4 Mart 2014 Salı

SIRADAKİ PARÇA, TÜM CANI ACIMIŞ KUĞULARIMA GELSİN....


Birinin seni çok sevmesi değiştirmiyor hislerini her zaman. Yani illa bir sevgili değil anne baba kardeş hatta bir candost bile olabilir. Eş dost bilmez içindeki efkârı, kendini sarmalayan iplerin ruhunda çıkıp tüm bedenini çepeçevre sarıp ruhuna geri demir attığını. Gencecik insan bunu nasıl yapar kendine olur,  hepimiz azıcık eserikliyiz ya dışarıdan bakınca o yüzden heralde kendi kendimize yaptığımıza inanılır; mağduru suçlama psikolojisi dedi bir sosyolog bugün. Düşersin ‘düz yolda yürüyemiyor’ derler,  kaza yaparsın ‘zaten çok dikkatsiz kullanır o’ derler diye örnekledi. Ne severmişiz düşeni düştüğü yerde görmekten zevk alıp, vurma isteği duymayı. Ama muhtemelen vurulmaz düşene, sağda solda gören olur diye. Bazen onun çekincesini de yaşamayanlar olur hayatta, kitapsız vururlar. Yani birinin seni sevmesi değiştirmiyor hislerini, onlarca sevenin olsa, bir sevmeyenin kafasından geçenleri yüzünden okuyabiliyorsan işte o zaman gömülüyorsun derinlerinde bir çukura. 

Herkesin sevmesi mi gerekir seni aslında, yoksa senin kendini sevmediğini mi hatırlatıyordur her biri ve bu yüzden koşarak uzaklaşmak geliyor içinden bilmiyorum. Bir hastalık olur, bir gaflet anı, canının sıkkın olduğu bir dönem veya sebepsiz bedenin değişmiştir, çok veya az kilo almışsındır yani kısaca sevmediğin yeni bir bedenin vardır nedeni nasılı önemsiz. Sen çıkmak istersin o halden, kostüm gibi durur üzerinde, sana ait değilmiş gibi, sanki hemen biri gelip “Bu ne hal, senin değil ki, ver bakalım bana.” diyecekmiş gibi. kimse gelmez. Aynada baktığın kişiye yabancılaşırsın, yabancılaştıkça kendinden uzaklaşırsın. Başkalarının derdini dinler, sıkılsan da yanlarında durur, aman laf etmesinler diye onaylamadığın şeylere baş sallarsın. 



Canını acıtır sözleri ama sen her şeye zaten alınır olmuşsundur onlara göre, gerçekten alındığında dikkate alınmaz güya, yani savunmasızsındır, kalkanların düşmüş hedef olmuş böyle incecik bir dalın arkasında saklanmaya çalışan tombik bir asker gibi durursun savaş alanında. Gözlerinde ateş fışkıranlara dönüp “Hayırdır dayı sorun mu var?” diyemezsin sadece kibarlıktan falan değil baya yani kimsenin dikkatini çekmemek için, senden başka kimse anlamaz hatta sende anlamazsın “nasıl yapamam ben, nasıl başaramam” diye garipsersin. 

Senden başka kimsenin anlamaması öyle bir noktada kendini belli eder ki işte o nokta kırılma anı olur, ya batarsın dibe ya çıkarsın hırs ve öfkeyle;  yine bir yabancılaşma anı yaşarsın sabahın köründe,(başka birinin bedeninde uyandığını hayal etsin bu duyguyu hiç tatmamışlar) ilk defa tasma takılmış bir kedi gibi kendi kuyruğunun çevresinde endişe ile dönerken buna anlam veremeyen en yakınındakinin canını yakmak istersin “Bak bu kadar acıyor benim canım” diye söyle söyler incitirsin, ama bilirsin ki hiçbir söz yaşadığın kırgınlığı telafi etmez daha çok hırs kuşanır daha acımasızlaşırsın, acımasızlığın söker derini en çok kanatır. Kimi üzsen en çok ağlayan sen olursun gün sonunda.


Kalbin hani böyle sıkışır gibi olur ya içinden çıkamazsın tüm bunların, o sıkışmıyordur aslında, bir kafesin parmaklıklarını hırpalıyordur; sesini duyman için, tutsaklığın bitmesi için. Özgür asi bir kuşsun aslında demişti Ali Poyrazoğlu bir kanadı kırık topallayarak hayatta kalmaya çalışan, çünkü cesaretimizi söküp almışlar ruhumuzdan. Kaçırırsın gözlerini, hakkında konuştuklarını bilirsin, birinin söylemesine gerek olmaz ama birisi gelir söyler yine, duyarsın yani her türlü, (kendinden kaçanların en büyük yeteneğidir birinin ne konuştuğunu hissettiğini gözlerinden okumak, kendininkini okuyamıyor ya ihtisası başkaları üzerine) süslü laflar söylense de altında yatan acıma duygusu değil senin düşmenin kutlamasıdır. Böyledir insanoğlu, başarının kıstası bir başkası ile arasında ki mesafenin dikey düşeydeki uzunluğudur kendince, bazılarımız farklı yaratılmışızdır elbette, düşeyler ve yatayların her kesişimde kendi yüzümüzle karşılaşırız, tek derdimiz kendimiz tek rakibimiz bir önce bir sonra ama yine kendimizdir. Yalnız kalmaktan korkarsın en çok, süreç değişmez;  ilk zamanlar yalnızlık kolaydır, başkalarını suçlarsın kendince suçluluk oran denklemleri kurarsın “Oh söyledim kurtuldum hıh!” diye rahatladığını düşünürsün ama 4. Gün sıkıntı! İşte o 4. gün kendini suçlama zamanı gelir, hazır zaten sevmiyorsun kendini, acımasızsın zaten, yaşadığın hissettiğin her şeyin bedeli ona kalır garibim. Sonrasını biliyorsun.



 Nasıl çıkar insan kendi boşluğundan, nasıl unutarak devam eder yarına, nasıl sevebilir bir yabancıyı kendi ruhunda, nasıl onu anlamayan tüm sevdiklerini özgür bırakabilir acısından…

 Affetmek…

Yeme onu yeme işte, dostun değil o senin, acını dindirmeyecek, rahatlamayacaksın o tabaktan sonra, içinde aç olan miden değil asi kuş, açlık öyle bir şey değil!! Cesaret!! Dışarıya çık, evinde oturma, nefes yok evde, nefes almak için dışarı çık, ağaç olsun orada, deniz veya su.. Toprak olsun orada. Dışarı çık. Soğuk değildir yalnız bir ev kadar hiçbir orman, yürü, bir ağacın dış kabuklarına dokun yaralarının geçeceğini hatırla, kafanı kaldır gökyüzüne bak sevildiğini bil, tak kulağına bir müzik, erkenden uyan git, güneş senin için doğsun. Bir dal yaprak, renkli çiçekler, dalga köpükleri, martılar, kuşların şıkırtısı.. Ruhunun bir parçası doğada saklı, seni bir tek o iyileştirebilir, Ana eki almasının bir sebebi var elbette, sarar yaralarını….

Biliyorum bunların hiç biri mucizeye benzemiyor böyle uzaktan bakınca, ne değiştirebilir ki diye düşünüyor insan düşününce. Unutmaya, konuşanları düşünenleri susturmaya, bedenini değiştirmeye, canını acıttığın tüm sevdiklerine yaşattığın dakikaları geri almaya veya kendine olan küslüğünden vazgeçirmeye gücü yetmez sanıyorsun.


YAŞAMAYA CESARET EDEMEDİĞİ İÇİN MUCİZELERLE KARŞILAŞAMIYOR YARALILAR..


Sen ey kadın
Sen topraksın, toprak anadansın
129 metre yüksekte bir plazanın içerisinde sadece yaralı kuşsun kanatları kırılmış

Toprağa dey, senin orası, senden, mucizelerin gerçekleştiği yer.



14 Şubat 2014 Cuma

Anne ve Babam'a Açık Mektubumdur. (14 ŞUBAT Kuğusu)





Özellikle Amerika'da görkemli törenlerle kutlanan Sevgililer Günü 14 Şubat'ı her ne kadar bizde de aynı dozda yapılmaya çalışılsa da aynı etkiyi bir türlü yaratmıyor. Biz daha duygusal bir toplumuz; sadece sevgilimiz değil, yedi sülale hısım akraba dost herkes gönlümüze düştüğü, düşmeyenlerin küstüğü, bayram ziyaretine döndüğü için maliyet altından kalkılamayacak noktaya geliyor.

Aslında yılbaşı ile araları bu kadar yakın olmasa bir şansı olabilirdi ama Aralık-Ocak bütçesi dibe vurunca Şubat'ın bahtına can çekişmek kalıyor. Hele bir de çoluk çombalak varsa durum daha fena. Sömestre tatilinde cüzdanın ruhuna uğurlar olsun. 14 Şubat'a kimsenin takati kalmıyor tabi. Başarabilenlere bravo. Sevdiğiniz küçük jestlerle mutlu oluyorsa siz de onun mutlu olması için elinizden geleni yapıyorsanız, Bugün! baya baya hakkınız efenim. Kutlu mutlu olsun tüm kırmızı kalplere.

Özel gün sever olarak ben de eksik kalmayacağım elbette, 14 Şubat'ın hakkını vereceğim, sevdiceğimi hatırlayacağım minik sürprizlerle. Ama asıl 2014'ün Sevgililer Gününü, yani benim hayatımda yaşanacak olan o günü Anneme ve Babama armağan etmek istiyorum. İlk defa açık mektup yazarak, ilk defa isim vererek Blog'da. Benim bünyem için biraz duygusal bir yazı olacak şimdiden hatam olursa affola.

Büyüdükçe anlarmış insan değer nedir.. Annem boşuna dememiş yıllarca 'Büyüyünce anlarsın!' diye. Anlamak ne kelime yüreğim titriyor her gün aldıkça yeni yaşım.
Benim kahramanlarım meleklerim onlar. 

Eminim bu postu yayınladıktan kısa bir süre sonra okuyacaklar hatta ilk okuyan diğerine seslenecek 'Koş koş bak ne yazmış!' diye. Gözümde canlanıyor halleri, içim rahat rahat yazıyorum bu yüzden, onlar benim rüya takımım =).

Annem, Babam; sizler benim kurtarıcılarım, gururum, görünmez şatomun Kral ve Kraliçesi, düşlerimin savaşçıları, omzumdaki el, kalbimin atışındaki ritm..  Sizler benim yol arkadaşım, en derin zaafım.

Ne şanslıyım, ne kutsal bir hediye bu. Ne söylesem nasıl tarif etsem eksik ve az. Başım dik, yüzümde kocaman bir gülümseme adınız her geçtiğinde. Sizin evladınız olmak, işte o çok başka bir duygu. Her geceyi aydınlatır, her ışığı yukarılara taşırsınız, söylemesem de bilirsiniz kalbimden geçenleri, istemeden derman koşarsınız yanıma. Canım acısa en çok siz üzüleceksiniz diye korkarım, bir de başaramamaktan. 

Dünyanın en güvenli yeridir o koltuk, kıvrılıp kucağınıza gülmek en çok, tüm çocuklarınızın sesi... Gürültülüdür bizim evimiz, kalabalık ve mutlu. En büyük hazine saklıdır orada. Gören bilir çok öperiz, çok sarılırız birbirimize, isimlerimiz vardır her birimizin, sevdiğimizi söyleriz sık sık sık. Sevmeyi öğrettiniz bana, sevince affetmeyi, sevince inanmayı. Sade'ce sevmeyi...

Umarım ben de gelecekteki çocuklarıma bu duyguları hissettirebilecek kadar büyük bir kalbe sahibimdir. Umarım ben de onların en büyük kalesi olacak kadar güçlüyümdür.

Teşekkür ederim Her Şey için!

Sevgililer Günümüz Kutlu Olsun
Sonsuzlukta

No.1 Kızınız =)





12 Şubat 2014 Çarşamba

GÜNÜN DETAYI No.10 İLHAM PERİSİ

Kitaplar, meyveler ve yeni denemelerle dolu bir haftasonunun ardından...

Mutfak tezgahında sağlıklı atıştırmalar bulunmalı, her şekilde o mutfağa günde iki kere aç giriliyor en azından birini frenlese kardır bize.

Makarna yemekte sorun yok ancak özellikle kilo vermek isteniyorsa bol domatesli veya sebzeli olmasında, 8-9 dakikadan daha fazla pişirilmemesinde, yanında bol salata ile yenmesinde, porsiyonun küçük tutulmasında fayda var.

Nar bir mucize, mistik bir meyvedir. Faydalarının yanı sıra bana verdiği enerjisinden ötürü azimle ayıklarım, bir haftalık nar stoğumu doldururum sonra strese girmem.

Küçük Kara Balık, Neden  Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?, Rüya İnşa İtiraz ve Entelektüelin Kutsal Kitabı(üçüncü haftasında bitirdim bunu, aslında her gün bir sayfa okumam gerekliydi ama ben bir sene sabredecek kadar mülayim bir canlı değilim) bu hafta bitip kütüphanedeki yerini alan şanslı talihlilerim oldu. Yeni kitabım Sherlock ve Puslu Kıtalar Atlası yeni hafta hedefim olarak başucumda bulunuyorlar. Okumak, yazmak, yaratıcılığını kullanmak kadar insanı kendine getiren başka bir şey yok sanırım gerçi sevdiceğim kitaba başladığımda dünya ile ilişkimin kesildiğini iddia ediyor ama farkında değil ki ben o esnada başka başka dünyalarda yolculuğa çıkmış oluyorum.

Sevgiler