21 Ağustos 2013 Çarşamba

PARDON GARSON BEY, EN BÜYÜK PORSİYONDAN OLSUN LÜTFEN!




Kilolu olmanın en önemli sebeplerinden biri olarak ‘genetik’ yatkınlık gösterilir. Ailede obez veya fazla kilolu bir veya daha çok kişi varsa muhtemelen senin de kilolu olmanın tek sebebi ondan almış olduğun gen olduğunu düşünüp kolaylıkla suçlayabilirsin gibi bir düşünce beliriyor kafamda.
Ama iş benim aileme gelince tüm düşünce ve bilimsel veriler bir anda iç içe geçiyor ve kedi düğümü gibi karmakarışık hale geliyor. Bizim ailede yani anne ve baba tarafımdaki tüm nüfusun toplamında (ki buna gelin ve damatlarda dahil, sanırım üzüm üzüme baka baka karartmışız hepsini) bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar ‘normal kiloda’ insan var. Benimki artık genetik kilo değil, geleneksel şişmanlık statüsünü aldı. Kimi suçlayacağımı şaşırdım. 

Bugün halam ve kuzenlerimle toplandık yüzdük eğlendik ee biraz soluklanalım dedik ve bir cafeye girdik, oturduk konu yemek, kalkacağız konu yemek. Yalnız belirtmemde fayda var, gitme sebebimiz yemek yemek bile değildi, bir çay içip kalkacaktık sözde ama toplanan grup üyeleri bizimkiler olunca işler değişti elbette, hamburger gözleme, muhallebiye kadar geniş bir skalada sürüklendik. Halam anlatıyor ‘Bunlarla bir yere gidiyorum yemeğe, rezil oluyorum, yahu bir insan garsona sizdeki en büyük porsiyon nedir diye sorar mı? Restoranı toptan yiyecekler sanki.’ Bizi kuzenlerle bir gülme tutuyor ki sebebi açık, baya benziyoruz birbirimize. ‘Ya geçen tavacıya gittik artık nasıl bir sipariş verdikse garson 4 kişilik servis açtı, dedik abi biz iki kişiyiz sadece, ama yemekler baya güzeldi bir gün beraber gidelim.’ Tatlısı ayrı konu başlığı, eti makarnası ayrı, en son sushi muhabbetinde halam isyan etti ‘Doyuramıyoruz bunları, sonumuz hayrolsun!’. Ben tutamıyorum kendimi ‘Yahu ben onların yaşındayken çikolata yemekten bayılmıştım birgün, artık şekerim mi çıktı tansiyonum mu sıyırdı bilmiyorum.’ Bu laftan sonra başladık yarışmaya kim en çok çikolatayı, dondurmayı ve hamburgeri yemiş, en güzel nerede ne yenirmiş vs. 


Valla yeni nesil çok acımasız, sınır yok hem yemekte hem de yemek çeşidinde, anlaşılan ailemizin şanı daha uzun yıllar devam edecek sayemizde. Bu arada grubun içinde biri eski olmak üzere iki basketçi, bir futbolcu ve daimi spor yapan iki kişi var, egzersizin gözünü seveyim o da olmasa dağlara taşlara sığamayacakmışız mazallah. Yemek yemeyi hatta konuşmayı bile çok seven bu ailede ne mi olur dersiniz; efendim genelde anneler çocuklarını götürdükleri diyetisyenleri, doktorları hatta kendi üzerlerinde denedikleri kozmetik müdehaleleri paylaşır, çözüm arar, çoğunlukla bulamaz ve sonunda ‘Amannn ne haliniz varsa görün’ durumunda ipleri salar. İpleri salınmış bu yavrucaklarda kıtlık bilinci ile 4 porsiyon mantı, 1kg profiterol, 2set menu hamburger gibi müesseseleri şaşırtan siparişlere imza atar. Eee sen adamın 16 yıl boyunca yediklerinin kalorisinı hesaplar her gece yatmadan başucuna koyar, masada yemeklere en uzak köşeye oturtup tatlıyı iki ayda bir verirsen sonunda o da acısını çıkartmak için, kendi artı geçmişi artı geleceği olmak üzere 3 kişilik yemeğe başlar. Bu kısır döngüde annemin isyanı geldi gözümün önüne; elinde gazabımızdan kurtulamamış boş kurabiye kutusunu sallayarak ‘Kardeşim sizin ortanız yok ki, kısmayınca coşuyoruzsunuz kısınca da sonra acısını çıkartıyorsunuz, ben napiyim şimdi siz söyleyin yapıcam söz, hadi söyleyin bana!!!!’.


Not: Sabah koşuya başlama kararı aldık geceden, pazar alınmış pazartesi rejimine dönmeme umuduyla kapayacağım gözlerimi, 7 gün az bir zaman değil bir de bünyeyi alıştırırsak artık düzenli spora işte o zaman tatil dönüşü tam bir geri dönüş yaşanır. Tabana kuvvet.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder