zeytin yağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zeytin yağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2014 Çarşamba

DOSTLUK, DAVET ve ÖTESİ

 Arkadaşlarla geçirilen bir akşamdan daha keyifli bir şey varsa o da muhtemelen geçirilen 1 tam gündür=) Sevgili dostum N ve S'nin yeni evlerine ziyarete gittik geçen akşam. N. ile dostluğumuz baya eskilere dayanıyor şöyle ki; ben henüz, baya küçük, okul talebesi olmuşum ve yeni okulun ilk gününde servisi bekliyorum annemle (düşünün o kadar küçüğüm) yan binanın önünde de bir anne kız gördük, baya aynı forma üstümüzde. Sonra anneler konuşunca aynı okulda hatta aynı yaşta ve serviste olduğumuzu öğrendik. Böyle başladı dostluğumuz ve artı bir H. eklenince tam olduk. Derken lisede aynı sınıfa geçtik, diğer yaşıtlarımız tenefüste yürüyüşe çıkarken biz atölyede çılgınlar gibi resim yapardık, konferanslara yarışmalara giderdik. Birbirimizde kalırdık, birbirimize not yazdığımız defteri her tenefüste el değiştirirdik, sabaha kadar bıdır bıdır konuşup şafak sökerken uyuya kalırdık. İnanılmaz güzel ve besleyici bir dostluktu bu. Hani insan yalnız hisseder ya dertlendiğinde kendini, ben yaşamadım hiç bunu hep yanımda iki candostum vardı. Böyle, baya ergen takıntılarımda saatlerce nasihat verdiler, yahu insan o dönem kendinden sıkılıyor bırak başkasını dinlemeyi, nasıl katlandık bu sürece hiç hatırlamıyorum=). Herkesin hayatı farklı yönlere gitti; birimiz İtü birimiz Koç birimiz Galatasaray'da okumaya başladık,iyi bölümlerde iyi burslarla, o kadar konuşmaya gırgıra nasıl kazandık bu okulları hayret.

Hayatlarımız farklı yönlere gitti ama biz kopmadık birbirimizden, tenefüs kadar sık olmasa da yine hep bir şekilde o geçen zamanın telafisini yaptık, böyledir gerçek dostluklar zaman geçer bir şeyler yaşanır ama yanyana gelinince kaldığı yerden devam eder her şey. Değişimler garipsenmez, yenilikler kutlanır ve iyi günler daha iyi olur. Dostluğun sadece kötü günde belli olduğu gibi kalıplaşmışın dışında şeylere de inanırım ben, eğer bir insanın iyi ve mutlu gününde en az onun kadar sevinip heyecanlanabiliyorsan hatta mutluluğunu perçinlemek için elinden geleni yapacak isteği buluyorsan içinde çok değerli bir şeye sahipsin demektir, saf sevgi. Neyse efendim bu kadar nostalji yeter, eski defter gibi kokuttum blog'u. 

İşte geçen akşam N'nin ve yıllanmış dostumuz damadımız S'nin evine yemeğe davetliydik. Ben, eşim, H., B. ile kalabalık bir misafir ekibi olup tuttuk evin yolunu. Yahu bizim ufaklık bir hamarat olmuş, yemekler yapmış, sofrayı süslemiş gözlerim doldu. Hemen çılgınlar gibi fotoğraf çekmeye başladım. Keyifli bir sohbet yemek kahve derken bir baktım bizim grup yine lisede olduğu gibi ülke gündemine dair siyasi içerikli bir tartışmanın içerisinde ve saat haftaiçi bir davet için oldukça ilerlemiş. N'ye yemek konusundaki deneyimlerini paylaşması için bir blog açamasını tavsiye ettik zira baya enteresan ve özel yemekler konusuna eğilmiş. Kimse bu sanattan mahrum kalmamalı.=)

Başlangıçta restoranlarda verilen ve asla gözü doyurmayan, sadece ceviz ve üzümle bolmuş gibi gözüken peynir tabaklarını kıskandıracak cinsten bir palet vardı. Yanında damadın güzel seçimi bir şarap =)

Zeytinyağı tabağı, portakallı peynirli salata ve misss kokulu zeytinli ekmekler.,

Biz bir gömdük kendimizi bunlara içeriden pizza geldi. Hazır pizza ve ev yapımı pizza arasında ne fark var derseniz, inanılmaz bir fark varmış onu anladım. Bu pizzaysa o yediklerimiz başka bir şey kesinlikle.

Arkasından tavuk sarma ve fırında baharatlı patates derken ağırlığını taşıyamayanlar aramızdan ayrılarak masadan aşağı patır patır döküldü.

Son vuruş olarak magnolia ve kahve ikilisini alınca herkeste bir hoşluk bir melek hali, böyle yüzümüzde nur varmış gibi olduk. 

Bunları hem biraz N'yi yaptıklarını paylaşmaya teşvik olsun, hem bir davette neler servis edilebilir bir fikir olsun hem de şahane bir akşam yaşadım onu paylaşmış olayım diye yazdım. Bazen bu tip aktiviteler insanı yaşama daha çok bağlıyor ve enerjisini yükseltiyor. Mümkünse evde tek başınıza oturmayın, soyutlanmayın, açın telefon gelsin sevdikleriniz. Sohbet muhabbet, azıcık sarılma, inanın ki hayat bambaşka bir renk alacak.

Sevgiler, Güzel Dostluklara





20 Haziran 2013 Perşembe

GÜNÜN DETAYI No.03





İtiraf ediyorum; yemek yemeye çıktığımızda en heyecanlandığım durumlardan biri servis öncesinde getirilen zeytinyağı ve ekmektir. Sıcacık ekmeklere gömülüp gömülüp zeytinlerin arasından çıkasım gelir. Sevgili anneme kalsa bunu yemekle, zeytin yağını bardağa koyup içmek arasında fark yokmuş. Bıykkkkk. Nasıl bir düşüncedir bu? Hayatında hiç kendini böyle salıverip yemek yemenin tadını çıkarmamış biri zaten ne anlar efendim zeytin yağıdır, başlangıçtır, son vuruş tatlısıdır. Bendeki de laf gerçekten. Nasıl bir dna birleşimi sonucu oluşmuşum hiç anlayamadım, öyle anneye öyle baba, böyle lezzet delisi tombik bir çocuk.

Efendim başlangıç demişken kendi başlangıcımı fotoğraflamasam olmazdı. Zeytin ezmelisi, kuru domateslisi, peynirlisi veya balzamiklisi hepsinin tadı bir başka. Ancak size ufak bir tüyo, ekmeği bandırmak yerine annemin sözünü dinleyip içindeki çeşniyi ekmeğinize koyarsanız hem yağa bulanmamış olursunuz hem de asıl amaç olan 'altlık' misyonunu yerine getirmesini sağlarsınız.Ve mümkünse sepetteki en koyu renkli ekmeği seçiniz. Ama lezzetten ve sağlıktan vazgeçmeyiniz.

Not: Sevgili doktorum (en yakın zamanda kendisi ile röportajımı yazacağım sizlere) zeytin yağının kalorisinin az olmadığını, tıpkı diğer yağlar kadar besin değeri bulunduğunu ancak vücut ve sindirim açısından çok daha sağlıklı olduğu için tercih edildiğini söyledi. Kısacası 'zeytin yağıdır bişi etmez o koy koy' zihniyetinden bir an önce vazgeçmek gerekli.   




25 Nisan 2012 Çarşamba

SON TOMBİK KUĞU'NUN ŞİFALI YİYECEKLERİ



Şehirde yaşadığım her süre kendimi hasta gibi hissederim sanırım bunu nedeni kalabalık. Çok kalabalık. Ne zaman güney sahillerine gitsem ya da bir köye yolum düşse sanki ömrüm boyunca orada yaşayabilirmişim gibi geliyor. Ancak İstanbullu bir kız için elbetteki bu sadece 70 yaşından sonra mümkündür. Yaşayamayız, biz öyle tiplerden değiliz. Sinema opsiyonu 15 olmadan, şehirde yapılacak 1500 aktivite olmadan ve bunları seçmek için bir ordu dolusu eş dost olmadan yapamayız biz. Alışkanlık meselesi işte. Ama sağlık için biraz şehirden uzak olmak gerek, doğal ürünler yemek ve biraz oksijenle ciğerleri doldurmak istiyor insan. Bende Dukan diyetimi yaparken sağlık konusunda şifacı hassasiyetine girdim. neler yemem gerekir, doğal ürünleri nereden almam lazım ve şifalı yiyecekler nelerdir.

Bazıları dukan diyetimi yaparken oldukça uygun görünüyordu ve bunlar öyle eften püften gıdalar değil, alternatif tıpta mucize gıdalar olarak anılıyorlar. İşte doğanın mucizesi yiyecekler. Stres, egzos, kaos ve çevre kirliliğine maruz kalan bu gariban bedenlere biraz ödül vermek son derece hoş bir hareket olacaktır.


1. ZENCEFİL : En favori yiyeceğim. Özellikle maydanozla beraber taze zencefili kaynatıp içine biraz limon suyu ve sirke ekleyip içtiğim sabahlarımda pollyanna oluyorum. Yağları yakması, vücudu toksinlerden arındırması ve kansere karşı olan tutumu da cabası.



2. ZERDEÇAL : Baharat olarak kullanımı çok daha kolay. Tuz yerine bunu kullandığım için hayatıma 5 yıl daha fazladan koyuyorum. 100 yıl yaşayacağım, hedefim bu.

3. MAYDANOZ VE DERE OTU : benim gibi ödem ve tiroid sorunu olan, metabolizması son derece yavaş çalışan, stresli bir mesleği olan biri için bulunmaz nimetler. Her gün yarım demet yemeğe özen gösteririm. Tavsiye ederim.