİSTE)
Yılbaşı gecesi yedik içtik, abarttık biraz. Şimdi o günahları çıkarma zamanı. 01 Ocak itibariyle ben bu işi ciddi ciddi ele almış bulunmaktayım, hedeflerime sahip çıkıyorum.
Özellikle alkol ve şekerli yiyecek tüketiminin fazla olduğu bu tip kutlama günlerinden sonra daha dikkat edilmeli ki o şişlikler kalıcı olmasın. Benim için kısa vadeli çözümlerden daha çok, kalıcı yöntemler gerekiyor elbette, yolum uzun. Ancak kilo verme sürecinde bu kaçamağın beni tökezletmemesi ve alınan fazla kalorinin dengelenmesi için bu tip ufak kemer sıkmalar oldukça faydalı. Ara ara bu tip 3-4 günlük değişimler hep olacakmış, doktoruma kayıtsız şartsız teslimim, ne derse o!
İşte doktorumun benim için hazırladığı 4 günlük sıkı program. Bu liste tamamen kişiye özel olarak hazırlanmıştır, bir fikir vermesi amacıyla paylaşıyorum sizlerle.
Sabah: 1 bardak soğuk, bir bardak ılık su ve 1 adet kuru gün kurusu kayısı.
Kahvaltı: ! dilim peynir, 1 adet haşlanmış yumurta, iki dilim tam buğday veya çavdar ekmeği, bol yeşillik ve çiğ sebze, çay (şekersiz).
Ara: 1 su bardağı süt (nescafe olarak değerlendirebilirsin)
Öğlen: 8 yemek kaşığı sebze yemeği + 1 dilim et veya 12 y.k. etli sebze yemeği, 1 dilim ekmek, yağsız bol salata, 1 bardak ayran.
Ara: 1 dilim kepek ekmeği veya tam buğday ekmeği, 1 dilim peynir, yeşil çay (tost şeklinde yapılabilir)
Ara: 1/2 su bardağı süt veya 1 bardak ayran.
Akşam: Öğlen menüsü ile aynı.
Gece: 4 adet tam ceviz, 3 adet mandalina.
Not: Sebze yemeği olarak kabak benim favorim, yanına belki haşlanmış brokoli veya kırmızı charliston. misssssssssssssssssss
Sevgiler
Özellikle alkol ve şekerli yiyecek tüketiminin fazla olduğu bu tip kutlama günlerinden sonra daha dikkat edilmeli ki o şişlikler kalıcı olmasın. Benim için kısa vadeli çözümlerden daha çok, kalıcı yöntemler gerekiyor elbette, yolum uzun. Ancak kilo verme sürecinde bu kaçamağın beni tökezletmemesi ve alınan fazla kalorinin dengelenmesi için bu tip ufak kemer sıkmalar oldukça faydalı. Ara ara bu tip 3-4 günlük değişimler hep olacakmış, doktoruma kayıtsız şartsız teslimim, ne derse o!
İşte doktorumun benim için hazırladığı 4 günlük sıkı program. Bu liste tamamen kişiye özel olarak hazırlanmıştır, bir fikir vermesi amacıyla paylaşıyorum sizlerle.
Sabah: 1 bardak soğuk, bir bardak ılık su ve 1 adet kuru gün kurusu kayısı.
Kahvaltı: ! dilim peynir, 1 adet haşlanmış yumurta, iki dilim tam buğday veya çavdar ekmeği, bol yeşillik ve çiğ sebze, çay (şekersiz).
Ara: 1 su bardağı süt (nescafe olarak değerlendirebilirsin)
Öğlen: 8 yemek kaşığı sebze yemeği + 1 dilim et veya 12 y.k. etli sebze yemeği, 1 dilim ekmek, yağsız bol salata, 1 bardak ayran.
Ara: 1 dilim kepek ekmeği veya tam buğday ekmeği, 1 dilim peynir, yeşil çay (tost şeklinde yapılabilir)
Ara: 1/2 su bardağı süt veya 1 bardak ayran.
Akşam: Öğlen menüsü ile aynı.
Gece: 4 adet tam ceviz, 3 adet mandalina.
Not: Sebze yemeği olarak kabak benim favorim, yanına belki haşlanmış brokoli veya kırmızı charliston. misssssssssssssssssss
Sevgiler
Etiketler:
detox,
diyetisyen,
kabak yemeği,
kilo verme,
kilo vermek,
menü,
rejim,
rejim listesi,
sağlıklı beslenme,
sağlıklı yaşam,
yemek tarifi,
zayıflama,
zayıflama tarfileri
5 Aralık 2013 Perşembe
YORGAN ALTINDA GİZLİ GİZLİ AĞLAYAN KUĞULARA ÖZEL
Bugün doktoruma gittim. Bütün hafta dikkat ederek ve verilen programa uyarak geçse bile içeriye girince sanki tüm o hırsı yapan ben değilmişim, hiç kilo verememişim, doktora rezil olacakmışım, hevesim kırılacakmış gibi stres yaptım. Aslında kendime inanıyordum ama geçmiş yaşanmışlıkların öğretileri olunca aklıma mıhlananı kazımak pek kolay olmuyor. Ben tartıya çıkarken bir telaş bir evham, neyse ki sonuç hiç hüsran olmadı. 1kg yağ kaybetmiş olduğumu ve numerik ölçülerde de küçüldüğümü öğrendim. Aslolan yağ kaybetmek ve mezuradaki ölçülerin değişmesiymiş. Yani evdeki tartının yanına bir de mezura koyun bence.
Bu hafta aslında çok kolay geçmedi benim için. Kendine inanma çalışmaları yapıp üzerine şevkini kıracak tavırlar görünce, insan vize sınavına giriyormuş gibi bir hisse kapılıyor.
Biz doğuştan tombiklerin minik bir kusuru vardır, genelde yani istisnaları dışarıda tutuyorum, onay ve kabul görme ihtiyacı. İnsanların başardıklarını onaylamak ve takdir etmek elbette doğal bir işleyiş ancak kişi kendini (bedenini, hayatını, başarılarını, vb.) kabul etmiyor, yeterli görmüyor veya beğenmiyorsa ki bunu illa bilinçli yapmasına da gerek yok, başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı beliriyor. Yapmıyor muyuz bu hatayı kendimize? Reddetmiyor muyuz varlığımızı?
Haftalarca kendini sıkıp rejim yapıyor ama aynada hala aynı kişiyi gördüğüne inanıyor. Ne zaman biri çıkıp 'Zayıfladın mı sen? Yüzün bir küçülmüş.' derse mutlu oluyor, heyecanlanıyor ve başardığını hissediyor. O ana kadar; gece uyumadan önce ağlayan, acıktığında kendine kızan, kaçamak yaptığında inancı parça pinçik olan, mağazalara girmeye çekinen girse de deneme kabininden burnunun ucunu çıkarmadan kan ter içinde kıyafet deneyen, bir program yapıldığında ilk aklına 'Ne giyeceğim ki şimdi bu halde' sorusu gelen, otururken göbeğini çantayla kapatan ve bu yüzden hiç sandalyede arkasına yaslanarak rahatça oturamayan, yandan geçen ince kişinin öz güvenine hayran kalan ama bunu kendini eze eze yapan, sevilmediğine sadece formda bedenlerin sevildiği bir zamanda yaşadığına ve hiç sevilmeyeceğine inanan, topuklu ayakkabı giymeyi özleyen ama bilekleri dayanmayan, vicdan azabı çekmeden yemeğe gitmeyi keyif almayı bilmeyen, yolda yürürken vitrindeki yansımasını bir yabancı gibi karşılayan tanımamazlıktan gelen sanki 'O' değilmiş gibi olur.
Biri onaylayınca, takdir edince değerlenir her şey. Hep başkasının onayı gerekir hayata devam etmek için. O onay kesilince hayat bir saç&baş kavgasına evrilir; kısır döngü, vicdan azabı, mutsuzluk.
Kabul görmeden önce kabul etmek, sevilmeden önce sevmek gerekli oysa o zincirde. Mutsuz olup başkasını 'gerçekten' mutlu edebilir mi? Başarmadan 'başarıyı' başkalarına aşılayabilir mi?
Ben bu hafta çok mücadele ettim, yediklerime bakan, selülit kremi tavsiye eden (tavsiye istememiştim oysa), hissettiklerimi anlamadan akıl veren ve bu süreçte nedense kendini, yeme sistemini, vücudunu öven ve destek'Miş' gibi (destekte istememiştim oysa) yapan oysa kırıp döken onca tavra rağmen bırakmadım. Kaçamak yapmadım. Aynada uzun uzun baktım kendime tanıdım. Çünkü kabul ettim. Şu anda istediğim gibi bir bedende oluyorum, henüz oluyorum ve sadece ben yardım edip onaylayabilirim kendimi.
Sevgiler
Etiketler:
diyetin zorlukları,
diyetisyen,
fazla kilo,
kendini kabul etmek,
kilo verme zamanı,
onay görmek,
onaylanmak,
özgüven,
rejim listesi,
sağlıklı yaşam,
tombik,
vicdan azabı,
zayıflama
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







