fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2013 Cuma

BUZDOLABI SERGİSİ AÇILIYOR


'En zayıf ve en beğendiğim halimin bir fotoğrafını buzdolabına astım, beni çok motive etti.' son zamanlarda hayatın şifresi gibi herkes aynı yöntemi söylüyor. Valla beni o kadar motive etmezdi bu durum, zira bu halde bu hale pehhh diyerek daha çok asap bozabilir ve kafamı cipslere gömebilirim, tehlikeli sular bunlar benim için.

Hayır yani anlamadığım şey, bazılarımız doğuştan tombik, hayatında hiç zaten istediği kiloya ulaşamadığı için takmış kafasına ve girmiş bu kısır döngüye, o ne yapacak? Eşe dosta photoshop bilen var mı dile mi sorduracak? Ya da daha fenası bir manken fotosunun kafası ile kendi suratını değiştirdiği çocuk kolajı mı yapacak? Bu insanı daha çok komplekse sokmaz mı?

Ayrıca ben mutfağımın ortasında kendi içsel sıkıntılarımın tezahürü olarak bu çalışmaları yaptığımda diğer ev halkı bu görmeyecek mi? Gördüğünde ben bir fena olmayacak mıyım? Hiç kimse görmedi diyelim hadi, ama es kaza kayın validenin gördüğünü aklına getirse ya biri. 

Elbette bu tip motivasyonlara ihtiyacı oluyor insan şu içerisinde bulunduğumuz buhranlı zamanlarda. Ben de kendimce bir metot buldum ve bunun üzerinden gitmeye başladım. O gün geldiğinde giyeceğim, diktireceğim veya kombinleyeceğim kıyafetleri tasarlıyorum hatta makyaj stillerini bile yapmaya başladım. Herkesin çizim sevecek hali yok, kimi dergilerden kesip bir deftere yapıştırarak günlük halinde tutar 'Giyilecekler Dosyası' olarak veya başka başka yöntemler uygular. Bu tip aktiviteler için internet sitelerinde program bile var, seç beğen tak takıştır hoppp indir  masa-üstündeki dosyana. Buzdolabının hantal kapağına kalmadık, bugüne bugün yetişkin birer internet kullanıcısıyız.


Hazır bu konuya değinmişken ben de sizlerle dosyamdan bir kaç sayfa paylaşayım dedim. Renklendirme konusunda biraz tereddüt etsem bile -ki renkleri severim ama o gün geldiğinde fikrim değişebilir diye henüz cesaret edemedim- sayıları gittikçe artan bir koleksiyona sahip oldum...





31 Temmuz 2013 Çarşamba

GÜNÜN DETAYI No.06


Düttürüdütt düdüdürüdüttürüdütttt... Bu sesi çıkarmaya çalışırken verdiğim genel rahatsızlıktan dolayı şekerim elimden alınmış olsa bile ki şeker yememem gerekiyordu, keyfim gayet yerinde. Çocukluğuma geri döne döne çocuk olarak paralize oldum resmen, kaldı mı benim ruh hayalle gerçek arasında, düttürüüdüttt dürürüdüttürüdüüüttttt... Azıcık özgür bırakın ruhunuzu, gülümseyin, rahatlayın ve affedin bir şeker karşılığında, henüz hala çocuğuz (kargalar 150 yıl yaşıyor, 50 yaşında olsan bile bu karşılaştırmada hala çocuk olabilme şansını kullan). Ben spora kaçıyorum, dönüşte pestilimin çıktığı kısımlarımda hala birazcık hal kaldıysa görüşürüz zira Hocam beni fena zorluyor.

Sevgiler

20 Haziran 2013 Perşembe

GÜNÜN DETAYI No.03





İtiraf ediyorum; yemek yemeye çıktığımızda en heyecanlandığım durumlardan biri servis öncesinde getirilen zeytinyağı ve ekmektir. Sıcacık ekmeklere gömülüp gömülüp zeytinlerin arasından çıkasım gelir. Sevgili anneme kalsa bunu yemekle, zeytin yağını bardağa koyup içmek arasında fark yokmuş. Bıykkkkk. Nasıl bir düşüncedir bu? Hayatında hiç kendini böyle salıverip yemek yemenin tadını çıkarmamış biri zaten ne anlar efendim zeytin yağıdır, başlangıçtır, son vuruş tatlısıdır. Bendeki de laf gerçekten. Nasıl bir dna birleşimi sonucu oluşmuşum hiç anlayamadım, öyle anneye öyle baba, böyle lezzet delisi tombik bir çocuk.

Efendim başlangıç demişken kendi başlangıcımı fotoğraflamasam olmazdı. Zeytin ezmelisi, kuru domateslisi, peynirlisi veya balzamiklisi hepsinin tadı bir başka. Ancak size ufak bir tüyo, ekmeği bandırmak yerine annemin sözünü dinleyip içindeki çeşniyi ekmeğinize koyarsanız hem yağa bulanmamış olursunuz hem de asıl amaç olan 'altlık' misyonunu yerine getirmesini sağlarsınız.Ve mümkünse sepetteki en koyu renkli ekmeği seçiniz. Ama lezzetten ve sağlıktan vazgeçmeyiniz.

Not: Sevgili doktorum (en yakın zamanda kendisi ile röportajımı yazacağım sizlere) zeytin yağının kalorisinin az olmadığını, tıpkı diğer yağlar kadar besin değeri bulunduğunu ancak vücut ve sindirim açısından çok daha sağlıklı olduğu için tercih edildiğini söyledi. Kısacası 'zeytin yağıdır bişi etmez o koy koy' zihniyetinden bir an önce vazgeçmek gerekli.   




14 Mayıs 2013 Salı

ŞIMARIK KUĞU'NUN HEDİYE ZAMANI - YAN ETKİLER





Bu yazıyı hiç yazmamam lazım aslında. Yani dükkânı cuma gününe kadar kapatmış olmam okumalarıma gömülüp dünya ile iletişimi kesmem adeta bir bitkiye dönüşmem gerekiyordu, zira beni bekleyen üç adet makalem var. Onları yazmak yerine bunu yazıyor olmak hangi aklın ürünü pek bilemiyorum, resmen akademik intiharın eşiğine koyuyorum kendimi ama yapıyorum bunu evet, pişman değilim. Paylaşmam gereken şeyler oldu, güzel minik hadiseler... Okumalarıma o kadar gömülmüştüm ki baya sağlıksız beslendiğimi gördüm; başımda belimde ağrılar, bir iç sıkışması affedersiniz göbek davul gibi şişti ( artık neden bilemedim =). 



'Yeter yahu, benden daha mı önemli dünyevi işler!' diyerek hemen kendimi attım bahçeye; önceleri biraz pişman oldum, gerildim, iç ses daralttı, ama bir kaç dakika sonra zihnim açıldı, ara sıra başımı kaldırıp ‘yaz geldi yuppi’ diyerek sevindim, okuduklarımı daha çok anlamaya başladım, utanmasam iyi ki bu kadar çok çalışıyorum diyecektim, vazgeçtim. Kendime ödül verdim, minik boy =)) İçim ferah ferah oturdum, yemyeşil bahçede ayaklarımı uzatarak. Sonra düşündüm; bu yoğun ve stresli zamanlarda kendimizi ihmal ederek ne kadar büyük haksızlık ediyormuşuz meğer gün içerisinde bu ufak ödüller ve kaçamaklar hayatı ne kadar renklendiriyormuş. Rica edeceğim böyle ödüller yaparken kimse ‘kaloridir, efenim yağdır, yok içindeki şekerdir?’ gibi sorular sormasın kendine; kızmasın, kavga falan çıkarmasın durduk yere bedeni ile. Çayı şekersiz içiyorsun, salatayı yağsız yiyorsun zaten yeterince sıkı tutuyorsun programını, bir şey olur diye endişe edersen olur, onu da başarırsın. Bu bedenimi şaşırtacak, mutlu edecek, iyi hissettirmek lazım arada hergün yapmıyoruz bunu zaten hıhh, bu gazla metabolizmam bir coşar ki şimdi teyy teyy dediğin anda zaten uçup gider bu süprizlerin 'yan etkileri'. 


Not: Fotoğrafın rengi bile farklı çıktı. Oysa hepsi telefon kamerasının üretimi. Bakışla ilgili bir değişim olabilme ihtimaliNİ seçiyorum ben. 



Kendinizi şımarttığınız bir gün dilerim..


.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

YİNE YEŞİLLENDİ TOMBİK DALLARI ( Haftasonu Eki )






Haftasonlarını hep sevmişimdir. Bir de böyle hava parlak, aydınlık ve misss gibi olursa tadından yenmez.


Bugünü diğer günlerden özel yapan durum ise gayet basit; yarın Pazar. Akşam muhtemelen bir program, aktivite veya olası arkadaş gezmeleri vardır ve bol bol yemek fikirleri geçiyordur aklımızda ( aslı'lara gidersek şimdi yemek zorunda kalırım rejimde olduğumu çakar yoksa kesin o kurnaz, sinemada popcorn yerine grisini mi alsam şimdi bozmiyim o kadar başladım, şarap içiyim bence bu gece yoksa kokteyl şeker falan amannnnn), kaldı ki tersini hayal edemiyorum. O zaman sabah ve öğlen için içimizde ki çocuğu şımartma, sağlıklı besleme ve yaza göz kırpma adına bir kaç ufak fikir önerebilirim.



10 Eylül 2011 Cumartesi

AH O YANAKLAR YAKTI BENİ !

Dün akşam bir kaza sonucu eski fotoğraflarımı buldum. Hem kendi fotoğraflarım hem de eşimin çocukluk fotoğrafları. İşte o anda kabus tekrar başladı. 'Yok buna bakma', 'Ayy çok çirkin çıkmışım hayatta göstermem', ve binlerce farklı bahane. Sonuç olarak büyük bir kısmını saklamayı başardım. Gördükleri de sadece bebeklik fotoğraflarıydı.


Kabul ediyorum, komik bir bebekmişim. Kocaman parlak yanaklar var ama göz yok, burun yok, dudak yok tabi o tombiklikte. Annem de sağolsun ne kadar fiyonk renk fırfır varsa giydirirmiş. Tam bir pasta görüntüsü. Bu durum teyzeler halalar için çok iştah kabartıcıydı. O dönemde  boğumlarım şirin mi şirin, göbeğimdeki katlar şekarpare olarak nitelendiriliyordu. Tabi sonsuza kadar böyle devam etmedi. Bir anda kararlarını değiştirip size çok fena çalım atıyorlar. 'Bak bak hala çok sevimli değil mi yanaklarım?' diye kabul görmeye çalışıyorsun ama yemezler cicim, o yanakların süre limiti var. 15 olduğun gün süre doluyor ve artık şirin değil fazla oluyorlar. Her fazlalık gibi göze batıyorlar. Ee hani şirindim, sevimliydim, benim gibi çocuk yoktu? N'oldu? Ben söyliyeyim ne oldu; büyüdün, genç kız oldun ve artık çocuk şirinliliğin yok. Evet işte o şirinlikti boğumlarını yanaklarını lezzetli kılan. Şimdi acı biber, fazla kaçmış tuz oldular iyi mi.