Yeterince kalabalık, hız ve bize ait olmayan seslerin içinde yaşamaya çalışırken gerçekten içimizden ne geçtiğini veya ruhumuzun neler söylediğini duymakta zorlanırız. Tamam dürüst olacağım, 'duymakta zorlanmak' hafif bir tabir oldu çünkü duymamız aslında imkansızdır. İçimizden geçenleri değilde, yapmamız gerekenleri yaptığımız 24 saatin sonunda elimizde çoğunlukla 'yorgunluk' kalır. Kendimiz ve yine kendimize ayıracağımız başbaşa ufacık bir zaman dilimi hem duymamıza hem de biraz soluklanmamıza neden olacaktır. Bir kitap, bir fincan filtre kahve, ağaç gölgesi ve sessizlik... Belki de bu sessizlik içimizde ateşlenmeyi bekleyen fikir ve potansiyelleri harekete geçirir, kim bilir, hep güzel gelişmeler sessizlikte oluşur (spora başlamak, akşam yürüyüşlerine devam etmek, yazı yazmak, kurabiye süslemesi öğrenmek, yeni bir ülke keşfetmek, vs..). Üstelik gerçekten dinlenen ruhumuzun gücü bize başaramayacaklarımızın başaracaklarımızın yanında miniminnacık olduğunu hatırlatır, güç bende artık!!!!!!! Not: Sizinle bu keyifli anı paylaşmak için ufak bir mola vermiştim ancak şimdi kitabıma geri dönüyorum ve yeni bir kahveye başlıyorum... Aklıma da ilginç şeyler gelmiyor değil, belli mi olur yakında yeni süprizler yaparım belki. Sevgiler
Ben baya baya küçükken Sarıyer'de ve Fenerbahçe Parkı'nda yazlık açık hava sinemaları kurulurdu ve kült filmler gösterilirdi. En sevdiğim aktiviteydi sanırım. Orada izlenilen filmin etkisi bir başka olur. Son dönemde bu geleneksel yazlık sinemaların popüler olmaya başladığını ve bir çok farklı mekanda bu uygulamanın olduğunu fark edip hemen gittim, eksik kalır mıyım hiç. Sağ olsun eşim tüm film uyudu 'Gözüm dalmış Canım, uyumadım' dese bile anlaşılmayacak gibi değildi, oysa kendi seçti filmi, güya eleştirileri okumuş. Her şeye rağmen oldukça eğlendiğimiz bir akşamdı ve atmosferi yeterdi, yinede siz sevgilinizin uyuma ihtimaline karşın Pasifik Savaşı dışında bir film seçin. Pazar akşamı gittiğimiz sinemanın ertesinde kendimi biraz küçülmüş ve biraz daha neşeli hissettim, açık hava çarptı sanırım. Yaz bitmeden 'to do list' in en üst maddesi olma yolunda aday.
Not: O parmaklarımızı bulaya bulaya yediğimiz popcorn var ya, işte o sırf yağ deposuymuş. 1 küçük boyunda bile tüm rejimi katledecek kadar kalori varmış, üstelik mısır tahminimizden daha çok yağ ve tuz emdiği için fark etmeden hopppp mideye. Ben tuz eklemiyorum desem de Ayça Abla asla!!! deyince el mahkum sade soda ve 1 fincan filtre kahve ile filmi tamamladım. Karnımın gurultusundan uyuyamama durumunu özlemişim. Bir şey izlerken yemek yenmemesi gerektiği kuralına uymayı bir başarırsam zaten dünyalar benim olacak. Sevgiler