ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2013 Pazartesi

BİRİCİK VE EŞSİZ BENLİĞİMİZE SELAM OLSUN A DOSTLAR!


Tatilden bir kare geçti bu sabah elime, nasıl bir şevkle ve sevgiyle çektiysem zifiri karanlıkta dev palmiyeyi görüntüleyebilmişim. Her sabah enteresan bir yeşillik kokusu içinde uyanmanın efsane keyifli bir hadise olduğunu tahmin edebilirsin. Gerçi yol, köprü, avm, toplu konut derken özümüzden çıkıp robotik yaşamlar sergiliyoruz ama benim hala baya parlak bir umudum var yarında dair. 4 farklı katmandan oluşan bir palmiye, en altı kırçıllı, ortası yaprak gibi üstüste, üstü dikenli tel gibi salkım saçak ve yaprakları oldukça görkemli ve uzun. Aslında tek bir canlının bunca farklılıklarıdır onu diğerlerinden özel ve biricik kılan. Biz insanlar gibi, parmak izlerimiz gibi, biricik, farklı ve tüm o farklılıklarıyla güzel. Dünyada sadece tek bir renk olsaydı mesela her şey beyaz, hiç bir şey göremezdik, bomboş bir tuval gibi sonsuz ve hiç olurdu. Kendinizde kızdığınız, beğenmediğiniz, kusur diye adlandırdığınız her şey bir renk aslında. Benim şu selülitlerim bile bir renk aslında, ne rengi olduğu konusunda emin olmasam bile morciverte yakın olduğunu hissediyorum. Derin ve hüzünlü bir mevzu bu. Daha sonra uzun uzun konuşulur, o da bir konu başlığı nede olsa. Şimdilik; bir palmiye gibi heybetli, göz-alıcı, farklı, biricik ve eşsiz benliğimizle tanışmaya devam...

19 Haziran 2013 Çarşamba

GÜNÜN DETAYI No.02






Yeşil erik candır, bol su ve vitamin içerir, cilde iyi gelir hele bir de Papaz eriği ise böyle bol sulu ve kocaman işte o zaman tadından yenmez. (Bir porsiyon 7-8 adet Papaz tombik eriktir. Tuz ekmeyin aman diyim, sonra şiştim anam diye dolanıyoruz.)

Yaz geldi, enerjimiz tavan yapacak, mutluluk dolacağız derken işler değişti... Ama yeşilin mucizesi değişmedi. Çantanızda, evinizde, elinize en yakın yerde ve mümkünse kalbinizde yeşile yer açın. Her tonu, her formu ile...


Not: Çantamın içinden çekilmiş bir görüntüdür. Karaköy'de motor beklerken bir amcadan aldım, yıkadı baya baya ve silmem içinde bana peçete verdi. Fazla hijyen bizi hasta eder, arada doğaya dönmek lazım. Yurdum insanı seyyar restoran =) her detay düşünülmüş.


Sevgiyle Kalın



10 Haziran 2013 Pazartesi

YEŞİLLER İÇİNDEN BİR DETOX SEÇTİM TARİF:02


Haftanın önemine uygun minik yeşil bir tarifi direniş arasına sıkıştırmak isterim hanımlar beyler. Hafta sonu muhtemeldir eş dost sevgili gezdiniz bol bol, tatlı dondurma götürdünüz ufak ufak, Pazartesi sabahı bir uyandınız anammm parmaklar dolma gibi, gözler şişmiş, japon balığına dönmüşsünüz. Hemen bozulmaca üzülmece vazgeçmece falan yok, bunlar olacaktır hem de sık sık. Benim pazartesimin sendroma düşmesinin tek sebebi aynadaki bu görüntüdüydü ama son zamanlar Desmo ile kurduğumuz yakın temas neticesinde bir detox içeceği keşfettik. Tamamen kendiliğinden gelişen ve klinik çalışmalara dayanmayan bir tarif çıktı ortaya, klinik bizim mutfak olunca iş başa düştü, evet kalem kağıtlar tabletler hazırsa tarifi veriyorum. Gitsin ödemler gelsin hafiflik...



3 Haziran 2013 Pazartesi

AĞAÇLARIMI ÖPMEYE GİTTİM, DÖNERİM YAKINDA.





#bublogdadirenisvar


Sevgili dostlar..Bir süre yazılarıma ara vereceğim. Yaşadığım ülkede önemli şeyler olurken zayıflayın anacım bunu yiyin yemeyin diyemem, gerçi yediğimiz (1 porsiyon biber yanında su ödem atıyormuş) ortada. Neyse 'Gelin canlar bir olalım' felsefesinin doğduğu bu barışçıl toprakta bir olma, birlik olma, birbirini tüm farklılıklarına rağmen sevme zamanı. Evet o fit sarışını bile =) Sizi seviyorum, kendinize ve tüm herkese iyi bakın. En yakın zamanda görüşmek üzere.




Son Tombik Kuğu


31 Mayıs 2013 Cuma

AĞAÇ'A AĞIT ...


Bugün güzel bir yazı yazma hayalim vardı, hatta daha önceden taslak olarak kaydetmiş hafta sonu başlamadan yayınlarım diye düşünmüştüm. Bir parkta koştuğunuzu hayal edin ve özgürce çimen kokularını doğanın mucizesini içinize çekin diye başlayacaktım.Pazar günü için; Fenerbahçe parkı, Beykoz korusu, Kalamış parkı, Yıldız Parkı ve Taksim Gezi diye örnekler verecektim. Müziğinizi takın kulağınıza yürüyün, sadece yürüyün, çimlere basın (çimlere basmanın yasak olduğu ender ülkelerdeniz, çim dediğin bitki ezildikçe parlar yani aslında çimlere bastığınızda kimsenin canını yakmıyorsunuz) negatif her şey üstünüzden akıp gitsin diyecektim ki artık diyemiyorum. Son iki gündür yaşananlardan dolayı hayal bile kuramıyorum. Köprü, Avm, Yol inşaatları için umutlarımızın ve hayallerimizin kesilip yakılmasının üzüntüsü içerisinde yaşananları şaşkınlıkla takip ediyorum. 


Bağdat Caddesinde o kamuflajlı ağaçları bilirsiniz, asker kılığında durur yolun ortasında, kocamandırlar. Öyle ki en sıcak yaz günlerinde bile onun olduğu taraftan yürürsünüz, gölgesi ile serinletsin diye. Ağaçları sevmem çocukluğumdan kalma; ailem kendi haricindeki her canlının da yaşama hakkına saygı duymayı öğretmişti ve bizim evdeki en önemli kural da buydu. Bizim pikniklerde ağaç dalına salıncak kurulamazdı, kolları acır diye ortalığı ayağa kaldırırdık ya da odun ateşinde mangal yakılmazdı neyin odunu o ağacın mı böhüüüüüüüü. Millet sokak köpeklerinden korkup kaçarken biz gizlice Hayta Çetesine süt taşırdık evden. Bir kere üstümüze havladıklarını bile görmedim. Hatta ortaokuldayken içlerinden biri beni servisime kadar her sabah geçirir öyle arkadaşlarının yanına giderdi. Evlendikten, eşşşek kadar adam olduktan sonra da bu durum değişmedi, daha önce ölmüş bu dedikleri ağacımı öperek nasıl canlandırdığımı anlatmıştım, Cadde'ye her gittiğimizde neredeyse bir asker ağaca sarılırım. Yani baya bildiğin böyle gövdesine sarılır öperim. Ortanca kardeşim de alıştı, şimdi bizim en ufak ta yolda durup durup ağaçları öpüyor, ninesi gibi. Çünkü o da biliyor ki yaşaması için o ağaca ihtiyacı var, nefes alabildiği her saniye onların sayesinde. 23 Nisan'da bir ağacın dibine çöp atan çocuğa bağırdı 'pisss çocuuukkkk', çocuk dediği de kendinden en az 10 yaş büyük. Çöpü geri aldırdı ve gülümsedi. Minnettir bu, vefa, daha fazlası değil. 

Şimdi, bırakın ileride çocuklarım olursa onlara, kardeşlerime bile açıklayamıyorum bu durumu. Mesaj atmış Ortanca; Abla ağaçları yakıyorlar, ölecek miyiz? diye, cevap veremedim. Utandım. O nedenle bugün tüm dua ve dileklerimin süresini uzatıyor, nefes alabileceğimiz ve 'yaşayabileceğimiz' bir kentin hayali ile yazımı noktalıyorum. Gölgesinde umuda sarılabileceğimiz ağaçlarla çevrili bir hayatın şerefine. 




Not: 2 hafta öncesine kadar David Harvey - Paris:Modernitenin Başkenti ve Uğur Tanyeli - Rüya, İnşa, İtiraz kitaplarını okuyup bugün kitaplarda öngörülen ve eleştirilen her durumun fiziksel şiddet ile İstanbul'da gerçekleştiriliyor olması beni son derece korkutuyor. Tavsiye ederim hem de 'şiddetle'. Yaşadığımız şehirler sandığımız kadar özgür ve mutlu değiller aslında.