31 Mayıs 2013 Cuma

AĞAÇ'A AĞIT ...


Bugün güzel bir yazı yazma hayalim vardı, hatta daha önceden taslak olarak kaydetmiş hafta sonu başlamadan yayınlarım diye düşünmüştüm. Bir parkta koştuğunuzu hayal edin ve özgürce çimen kokularını doğanın mucizesini içinize çekin diye başlayacaktım.Pazar günü için; Fenerbahçe parkı, Beykoz korusu, Kalamış parkı, Yıldız Parkı ve Taksim Gezi diye örnekler verecektim. Müziğinizi takın kulağınıza yürüyün, sadece yürüyün, çimlere basın (çimlere basmanın yasak olduğu ender ülkelerdeniz, çim dediğin bitki ezildikçe parlar yani aslında çimlere bastığınızda kimsenin canını yakmıyorsunuz) negatif her şey üstünüzden akıp gitsin diyecektim ki artık diyemiyorum. Son iki gündür yaşananlardan dolayı hayal bile kuramıyorum. Köprü, Avm, Yol inşaatları için umutlarımızın ve hayallerimizin kesilip yakılmasının üzüntüsü içerisinde yaşananları şaşkınlıkla takip ediyorum. 


Bağdat Caddesinde o kamuflajlı ağaçları bilirsiniz, asker kılığında durur yolun ortasında, kocamandırlar. Öyle ki en sıcak yaz günlerinde bile onun olduğu taraftan yürürsünüz, gölgesi ile serinletsin diye. Ağaçları sevmem çocukluğumdan kalma; ailem kendi haricindeki her canlının da yaşama hakkına saygı duymayı öğretmişti ve bizim evdeki en önemli kural da buydu. Bizim pikniklerde ağaç dalına salıncak kurulamazdı, kolları acır diye ortalığı ayağa kaldırırdık ya da odun ateşinde mangal yakılmazdı neyin odunu o ağacın mı böhüüüüüüüü. Millet sokak köpeklerinden korkup kaçarken biz gizlice Hayta Çetesine süt taşırdık evden. Bir kere üstümüze havladıklarını bile görmedim. Hatta ortaokuldayken içlerinden biri beni servisime kadar her sabah geçirir öyle arkadaşlarının yanına giderdi. Evlendikten, eşşşek kadar adam olduktan sonra da bu durum değişmedi, daha önce ölmüş bu dedikleri ağacımı öperek nasıl canlandırdığımı anlatmıştım, Cadde'ye her gittiğimizde neredeyse bir asker ağaca sarılırım. Yani baya bildiğin böyle gövdesine sarılır öperim. Ortanca kardeşim de alıştı, şimdi bizim en ufak ta yolda durup durup ağaçları öpüyor, ninesi gibi. Çünkü o da biliyor ki yaşaması için o ağaca ihtiyacı var, nefes alabildiği her saniye onların sayesinde. 23 Nisan'da bir ağacın dibine çöp atan çocuğa bağırdı 'pisss çocuuukkkk', çocuk dediği de kendinden en az 10 yaş büyük. Çöpü geri aldırdı ve gülümsedi. Minnettir bu, vefa, daha fazlası değil. 

Şimdi, bırakın ileride çocuklarım olursa onlara, kardeşlerime bile açıklayamıyorum bu durumu. Mesaj atmış Ortanca; Abla ağaçları yakıyorlar, ölecek miyiz? diye, cevap veremedim. Utandım. O nedenle bugün tüm dua ve dileklerimin süresini uzatıyor, nefes alabileceğimiz ve 'yaşayabileceğimiz' bir kentin hayali ile yazımı noktalıyorum. Gölgesinde umuda sarılabileceğimiz ağaçlarla çevrili bir hayatın şerefine. 




Not: 2 hafta öncesine kadar David Harvey - Paris:Modernitenin Başkenti ve Uğur Tanyeli - Rüya, İnşa, İtiraz kitaplarını okuyup bugün kitaplarda öngörülen ve eleştirilen her durumun fiziksel şiddet ile İstanbul'da gerçekleştiriliyor olması beni son derece korkutuyor. Tavsiye ederim hem de 'şiddetle'. Yaşadığımız şehirler sandığımız kadar özgür ve mutlu değiller aslında.



27 Mayıs 2013 Pazartesi

HEY KUĞU KARDEŞ, GERÇEKTEN, KİMSİN SEN?


Aynada gördüğümüz kişi gerçek olsaydı acaba nasıl olurdu da bir gün dünya güzeli bir kadın bir gün çirkin kraliçeye dönüşebiliyor olurduk? Bu nasıl bir hız ve değişim döngüsü olabilirdi? Fastfood zincirinin ruhumuza yansıması gibi bir şey mi bu, 3 dakikada değişir dünya, yanına bir de milkshake lütfen çilekli olsun? 10 Kilo aldığında yada göbeğin çıktığında, dönüştüğünü sandığın insan gerçekten o kadar çirkin ve umutsuz olabilir mi? Yani geçen ay beyaz teniz, parlak gözleri ve pembe yanakların ile hafif edalı ve alımlı kadın nasıl olur da bir anda bambaşka biri oluverir? OLAMAZ. Aslında sen hep güzelsindir ama ruhunla kavga etmekten, bedenini yok saymaktan öyle yorulmuştur ki zihnin ruhun, kabul etmek istemedikçe kötülersin kendini kendine(tipe bak tombik, yuhhh bacaklara bak, bu yağlarla yazın uzun elbise hırkaya talimim, ben aslında başka biriyim bu beden benim değil ben bu şekilde hissetmiyorum). 

Daha önce bahsetmiştim; kendini seversen her şey bir anda değişir ve kolaylaşır, bebek gibi öp kokla iyi davran diye. Aslında sandığın gibi gözükmüyorsun dışarıdan, korkma, beğenmediğin her şey değişebilir, değiştirebilecek kadar güçlüsün, göbeğin mekikle, basenlerin koşuyla, selülitlerin masajlarla ve su ile geçebilir iradeni daha az yeme isteğini biraz inatçılıkla halledebilirsin ama kendine nasıl baktığın veya nasıl bakmak istediğin buradaki esas mesele. İşte tam bunları yeniden yeniden kendime hatırlatırken karşıma çıktı bu video. Alışkanlığım değildir ama o kadar güzel ve zarifçe anlatılmış ki daha önce sizlere bahsettiklerim, paylaşmadan yapamazdım....





Not: Son 3 gündür birazcık azıcık umutsuzluk havaları esiyordu başımın üzerinde. Sonra 'yeniden canlanacağım, daha inançlı olacağım, bize bunu borçluyum'dedim. Bunu kendi kendime 10 kez tekrar ettiğimde tarih 26 Mayıs 2013 saat 23:50'ydi. Bu videoya ise tam 9,5 saat sonra tamamen şans eseri denk geldim. İhtiyacım olan motivasyon aracım oldu. Bir anda çıktım o ruh halinden ve istediğim şekilde daha inançlı ve güçlü hissettim kendimi. Tamamen 'denk' geldi =))) İnandığımız her an bir mucize karşımıza çıkıyor aslında, tesadüflerin altında. Yeter ki onları görebilecek kadar umutlu olalım....


Tesadüflerle Kalın....








25 Mayıs 2013 Cumartesi

TOMBİK MUCİT İŞ BAŞINDA; SAĞLIKLI İÇECEKLER






Ve karşınızda yeni arkadaşım ‘Desmo’. Kendisi özel bir varlıktır zira hem detox hem de smoothie keyfi yaşatıyor bana. Mutfağın ortasında taht yaptım kendisine. Eşim iyice bozduğumu düşünüyor bu içecek mevzusunda, her gün yeni bir lezzetle karşısında çıkıp denetiyorum. Kabul etmem gerekiyor ki hepsinin tadı şahane olmuyor bazen iş kazası da yaşanabiliyor ama telafisini hemen yapıyorum, çilekli muzlu olanı görünce bırak beni yaşadığını unutuyor. O nasıl bir konsantrasyondur öyle, hedefe kitlenmiş içecek deneği.


Yaz aylarının yaklaşmasıyla beni tutuşturan o ateş içimi de tutuşturdu ve hararetten yol kenarında çekici bekleyen beygir gibi dumanlar çıkartmaya başladım. Hal böyle olunca içimi serinletecek ve serinletirken sırf sağlıklı olduğu için tadını beğenmediğim ve doğal olarak yerini tatlı ile değiştirdiğim birçok bitki ve sebzeyi de hüpletmemi sağlayacak bir yöntem aradım. Arayan bulurmuş, ben de buldum ve bu dostumu alıp saflarıma kattım. Aldığım günden beri (6 gün) her saniye gar gar gar bir şeyler karıştırıyorum ev fabrikaya döndü, içeride ağır makine çalıştırıyorum sanki. Bu tip buz kırıcı özelliği olan blenderlar farklı firmalarda mevcut, baya revaçta olduğunu söylemem lazım.

Son keşfim ise ödem atıcı mix. Şahane bir şey oluyor, tadı biraz buruk ama naneli limonata sevenlere tavsiye ederim, tadı baya yakın. Ama yakın yani, aynı demedim, yaptıktan sonra beni anmayın.

21 Mayıs 2013 Salı

TOMBİK KUĞU'DAN YENİ DÖNEM YAZI DİZİSİ: GÜNÜN DETAYI No.1



Sizlere daha iyi hizmet verebilmek için daha neler yapacağım belli değil, tutamıyorum kendimi =) Kendime özel olarak uyguladığım ne varsa hepsini paylaşmak istiyorum. Bu gönüllü annelik durumu başıma ne işler açacak bekleyip göreceğiz. 

Güncel olarak neler aldım, neler yaptım, neler gördüm?ü içeren bir yazı dizi daha eklemiş bulunmaktayım tombik bloğuma. Yazılarımın yanında minik minik bunları da paylaşmanın daha faydalı olacağına inanıyorum. Yazma sürecinde çalışma ve araştırmalar yaparken arada kendimi de eğitiyorum, yeni şeyler öğrenip deniyorum, sonuçlarıyla birlikte işte hepsi burada. Evet efenim 'Günün Detayı' yazı dizisine başlıyoruz.




Kozmetik dükkanı 1, kırtasiye 2; bu ikisinden birine girdiysem beni biraz zor durursunuz ve muhtemelen her şeyi almak için inanılmaz bir çaba sarfederim, kısa mesafe koşuları yapar karşılaştırmalar ve bahanelerle her türlü istediğim ve gereksiz olan binlerce şey alır çıkarım. Bu sefer durum değişti, hedef odaklı çalıştım; yaz aylarında özellikle kuruyan topuklar için bir krem, ileride elektronik masaj aletini alma umuduyla=) selülite karşı masaj yağı ki içinde birçok adını bilmediğim yağ var, green tea yüz maskesi (yeşil candır demiştim), bir adette çok huyum olamamasına karşın turuncu oje. Oje ile ilgili ilk fikrim enfess olduğu konusunda; rengi, yoğunluğu, kolay sürümü de cabası. Maske de cildimi bir ferahlattı rengini açtı sanırım. Diğerlerinin etkileri biraz uzun vadede görülüyor o nedenle acil bir yorum yapmaktan kaçınmakla beraber bedenine yaptığın her bakım az veya çok olsun iyi geri dönüşler getirir diye düşünüyorum. Özellikle yazın daha çok neme ihtiyacı olan bedeni içeriden su ile, dışarıdan bu tip nemlendirici krem ve yağlar ile desteklemek gerekiyor. Yeter ki zaman ayır.


Not: Makyajla uyumamayı son 2 haftadır alışkanlık edindim. 'Ne olursa olsun o rimeller çıkacak sabaha panda gibi uyanılmayacak ve yüzüne nemlendirici sürülecek' gibi ültimatomlarla baya baya iyileşme sağladım. 

Post-it lerim sağ olsun. Canım canım canım.